Muhterem Hocam, insanların dış görünüşlerine bakarak onları "Bunda îmân ne gezer! Dinsiz! İmansız! Zındık! Fasık!" gibi sıfatlarla isimlendirmek ne derece doğrudur? Açıklar mısınız?

Soru

Muhterem Hocam, insanların dış görünüşlerine bakarak onları "Bunda îmân ne gezer! Dinsiz! İmansız! Zındık! Fasık!" gibi sıfatlarla isimlendirmek ne derece doğrudur? Açıklar mısınız?

Cevap

Hiç doğru değil. Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ insanların soyuna, şekline, malına bakmaz. Allah insanların kalbindeki niyete ve o niyete paralel işlediği amele bakıyor. Allah’ın değerlendirme sistemi bu.

HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9 + Müslim, IV, 1987 (M. Fuat Abdülbaki Neşri); Ebû Dâvud, III, 623. "Allah sizin soyunuza, mallarınıza, şekillerinize bakmaz; devamlı olarak kalbinize ve o kalpteki niyete paralel işlediğiniz amele bakar."

Öyleyse Allah katında insanların değeri yaptığı zikirle ölçülüyor. Birisi diyor ki: "Ben Allah’ı çok seviyorum." Sualimiz ona: "Ne kadar zikrediyorsun?" "Hiç zikretmiyorum." O zaman onun sevgisi dildendir, kalpten değil. Kalpten olmadığı için de Allahû Tealâ’nın katında bir değeri yok. Ben Allah’ı çok seviyorum ama üç saat zikrediyorum. Yine söylediği doğru değil. Ben Allah’ı çok seviyorum ve on sekiz saat zikrediyorsa evet, bu söylediği doğru. Yani kişinin Allah’a olan sevgisi yirmi dört saatlik zaman dilimi içerisinde yaptığı zikirle ölçülür. Belki îmân ne gezer, dinsiz, imansız, zındık, fasık gibi sıfatlarla isimlendirilmiş kişiler belki de içlerinden kalp zikrini yapmıyorlardır veya o gün yapmıyorlarsa yarın bir gün Allah’a ulaşmayı diler, üst seviyede bir zikre ulaşır. Bütün bunlar bize insanların dış görünüşlerine bakarak değerlendirmememizi istiyor. Allahû Tealâ’nın değerlendirme sistemi kaybedilen dereceler, kazandığı dereceler itibarıyladır. Allahû Tealâ Mu'minûn suresi 102. âyet-i kerimesinde;

23/MUMİNÛN-102  Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne). O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir.

Kimin kazandığı dereceler kaybettiği fazlaysa o felahtadır. Onun gideceği yer cennettir. O, Allah’a göre iyi bir kuldur.

23/MUMİNÛN-103 Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne). Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.

Kimin hasenat tartıları hafif gelirse o da cehenneme gidecektir. Bu da Allah’ın katında nefsini hüsrana düşürmüştür. Öyleyse tamamen Allah’ın değerlendirme sistemi kalp üzerinden gerçekleşiyor. Kimdir hüsrandan kendisini kurtaran? Allah’a ulaşmayı dileyen kimin kazandığı kazandır, kaybettireceği fazladır? Allah’a ulaşmayı kalben dileyen ama dış ameli ne olursa olsun, 100 senede İslâm’ın beş şartını yerine getirirse, Allah’a ulaşmayı dilemediği takdirde onun kaybettiği dereceler kazandığı derecenin fazlaysa sebebi çünkü yaptığı ameller boşa gidiyor. Ama hiç cennetlik ameli yok, Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin kazandığı dereceler kaybettiği dereceden fazladır. Hiç ameli yok. Evet, hiç ameli yok. Ama Allahû Tealâ o kişinin yaptığı günah miktarı kadar Allahû Tealâ ona sevap veriyor. Günahlarını örtüyor. Öyle olunca kurtuluşun can simidi adeta Hz. Musa (A.S) asası gibi bir dilek, o Allah’a ulaşmayı dilemektir.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 7 Eylül 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20263 dk okuma1