Muhterem Hocam, İslâm’a ve Kur’ân’a uymak, dinimizi öğrenmek için meal ve tefsir mi okumak gerekir? Açıklayabilir misiniz?
Soru
Muhterem Hocam, İslâm’a ve Kur’ân’a uymak, dinimizi öğrenmek için meal ve tefsir mi okumak gerekir? Açıklayabilir misiniz?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, İslâm’a ve Kur’ân’a uymanın, dinimizi öğrenmenin olmazsa olmaz şartı, kalpten Allah’a ulaşmayı dilemek ve mürşide tâbî olmaktır.
Kur’ân’ın kendisine indirildiği Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz ve onunla birlikte Kur’ân’daki İslâm’ı yaşayan sahâbenin hepsinin ana lisanı Arapçaydı. Kur’ân da Arapça olmasına rağmen, hepsi dinlerini Resûlullah’tan öğrendiler. Nebîler Sultanı Hz. Muhammed (S.A.V) buyuruyor ki:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Sahih Buhârî, 9. cilt, 1409. Hadîs
“Benden sonra nebî gelmeyecek, âlimler gelecek, halifeler gelecek. Onlara tâbî olan bana tâbî olur, onlara asi olan bana asi olur.”
Yine Allah Resûlü’ne şöyle soruluyor: “Ya Resûlullah! Sen son nebîsin. Biz dinimizi senden öğrendik. Bizden sonra insanlar dini kimden öğrenecekler?” Resûlullah’ın cevabı çok manidardır:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: İbn Abdilber Camiulilim; 11.110, İbn Hazm ahkam 4 c. 82.
“Benim sahâbem gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tâbî olursanız hidayete erersiniz.”
İşte bu iki hadîsten de anlaşıldığı gibi, kişinin kendi kendine sadece meal ve tefsir okumasıyla Kur’ân öğrenilmiyor. Aksine, her devirde Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz'in varisleri olan imamlar, halifeler ve âlimler olacaktır ve onlara tâbî olunması gerekir.
İşte 14 asır evvel Kur’ân âyetleri bir bir Resûlullah’a vahyedildiği zaman, O da âyetlerle insanlara tebliğ yapıyor, onları Allah’a davet ediyordu. Sahâbe, davete icabet eden, işitenlerdir. O dönemin müşrikleri ve kâfirleri ise daveti kabul etmeyerek İslâm’ın karşısında yer alanlardır.
Şimdi, İslâm’a ve Kur’ân’a uymak mutlak surette kalpten Allah’a ulaşmayı dilemektir. Kur’ân-ı Kerim’in de giriş kapısı, cennetin de giriş kapısı bir dilektir. Bu dilek, kalpten Allah’a ulaşmayı dilemektir. Bu dileğin sahibi olmayan insanlar Allah’ın âyetlerinden gâfildirler. Yûnus Suresinin 7-8. âyetlerinde:
10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
10/YÛNUS-8: Ulâike me’vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
Öyleyse dinle huzuru, mutluluğu, dünya ve ahiret saadetini yaşamak istiyorsak, olmazsa olmaz şart kalpten Allah’a ulaşmayı dilemek gerekir. Dilediğimiz taktirde Allahû Tealâ, bizi 7 furkanın kendisine verildiği kişiye, yani mürşidimize mutlaka ulaştıracaktır.
Başlangıç noktasında bütün insanlar 19 negatif özelliğin sahibidir. Bu 19 negatif özellikten biri de kişinin ölü, sağır, dilsiz ve kör olmasıdır. Ölü olan insanın dirilebilmesi ise mutlaka kalpten Allah’a ulaşmayı dilemesine bağlıdır. Eğer dilemezse ölü vaziyette, sağır, dilsiz ve kör olarak hayatına devam edecektir. Onun Kur’an’da bir nasip sahibi olması zaten mümkün değildir.
ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEYENLERİN 19 NEGATİF ÖZELLİĞİ
1. Allah’ın âyetlerinden gâfildir. Yûnus-7 / Nahl-78
2. Şirktedir. Zumer-65
3. Küfürdedir. Sebe-20
4. Dalâlettedir. Ra’d-27
5. Sağır, kör ve dilsizdir, ölüdür. Bakara-18, 171 / Zuhruf-40 / En’âm-39, 122 / Enfâl-24
6. Fısktadır. Bakara-26
7. Şeytanın kulu ve dostudur. Bakara-257 / Zumer-17
8. Dinde fırkalara ayrılmıştır. En’âm-43
9. Zalimdir (nefsine zulmedendir). Mâide-51 / İbrâhîm-27
10. Cahildir (akletmeyendir). Bakara-13 / Bakara-142
11. İsyandadır. Yûnus-11
12. Sebîlel gayy’dadır. A’râf-146
13. Fitnededir. A’râf-27 / Enfâl-28
14. Birbirine düşmandır. Âli İmrân-103
15. Amelleri boşa giden (hüsranda). Zumer-65
16. Takva sahibi değildir. Rûm-32
17. Mü’min değildir. Sebe-20
18. Hidayette değildir. Yûnus-45
19. Gideceği yer cehennem. Mu’minûn-103 / A’râf-178
Bu sebeple Allah Resûlü (S.A.V) şöyle buyurmuştur:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buhârî, Fezailül Kur’an 21
Hayrukum men teâlleme elkur’âne ve âllemehu: “Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğretendir.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Âhir Zaman 57.
“Ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorluklarınızı gideren VELÎ OLAN KİMSEYE KATILINIZ, O MEHDİ’DİR.”
Öğrenen; kalpten Allah’a ulaşmayı dileyen, mürşidine tâbî olan, ruhunu teslim eden, fizik vücudunu teslim eden, nefsini teslim eden, ihlâsa ulaşan ve iradesini teslim edendir. Öğreten ise irade teslimine ulaştıktan sonra Allah’ın irşada memur ve mezun kıldığı kişidir.
Her devirde mutlaka öğrenen var; 7 safha, 4 teslimi yaşayan. Ve her devirde Allahû Tealâ’nın irşada memur ve mezun kıldığı bir velî mürşid var, velî resûl var, velî imam var; mutlaka bunlar vardır. Allahû Tealâ bizi ister velî imama, ister velî resûle, ister velî mürşide, ister vekil mürşide ulaştırsın; ancak o şartlar altında dinimizi öğrenebiliriz. Devrin imamı hidayete erdirendir. Ama devrin imamını temsil eden, ona vesile olanlar vardır. Onlar kavim resûlleridir, onlar velî mürşidlerdir, onlar salihlerdir, muhlislerdir, ulûl’elbabdır, muhsinlerdir ve zahidlerdir. 7 grup insan söz konusudur. Âlimler, enbiyanın varisleridir.
DEVRİN İMAMINI TEMSİL EDEN HİDAYETE VESİLE OLANLAR
1. ZAHİDLER (Ruh Teslimini Gerçekleştirenler)
CUMA-10: Artık namazı kaza ettiğiniz zaman yeryüzüne yayılın ve Allah’ın fazlından isteyin ve Allah’ı çok zikredin. Umulur ki, böylece siz felâha erersiniz.
2. MUHSİNLER (Fizik Vücudu Teslimi Yapanlar)
ÂLİ İMRÂN-20: Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: “Ben ve bana tâbî olanlar veçhimizi (fizik vücudumuzu) Allah’a teslim ettik.”…
3. ULÛL’ELBAB (Nefsini Allah’a Teslim Edenler)
ÂLİ İMRÂN-7: …Ve onun te’vilini Allah’tan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O’na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır.” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl’elbab.
4. MUHLİSLER (Vekil Mürşidler)
HİCR-40: “Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna.”
5. SALİHLER (İradelerini Allah’a Teslim Edenler)
NİSÂ-69: …Allah’ın kendilerine ni’met verdiği nebîlerle ve sıddîklerle ve şehitlerle ve salihlerle beraberdirler…
ENBİYÂ-105: Andolsun ki; zikirden (Tevrat’tan) sonra Zebur’da, arza salih kullarımızın varis olacağını, yazdık.
6. VELÎ MÜRŞİDLER
TEVBE-71: …Ma’ruf ile emreder ve münkerden nehyederler (yasaklarlar) ve namazı ikame ederler ve zekâtı verirler. Allah ve O’nun Resûlü’ne itaat ederler…
7. KAVİM RESÛLLERİ
NAHL-36: Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık)…
KASAS-68: Ve Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Ve seçim hakkı onlara ait değildir. Allah münezzehtir ve (onların) şirk koştukları şeylerden yücedir.