Muhterem Hocam, insanlara verilen ilmin muhtevası nedir?

Soru

Muhterem Hocam, insanlara verilen ilmin muhtevası nedir?

Cevap

İnsanlara verilen ilmin muhtevası, ilm'el yakîn seviyesinde kişinin 7 kademedeki nefs tezkiyesi, buna paralel ruhun 7 tane gök katı yükselerek Allah’ın Zatı'na ulaşması ve fizik vücudun Allah’a kul olmasını içeren ilm'el yakîni muhtevasını alır.

Kur’ân’ın bütününe baktığımız zaman 7 safha 4 teslim, Kur’ân’ın bütününe baktığımız zaman 28 basamak İslâm merdiveni ve Kur’ân’ın bütününe baktığımız zaman üç yakîn içeriyor: ilm'el yakîn, ayn'el yakîn ve hakk'ul yakîn. İşte bu ilm'el yakîn bölümü bir dileği ifade ediyor ve onu içeriyor. Meryem 43’te Hz. İbrahim (A.S) diyor ki:

19/MERYEM-43 Yâ ebeti innî kad câenî minel ilmi mâ lem ye’tike fettebi’nî ehdike sırâtan seviyyâ(seviyyen).

Ey babacığım, muhakkak ki bana, sana gelmeyen bir ilim gelmiştir! Öyleyse bana tâbî ol. Seni, Sıratı Seviye’ye (düzgün, seviyeli, Allah’a ulaştıran yola) hidayet edeyim (ulaştırayım).

“Ya ebeti: Ey babacığım! Sana verilmeyen ilim bana verildi. Bana tâbî ol ki seni sırat-ı seviyye, sırat-ı müstakîme ulaştırayım.”

Bir taraftan Allah’ın dostları var, insanları Allah’a davet ederler. Bunların başında Allah’ın nebîleri, velî resûlleri, velî mürşidleri geliyor. Öte yandan şeytanın dostları, tağutlar var. Hacc 8’de de onların özellikleri veriliyor:

22/HACC-8 Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin).

Ve insanlardan (öyle) kimseler vardır ki; bir ilme, bir hidayetçiye ve nurlu (aydınlatıcı) bir kitaba sahip olmaksızın Allah hakkında mücâdele eder.

“İnsanlardan öyle kişiler var ki bir ilmi yok, hidayetçiye tâbî değil, nurlu bir Kitab’a dayanmadan sadece boşboğazlık yapıyor, zanlarla konuşuyor.”

Allah bütün ilimlerini bir maksat üzere vücuda getirmiştir. Bütün ilimlerden murad insanın mutluluğu ve huzurudur. İlim dediğimiz herşey insanlara bunu sağlayabilecek olan bir özelliğin etrafında toplanıyor. İşte Kur’ân-ı Kerîm bütün ilimleri kapsayan yegâne kaynaktır. İlmin temel sahibidir. Verilen ilim bize Allah’a ulaşmayı dilemeyi emreden ilimdir. Örneğin Câsiye Suresi'nin 23. âyet-i kerimesinde:

45/CÂSİYE-23 E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveten, fe men yehdîhi min ba’dillâhi, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).

Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?

“Hevasını ilâh edineni görmedin mi? Bir ilim üzere Allah onları delâlette bırakmıştır.” O zaman bu kişi hevasını ilâh edinmiş, ilmin sahibi ama delâlette. O zaman o kişinin sahip olduğu ilim onu delâletten hidayete erdirebilecek muhtevada değil. Yani faydasız ilim.

Ancak hangi ilimle kişi delâletten hidayete kendisini kurtarabiliyor? Hidayet ilmiyle. Allah’a ulaşmayı dilediği zaman ancak bu olay gerçekleşir. Verilen ilim bizi Allah’a ulaşmayı dilemeyi emreden ilimdir. Bu bir sunuştur. Allah’ın ilmi bütün devirlerde mutlaka bütün kavimlere ulaştırılmıştır. Ama insanların %90’ından fazlası her devirde Allah’ın kendilerine verilen ilme isyan etmişlerdir.

Resûlullah (S.A.V) Efendimiz: “Allah’ın davetine icabet etmeyen, daha doğrusu Resûl’ün davetine icabet etmeyen, Allah’a ve Resûlü’ne asi olmuştur.” buyuruyor. Öte yandan başka bir hadîs-i şerifte Allah Resûlü buyuruyor ki: “Faydasız ilimden, yükseltmeyen amelden, kabul olmayan duadan Sana sığınırım.” Öyleyse faydasız ilmin kişiye bir mutluluk sağlayabilmesi mümkün değil.

Allah malı dilediğine, ilmi dileyene verir. Allahû Teâlâ malı herkese veriyor. Rahman esması herkes için geçerlidir ve malın verilmesi de Rahman esmasının bir sonucudur. Ama ilim ancak hak edene, dilediğine ilmi Allahû Teâlâ veriyor. Bir insanın ilim sahibi olabilmesi mutlak surette Allah’a ulaşmayı dilemesi lazım. Ancak Allah’a ulaşmayı dilediği an Allahû Teâlâ o kişiye ilim veriyor ve o ilim verilenlerden oluyor.

Tam 7 tane âyet-i kerimede Kur’ân-ı Kerîm’de Allah ilim verilenlerden bahsediyor.

İLİM VERİLENLER (ÖĞRENENLER)

1. NAHL-27: Sonra kıyamet günü (Allah), onları alçaltacak. Ve onlara: "Ortaklarım nerede?" diyecek. "Onlar için ayrılıklara düştünüz." Kendilerine ilim verilenler şöyle dedi: “Muhakkak ki rezillik ve azap, bugün kâfirlerin üstündedir.”

2. İSRÂ-107: De ki: “O’na inanılsın veya inanılmasın, O’ndan önce kendilerine ilim verilen kimseler, onlara (Kur’ân’ın secde âyetleri) okunduğu zaman, secde ederek çeneleri üstüne kapanırlar.”

3. HACC-54: Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O’na iman etmeleri, onların kalplerinin O’nu (Allah’ı) idrak etmesi içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları mutlaka Sıratı Mustakîm’e hidayet edendir.

4. KASAS-80: Ve ilim verilenler: “Size yazıklar olsun! Âmenû olan ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar için Allah’ın sevabı daha hayırlıdır. Buna, sabredenlerden başkası mülaki olmaz.” dediler.

5. ANKEBÛT-49: Hayır O (Kur’ân-ı Kerim), ilim verilenlerin sinelerinde beyan olunan âyetlerdir. Ve zalimler hariç, onlar âyetlerimizi bile bile inkâr etmezler.

6. RÛM-56: Ve ilim ve iman verilenler: “Andolsun ki Allah’ın Kitabı’ndaki beas (yeniden diriliş) gününe kadar (mezarda) kaldınız.” dediler. İşte bu beas günüdür. Lâkin siz bilmiyordunuz.

7. MUHAMMED-16: Ve seni dinleyenlerden bir kısmı, senin yanından çıktıkları zaman, kendilerine ilim verilenlere: “Biraz önce (O) ne dedi?” dediler. İşte onlar, Allah’ın kalplerini mühürledikleri kişilerdir ve onlar hevalarına tâbi olanlardır.

Evet, bunların başında Nahl Suresi'nin 27. âyet-i kerimesi: “Kendilerine ilim verilenler şöyle dedi…”

İsra 17’de: “Kendilerine ilim verilen kimseler, onlar şöyle şöyle derler…”

Hac 54’te: “Kendilerine ilim verilenlerin, söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri için…”

Kasas 80: “İlim verilenler…”

Ankebut 49: “Kur’ân-ı Kerim ilim verilenlerin sinelerinde beyan olunan âyetlerdir.”

Rum 56: “İlim ve îmân verilenler…”

Örneğin Allahû Tealâ Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’e Şûrâ 52’de ne diyor?

42/ŞÛRÂ-52 Ve kezâlike evhaynâ ileyke rûhan min emrinâ, mâ kunte tedrî mâl kitâbu ve lâl îmânu ve lâkin cealnâhu nûran nehdî bihî men neşâu min ibâdinâ, ve inneke le tehdî ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).

Ve işte böylece sana emrimizden bir ruh (Kur'ân-ı Kerim) vahyettik. Ve sen, kitap nedir ve îmân nedir bilmiyordun. Ve lâkin O'nu “nur” kıldık. Kullarımızdan dilediğimizi O'nunla hidayete erdiririz. Ve muhakkak ki sen, mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet ediyorsun (ulaştırıyorsun).

“Bunun gibi sana emrimizden bir ruh vahyettik. Bundan önce Kitab nedir, îmân nedir bilmiyordun.”

“Kitab nedir, îmân nedir bilmiyordun.” olayı, ilim ve îmân burada ilmin de Kitab olduğu sonucuna ulaşıyoruz.

Öyleyse Allahû Tealâ malı dilediğine verir ki Rahman esmasının bir sonucudur. Herkes bundan faydalanır. Havasından, suyundan, toprağından her nesne Rahman esmasının tecellisiyle fizikî nimetlerin hepsi herkes için geçerlidir.

Ama Rahim esması öyle değil. Rahim esması Allah'ın tecelli ettiği kişilerin üzerinedir onlar mutlaka Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 22 Ekim 20266 dk okuma0