Muhterem Hocam, İrşad makamının sözlerini en üst seviyede işitebilmenin yolu nedir acaba?

Soru

Muhterem Hocam, İrşad makamının sözlerini en üst seviyede işitebilmenin yolu nedir acaba?

Cevap

Allah’ı düşünerek zikir yaptığımız zaman bize söylenen herşeyi en ince detaylarıyla duymuş oluruz. Ama aklımız, şeytanın da dış tesiriyle, çevre faktörleriyle, günlük meşgalelerle, devamlı geçmişle ve gelecekle bizi oyalıyor.

Ne zaman ânı yaşayabiliriz? Allah’ı düşünerek zikir yaptığımız zaman. Eğer O’nu düşünürseniz anlamayacağınız hiçbir şey olmaz.

Hepsini işitmek istiyorsanız konuşmanın başından sonuna kadar Allah’ı düşünerek zikredin. Konferanslarda biz hep şöyle diyoruz: "Gözünüz ekranda, kulağınız konferansı, sohbeti yapanda ama kalbiniz de Allah’ta olsun."

İşte devamlı Allah'ı düşünerek bu zikri yapıyorsak hep şeytanın kapısı kapalı, Allah’ın kapısı açık ve o kapıdan devamlı kalbimize rahmet geliyor.

Allah’a ulaşmayı dileyen birisi ise rahmet ve fazl giriyor ama henüz kalbe îmân yazılmadığı için fazıllar kalbe girmiyor ama rahmet içeri sızıyor ve kişiyi huşû sahibi kılıyor. Ama 12 tane ihsanla mürşidine tâbî ise o zaman o 7 kalp şartının sahibidir ve o kişi nefs tezkiyesine başlayan birisidir. Resûlullah’ın buyurduğu: “Temizlik îmândan gelir.” Kalbe îmân yazılmışsa o kişi nefs tezkiyesine başlar. Dinlediğiniz zaman eğer gerçek anlamda zikretmiyorsanız, sadece duyarsınız, konuşma bittikten sonra bazılarını anladınız, bazılarını atladınız, bunu çok iyi bilirsiniz. Demek ki anladığınız yerleri işittiniz ama anlamadığınız yerleri yalnızca duydunuz.

İşte Muhammed Suresinin 16. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor:

47/MUHAMMED-16 Ve minhum men yestemiu ileyke, hattâ izâ harecû min indike kâlû lillezîne ûtûl ilme mâzâ kâle ânifâ(ânifen), ulâikellezîne tabaallâhu alâ kulûbihim vettebeû ehvâehum.

Ve seni dinleyenlerden bir kısmı, senin yanından çıktıkları zaman, kendilerine ilim verilenlere: “Biraz önce (O) ne dedi?” dediler. İşte onlar, Allah’ın, kalplerini mühürledikleri kişilerdir ve onlar hevalarına tâbî olanlardır.

Demek ki anlamamışlar. Yani işitmemişler.

Ama eğer kişi Allah’a ulaşmayı dilemiş olsaydı o ilim verilenlerden olacaktı. Allahû Tealâ Hacc 54’te buyuruyor:

22/HACC-54 Ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 24 Ekim 2026Son güncelleme: 24 Ekim 20262 dk okuma2