Muhterem Hocam, İslâm'da nebîlerin olmadığı dönemlerde, Kur'an-ı Kerim'in açıklanması nasıl gerçekleşti? Açıklar mısınız?
Soru
Muhterem Hocam, İslâm'da nebîlerin olmadığı dönemlerde, Kur'an-ı Kerim'in açıklanması nasıl gerçekleşti? Açıklar mısınız?
Cevap
Nebîlerin olmadığı dönemlerde Allah, velî resûllerden bir tanesini seçiyor ve onu vekâleten devrin imamı olarak tayin ediyor. O, açıklıyor.
İşte nebîlerin arasında fetret dönemi, Mâide-19'da: "Ey Kitap ehli! Resûllerin (peygamberlerin yani nebîlerin) fetret devrinde (yani peygamberlerin olmadığı devrinde) (aralarının kesildiği zamanda), sizlere gerçekleri açıklayan Resûl’ümüz (elçimiz) gelmişti. “Bize bir müjdeleyici ve de uyarıcı gelmedi.” dersiniz diye (dememeniz için). Oysa size "müjdeleyici ve uyarıcı" bir Resûl gelmişti."
5/MÂİDE-19 Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetretin min er rusuli en tekûlû mâ câenâ min beşîrin ve lâ nezîrin fe kad câekum beşîrun ve nezîr(nezîru) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun). Ey Kitap ehli! Resûllerin (peygamberlerin) fetret devrinde (aralarının kesildiği zamanda), sizlere gerçekleri açıklayan Resûl’ümüz (elçimiz) gelmişti. “Bize bir müjdeleyici ve de uyarıcı gelmedi.” dersiniz diye (dememeniz için). Oysa size "müjdeleyici ve uyarıcı" bir Resûl gelmişti. Allah herşeye kaadirdir.
Öyleyse hiçbir zaman dilimi yoktur ki, devrin imamı olmasın. Devrin imamı ya bir nebî resûldür veya bir velî resûldür. Onun için İmâm-ı Rabbanî Hz.: "İnsanlar 2 yolla hidayete ererler: Kutb-u nübüvvet ve Kutb-u velâyet."
İmam-ı Rabbanî Hz. “İnsanlar iki yolla hidayete ererler. Kutb-u nübüvvet, kutb-u velâyet.”
Kutb-u nübüvvetin son temsilcisi, Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz'dir. Ama son nebî o olması hasebiyle bir daha nebî gelmeyecek. Kıyâmete kadar hidayete erecek olanlar, kutb-u velâyetle hidayete eriyor yani velî resûllerle.
Öyleyse şu an vekâleten devrin imamı var mı? Var. O nedir? O, bir velî resûldür; bir nebî resûl değil. Çünkü nübüvvet Peygamber Efendimiz (S.A.V) ile sona ermiştir.
İşte her devirde, her kavimde ardı arkası kesilmeksizin, Allah, velî resûller tayin ediyor: Mu'minun-44.
23/MU'MİNÛN-44 Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne). Sonra Biz, resûllerimizi art arda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.
Âli İmrân Suresinin 179. âyet-i kerimesinde de bu ardı arkası kesilmeksizin gönderilen resûllerden bir tanesini Allahû Tealâ seçiyor.
3/ÂLİ İMRÂN-179 Mâ kânallâhu li yezerel mu’minîne alâ mâ entum aleyhi hattâ yemîzel habîse minet tayyib(tayyibi), ve mâ kânallâhu li yutliakum alâl gaybi ve lâkinnallâhe yectebî min rusulihî men yeşâu fe âminû billâhi ve rusulihî, ve in tu’minû ve tettekû fe lekum ecrun azîm(azîmun). Allah, habis olanı (kötüyü), temiz olandan (mü'min olanı, mü'min gözükenden) ayırıncaya kadar mü'minleri, sizin bulunduğunuz hâl üzere (mü'min olanla mü'min gözükenin bir arada olduğu bir durumda) terk edecek değildir. Ve Allah sizi gayba muttali edecek (gaybı bildirecek) değildir. Ve lâkin Allah, resûllerinden dilediği kimseyi seçer (gaybı o resûlüne bildirir). O halde, Allah'a ve O'nun resûllerine îmân edin. Ve eğer âmenû olur ve takva sahibi olursanız, o zaman sizin için "Büyük Ecir" vardır.
İşte bakın diyor ki: "Allah size gaybı bildirmez. Ve lâkin O, resûllerinden dilediğini seçer ve gaybı o resûlüne bildirir."
Öyleyse her devirde Allah'ın kendisine gaybı bildirdiği ya bir bir nebî resûl veya bir velî resûl söz konusu. O, tasarruf rızasının sahibidir ve Kur'ân-ı Kerim'i, o açıklıyor. Kıyâme Suresinin 16, 17, 18, 19. âyet-i kerimeleri nasıl Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz için geçerliyse O'nun mirasını devralan velî resûller için de bulunduğu zaman için geçerlidir.
75/KIYÂME-16 Lâ tuharrik bihî lisâneke li ta’cele bihî. O’na (Kur’ân-ı Kerim’i ezberlemeye), acele ederek, O’nunla (Cebrail (A.S) ile beraber) dilini hareket ettirme. 75/KIYÂME-17 İnne aleynâ cem’ahu ve kur’ânehu. Muhakkak ki O’nun toplanması ve okunması Bize aittir. 75/KIYÂME-18 Fe izâ kara’nâhu fettebi’ kur’ânehu. Öyleyse O’nu okuduğumuz zaman, artık O’nun (Kur’ân’ın) okunuşuna tâbî ol. 75/KIYÂME-19 Summe inne aleynâ beyânehu. Sonra O’nun beyanı (açıklanması) muhakkak ki Bize aittir.
Her devirde mutlaka vekâleten devrin imamı vardır, kıyâmete kadar. İşte Kur'ân'ın indirildiği Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz'e Kur'ân'ı Cebrail (A.S) indiriyor. "Cebrail (A.S.) getirdiği zaman dilini hareket ettirme." diyor. "Muhakkak ki O’nun toplanması ve okunması Bize aittir." "O’nu okuduğumuz zaman, artık O’nun okumasına tâbî ol." "Sonra O’nun beyanı, açıklanması da Bize aittir." 19. âyet-i kerime.
Öyleyse her devirde Kur'ân'ın açıklamasını devrin imamı yapıyor. Devrin imamı da Allah'ın tasarrufunda. Yani Allah, Kur'ân-ı Kerim'in lafzı ve 7 ruhunu açıklıyor. Ama kimin vasıtasıyla? Devrin imamının vasıtasıyla...