Muhterem Hocam, kalpteki fazıllar da fısktan sonra zikir sayımız düşerse azalma olur mu? Ya da fazılların artışı nasıl oluyor? Açıklar mısınız?

Soru

Muhterem Hocam, kalpteki fazıllar da fısktan sonra zikir sayımız düşerse azalma olur mu? Ya da fazılların artışı nasıl oluyor? Açıklar mısınız?

Cevap

Evet sevgili kardeşlerim, fısktan sonra zikriniz düşerse yavaş yavaş o fazılların yerine karanlıklar tekrar çoğalır. Hiç kalbi açılmayan ama devamlı şerr işleyen insanların kalpteki karanlıkları artar. Hangi âyet bize bunu söylüyor? Bakara-10.

2/BAKARA-10: Fî kulûbihim maradun, fe zâdehumullâhu maradâ(maradan) ve lehum azâbun elîmun bi mâ kânû yekzibûn(yekzibûne).

Onların kalplerinde maraz (hastalık) vardır. Allah da bu sebeple onların hastalığını arttırdı. Tekzip etmiş olmaları (Allah’a ulaşmayı yalanlamaları) sebebiyle onlar için elîm bir azap vardır.

Yani kalpteki karanlıklar artıyor. Tersi de söz konusu. Siz Allah’a ulaşmayı dilediniz, tâbî oldunuz. Allahû Tealâ da ruhunuzu Kendisine ulaştırdı. Ermiş evliya oldunuz. Ama şüpheye düştünüz ve zikri bıraktınız. Hangi âyet gereğince? Rûm-32’de onlar dinde fırkalara ayrılanlardır.

30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyean, kullu hizbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).

Onlar, dinlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

Rûm-33’te Allah ne diyor?

30/RÛM-33: Ve izâ messen nâse durrun deav rabbehum munîbîne ileyhi summe izâ ezâkahum minhu rahmeten izâ ferîkun minhum bi rabbihim yuşrikûn(yuşrikûne).

Ve insanlara bir zarar dokunduğu zaman Rab’lerine dua ederek, O’na yönelirler. Sonra onlara kendisinden rahmet tattırdığı (Rahîm esması ile hidayete erdirdiği) zaman onlardan bir kısmı Rab’lerine şirk (ortak) koşarlar (hidayetteyken dalâlete düşerler).

İşte rahmet arttırdıktan sonra, hidayete erdikten sonra bir kısmı Rab’lerine şirk koşuyorlar. Yani Allah’a ulaşmayı dilemekten şüphe ediyorlar. Zikri bırakıyorlar ve dalâlete düşüyorlar. O zaman dalâlete düşenlerin de bütün kazandıklarını onlar kaybediyor. Bunu en güzel açıklayan âyetler Nahl Suresinin 106, 107, 108. âyet-i kerimeleri. Nahl-106, 107, 108’de Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:

16/NAHL-106: Men kefere billâhi min ba’di îmânihî illâ men ukrihe ve kalbuhu mutmainnun bil îmâni ve lâkin men şeraha bil kufri sadran fe aleyhim gadabun minallâh(minallâhi), ve lehum azâbun azîm(azîmun).

Kalbi îmânla mutmain olmuş olduğu halde zorlanan kimse hariç, fakat kim îmânından (hidayete erdikten) sonra Allah’ı inkâr ederse ve kim küfre göğüs açarsa (irşad makamından şüphe edip fıska düşerse, kişinin küfrü talebi sebebiyle, Allahû Tealâ, onun göğsünü küfre açar, şerheder), artık Allah’tan bir gazap onların üzerinedir ve onlar için azîm azap vardır.

16/NAHL-107: Zâlike bi ennehumustehebbûl hayâted dunyâ alâl âhırati ve ennallâhe lâ yehdîl kavmel kâfirîn(kâfirîne).

İşte bu, onların dünya hayatını, ahiret hayatına göre daha çok sevmeleri ve Allah’ın, kâfir kavmi hidayete erdirmemesi sebebiyledir.

16/NAHL-108: Ulâikellezîne tabeallâhu alâ kulûbihim ve sem’ihim ve ebsârihim, ve ulâike humul gâfilûn(gâfilûne).

İşte onlar, Allah’ın kalplerini, işitme hassalarını ve görme hassalarını tabettiği (mühürlediği) kimselerdir. Ve işte onlar; onlar, gâfillerdir.

Yani kazandıklarının hepsini kaybediyorlar. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 22 Ekim 2026Son güncelleme: 22 Ekim 20263 dk okuma0