Muhterem Hocam, insanlar, Allah’ın sunduğu mutluluk davetini unutmayı nasıl başarmışlardır?

Soru

Muhterem Hocam, insanlar, Allah’ın sunduğu mutluluk davetini unutmayı nasıl başarmışlardır?

Cevap

"İblis’in dış tesiriyle. İblis, Kur'ân-ı Kerim’i değiştiremeyeceğini biliyor Hicr Suresi'nin 9. âyetinde Allahû Tealâ şöyle buyurur: 15/Hicr-9 İnnâ nahnu nezzelnâz zikre ve innâ lehu le hâfizûn(hâfizûne). Muhakkak ki zikri (Kur'ân-ı Kerim’i), Biz indirdik. O'nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz. İblis, insanları mürşide ulaşmaktan men etmek için herşeyi yapıyor. İşte A'raf Suresi'nin 16 ve 17. âyet-i kerimelerinde: 7/ARÂF-16 Kâle fe bimâ agveytenî le ak'udenne lehum sırâtekel mustekîm(mustekîme). (İblis): “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sıratı Mustakîmin'e onlara karşı (mani olmak için) oturacağım.” dedi. 7/ARÂF-17 Summe le âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn(şâkirîne). Sonra, elbette onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim ve onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın. ""Beni azdırmana yemin ederim ki Senin sırat-ı müstakimine oturacağım. Sağlarından, sollarından, önünden, arkandan gireceğim. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın."" Öyleyse burada İblis’in gayesi ne? İnsanları mürşide ulaşmaktan men etmektir. Nur Suresi 21. âyet-i kerimede de: 24/NÛR-21 Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun). Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir) Alîm’dir (en iyi bilendir). ""Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasa içinizden hiç biriniz ebediyyen nefsini tezkiye edemez."" Bakara 78'de ise: 2/BAKARA-78 Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne). Ve onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah’ın) Kitabı’nı bilmezler, sadece emaniyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zanda bulunuyorlar. İnsanların çoğunun emaniyeye denilen insanların zanlarına tâbî olduğunu bize beyan ediyor. O zaman Kur'ân'ın bütününe baktığımız zaman insanlar için mutluluk davetiyesi, reçetesi ve garantisi olan Kur'ân-ı Kerim'in hedefi hidayet ama hidayetin hedefide mutluluk. Öyleyse Kur'ân'daki mutluluğu yaşamak istiyorsak hidayeti dilememiz ve hidayeti hayatımıza tatbik etmemiz gerekir. Hidayet nedir o zaman? Hidayet, Bakara 120. âyetinde: 2/BAKARA-120 Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin). Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.”. Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur. ""Allah’a ulaşmak var ya işte o hidayettir."" 3/ÂLİ İMRÂN-73 Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun). Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir). ""Hidayet Allah'a ulaşmaktır."" İki âyet-i kerimede hidayetin Allah'a ulaşmak olduğunu görüyoruz. Ruhun hidayeti, ruhun Allah’a teslimidir; fizik vücudun hidayeti, fizik vücudun Allah’a teslimidir; nefesin hidayeti, nefsin Allah’a teslimidir. 4 SIRAT-I MUSTAKÎM (HİDAYET) 1. RUHUN HİDAYETİ NİSÂ – 175: Böylece Allah’a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah’a ulaştırmayı dileyenleri) ve O’na (Allah’a) sarılanları ise, (Allah) Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran “Sıratı Mustakîm”e hidayet edecektir (ulaştıracaktır). 2. FİZİK VÜCUDUN HİDAYETİ NAHL – 36: ... Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu... YÂSİN – 60: Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır. YÂSİN – 61: Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tir. 3. NEFSİN HİDAYETİ Hicr – 41: Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur.” 4. İRADENİN HİDAYETİ EN’ÂM – 153: Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti (emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz. Tevrat'ın da hidayet ve nur olduğunu, İncil'in de hidayet ve nur olduğunu ve Kur'ân-ı Kerim'in de hidayet ve nur olduğunu biliyoruz. Allah’ın Kitapları Öğüttür, Hidayet ve Nurdur 1. TEVRAT MÂİDE – 44 Muhakkak ki Tevrat’ı Biz indirdik, onda hidayet ve nur vardır. Kendileri (Hakk’a) teslim olmuş peygamberler, yahudilere, onunla hükmeder. Rabbanîler (kendilerini Rabb’lerine adamış olanlar) ve Ahbar olanlar da (zahidler, yahudi âlimler, hahamlar) Allah’ın Kitab’ından korumakla görevli oldukları ile hüküm verirler ve onlar, onun üzerine şahitler oldular. Artık insanlardan korkmayın, Ben’den korkun ve Benim âyetlerimi az bir değere satmayın. Ve kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar kâfirlerdir. 2. İNCİL MÂİDE – 46 Onların izleri üzerine, Tevrat’tan ellerinde bulunanı tasdik edici olarak Hz. Meryem’in oğlu İsâ’yı gönderdik. Ve ona, içinde bir hidayet ve bir nur olan, Tevrat’tan ellerinde bulunanı tasdik eden ve müttekîler (takvâ sahipleri) için, hidayete erdirici ve vaaz edici (öğüt verici) olan İncil’i verdik. 3. KUR’AN-I KERİM ŞÛRÂ – 52 Ve işte böylece sana emrimizden bir ruh (Kur'ân-ı Kerim) vahyettik. Ve sen, kitap nedir ve îmân nedir bilmiyordun. Ve lâkin O'nu “nur” kıldık. Kullarımızdan dilediğimizi O'nunla hidayete erdiririz... AHKÂF – 12 Ve O’ndan (Kur’ân’dan) önce îmâm ve rahmet olarak Hz. Musa’nın kitabı (Tevrat) vardır. Bu, Arap lisanı ile (Hz. Musa’nın kitabını) tasdik eden bir kitaptır. … Bütün Allah’ın yolunda olanların, başka insanları Allah’a davet etmeleri haktır. Ama insanlar Kur'ân-ı Kerim indirildikten 14 asır geçtikten sonra Allah'ın davetini unutmuşlar. Çünkü iblis bir takım insanların eliyle adım adım kitabın özelliğini değiştirmeyi başarmış. en başarılı olduğu konu ise hidayet konusu. Hidayet neden mutluluğun anahtarıdır. Eğer hidayet yoksa din yoktur. Eğer hidayet yoksa îman da yoktur. Her şey onunla başlar, hidayetçi mutluluğu vücuda getirebilecek olan özelliği taşır. İşte eğer Maide 44'de ""Tevrat’ı Biz indirdik, onda hidayet ve nur vardır. İncil'i Biz indirdik, onda hidayet ve nur vardır. Kur'ân-ı Biz indirdik, onda hidayet ve nur vardır."" Görüyoruz ki hidayetin sahibi olmak; Kur'ân’daki hidayeti dilemekle. Nurun sahibi olmak; Kur'ân-ı Kerim'i yaşamakla gerçekleşir. Ve bunların ikisi söz konusu değilse, hiçbir zaman hedefe ulaşmak da mümkün olamaz. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 22 Ekim 20266 dk okuma3