Muhterem Hocam, Ku'ân'da müjdeleyici ve uyarıcı resûllerden bahsedilmektedir. Resûller neyi müjdelerler ve hangi konuda uyarırlar?

Soru

Muhterem Hocam, Ku'ân'da müjdeleyici ve uyarıcı resûllerden bahsedilmektedir. Resûller neyi müjdelerler ve hangi konuda uyarırlar?

Cevap

İnsanla Allah arasındaki ilişkiye baktığımız zaman, gelen müjdeci ve uyarıcı resûllerin yaptığı iş nedir? İnsanlara: “Duyduk duymadık demeyin, kalpten Allah’a ulaşmayı dileyin.” demektir. Şimdi birisi der ki: “Ben kim... Allah’a ulaşmak kim...” Allahû Tealâ insanda olmayan bir şeyi insandan istemez. Eğer Allahû Tealâ herkesin hayattayken kendisine ulaşmasını istiyorsa, mutlaka ulaşacak olan şeyi de ona vermiştir.

Hakikaten insanın yaratılışına baktığımız zaman, bütün insanlar: Hicr 26’da bir fizik bedenin sahibi… Şems 7’de bir nefsin sahibi… Secde 9’da Allah’ın Zâtından üfürülen bir ruhun sahibi…

15/HİCR-26 Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin). Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.

91/ŞEMS-7 Ve nefsin ve mâ sevvâhâ. Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).

32/SECDE-9 Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel efidete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne). Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

Üç vücut, serbest irade ve aklın kumandasında hayatı yaşayan bütün insanlarda Allah’a ulaşabilecek, Allah’ın zâtından üfürülmüş bir ruh vardır. Zaten bu ruh sebebiyle insan, eşref-i mahlûkattır, en üstün varlıktır. Allah’ın ruhu insandan başka hiç kimsede yoktur, sadece insanda vardır. Öyleyse sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ Zâtından ruh üfürmüş ve gönderdiği müjdeleyici ve uyarıcı resûllerle herkesin Allah’ın kendisine verdiği ruhu hayattayken Kendisine iade etmesini, teslim etmesini istiyor. İşte Allahû Tealâ, ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşmasını 19 fiille, 73 âyet-i kerimede açıklıyor ve 12 âyette farz kılıyor.

KUR’ÂN’DA 73 ÂYETTE GEÇEN 19 FİİLLE RUHUN ALLAH’A ULAŞMASI 1. Hûdallâhi (Allah’a Ulaşmak), Hedâ Kum (Hidayete Ermek), Ehdi Kum (Hidayet Etmek, Ulaştırmak) Bakara-120, Âli İmrân-73, Nahl-9, En’âm-88, Mu’min-38 2. Yönelmek (Munîbîne, Enâbe, Enâbu, Enîbu, Yunib, Munîb) Rûm-31, Rad-27, Şûrâ-13, Lokmân-15, Zumer-17 ve 54, Mu’min-13, Kaf-8 3. Likâe, Likâena, Mulâkû (Ulaşmak, Mulâkî Olmak) Yûnus-7, Bakara-46, Hûd-29, Bakara-223, Kehf-110, Ankebût-5-23, Rûm -8, Fussilet-54, En-âm-154 4. İbtegu (İstemek), İbtegae Veche Rabbekum (Rab’lerinin Vechini, Zât’ını İstemek) Mâide-35, Ra’d-22 5. En Tueddûl (İade Etmek, Teslim Etmek) Nisâ-58 6. En Uslime, Muslimin (Teslim Olmak) Mu’min-66, Fussilet-33 7. Ed’û İlallâhi, İleyhi Ed’û (Allah’a Davet Etmek) Yûsuf-108, Ra’d-36 8. İstecîbu (li Rabbikum) (Rabbinize İcabet Edin) Şûrâ-47 9. Fe Firru İlallâh (Allah’a Firar Etmek) Zâriyât-50 10. Munkalibûn (Dönenler, Dönecek Olanlar) Zuhrûf-14 11. Yûsale, Yasilûne (Ulaştırmak) Bakara-27, Ra’d-21, Ra’d-25 12. İlâllâhil Masîr (Dönüş Allah’adır) Fâtır-18, Nûr-42 13. Râciûn, Yercîûn (Dönüş, Dönmek), Muhâricûn (Hicret Etmek), Yercullahe (Allah’a Ulaşmayı Dileyenler) Bakara-156, Bakara-18, En’âm-36, Mu’minûn-60, Ankebût-26, Ahzâb-21 14. Yehdî (Hidayet Eder, Ulaştırır), Yehdîhim (Hidayet Edecek, Ulaştıracak), Yehdûne (Hidayete Erdirir), Yettehıze İla Rabbihi Sebîla (Allah’a Giden Yol Edinmek), Seyehdîhim, Nehdiyenne, İhdinâ, Hedeynâ Bakara-213, Nisâ-175, Mâide-16, A’râf-181, Yûnus-25, Yûnus-35, Kehf-17, Furkân-57, Şuarâ-78, Secde-24, Sebe-6, Muhammed-5, Ankebût-69, Fâtiha 6-7, En’âm-87 15. Muhtedûn, İntedev, İntedâ, Muhtedine (Hidayete Ermiş Olanlar) Bakara-157, Âli İmrân-20, İsrâ-15, Tâhâ-82, Kasas-56 16. Fe Kad Hûdiye (Hidayet Olunmuştur), Hûden (Hidayete Erdiren), Ve Hûda Hu (Hidayet Etti), Hûdû (Hidayet Edildiler), Hûdâhâ, Hedâhumullâhu (Allah Onları Hidayete Erdirdi) Âli İmrân-101, Nahl-121, Hacc-24, Secde-13, Zumer-18 17. Evvâb (Ruhunu Allah’a Ulaştıran), Meâb (Sığınağa Ulaşan), La Tufettahu Lehum Abvâbu Es Semâi (Onlara Gök Kapıları Açılmaz) Sâd-44, A’râf-40 18. Yetûbu (Tövbe Eder Ve Allah’a Döner), Yetî Hi (O’na Gelir Mu’min Olarak) Furkân-71, Tâhâ-75 19. Ahsenûl Hüsnâ (Allah’ın Zât’ına Ulaşmak) Yûnus-26

ÖLMEDEN ÖNCE RUHUN ALLAH’A ULAŞTIRILMASI 12 DEFA FARZ 1. 4/NİSÂ-58: Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder.... 2. 5/MÂİDE-7: Allah’ın, sizin üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın... 3. 6/ENÂM-152: ...Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti. 4. 10/YÛNUS-25: Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır. 5. 13/RAD-21: Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar... 6. 30/RÛM-31 O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın. 7. 31/LOKMÂN-15: ... Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır... 8. 39/ZUMER-54: Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız. 9. 42/ŞÛRÂ-47: Rabbinize icabet edin, Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur... 10. 51/ZÂRİYÂT-50: Öyleyse Allah’a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O’ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim. 11. 73/MUZZEMMİL-8: Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş. 12. 89/FECR-28: Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak! HADÎS-İ ŞERİF: “Ölmeden evvel ölün, Allah’a dönün ki; (ölmeden önce ruhunuzu Allah’a ulaştırınız ki, teslim ediniz ki) Allah size 10'dan 700'e kadar artan yardımlarda bulunsun.” Kaynak: Acluni keşfü’l hafa c2.shf 291 (2669)

Sevgili kardeşlerim, öncelikle Hz. Ebubekir (R.A)’ın malını bütünüyle Resûlullah’a teslim ettiği zaman sahâbe soruyor: “Ya Ebubekir, çocuklarına miras olarak ne bıraktın?” Çok manidar bir cevap veriyor: “Ben çocuklarıma Allah ve resûl sevgisini bıraktım.” İşte Allah ve resûl sevgisi kurtuluşun garantisidir.

Bir sahâbî geliyor: “Ben cennete gitmek istiyorum.” diyor. “Namaz kıl, oruç tut...”, “Bunların hiçbirisini yapmıyorum.” diyor. Allah’ın Resûl'ü (S.A.V) soruyor: “O zaman ne yapıyorsun?”, “Ben seni çok seviyorum.” diyor. Bunun üzerine Allah’ın Resûl'ü (S.A.V) buyuruyor ki: “Herkes sevdiğiyle beraber haşr olunur.” Öyleyse Allah ve resûl sevgisi kurtuluşun garantisidir.

O zaman insanoğlu, en büyük sermaye olan Allah ve resûl sevgisini evvela kalbine nakşetmeli, daha sonra sevdiklerine de bunu yaymalı. Ve onların kalplerinin de bu talebin sahibi olması istikametinde bir gayretin sahibi olması lazım.

İşte bu açıdan olaya baktığımız zaman, 12 âyette Allahû Tealâ bize farz kılıyor. Sevgi nedir? Sevgi, Allah’ın kutsal kitaplarda bildirdiği emre itaattir. İtaat yoksa sevgi yoktur. İtaat aynı zamanda bir teslimiyettir.

Öyleyse 73 âyet-i kerimede açıklanan, 12 âyette farz kılınan ve devamlı olarak kavim resûlleri tarafından o kavmin ana lisanıyla onlara tebliğ edilen şudur: “Allah’a ulaşmayı dileyin, Allah’a ulaşmayı dileyin, Allah’a ulaşmayı dileyin.” Bu davet ulaştığı zaman davete icabet edenler, Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. Ve Allahû Tealâ, ulaşmayı dileyenlere Rahîm Esmasıyla tecelli ederek onları müjdeliyor.

Başlangıç noktasında birinci basamakta olaylar var. İkinci basamakta olayların değerlendirilmesi var. Ve iki grup insan: Bir, kendileri ulaşmayı dilemeyen ve başkasının dilemesine mani olan insanlar… Allahû Tealâ onları cehennemle müjdeliyor; onlar cehennem ehlidir. Ama seçilmesine rağmen Allah tarafından, ölüme kadar uzun zaman geçmesine rağmen (Hadîd 16’ya göre) Allah’a ulaşmayı dilemedikleri için üzerlerine dalâlet hak olanlar vardır. Onların da gideceği yer cehennemdir. Onlar için A’râf Suresi’nin 30. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ şöyle buyuruyor: “Bir fırka hidayete erdi; Fırkayı Naciye. Bir fırka da seçilmesine rağmen Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir, onların üzerlerine dalâlet hak oldu. O dalâlet hak olanlar Allah’tan gayri şeytanları dost edindiler ve kendilerini hidayette zannediyorlar.”

7/A'RÂF-30 Ferîkan hadâ ve ferîkan hakka aleyhimud dalâletu, innehumuttehazûş şeyâtîne evliyâe min dûnillâhi ve yahsebûne ennehum muhtedûn(muhtedûne). Bir kısmı hidayete erdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. Muhakkak ki onlar, Allah’tan başka şeytanları dostlar edindiler. Ve onlar kendilerinin hidayete erdiklerini zannediyorlar.

İşte bugün İslâm âleminin içine düştüğü tuzak budur. İslâmın 5 şartı ile kendilerini hidayette zannediyorlar ama Kur’ân âyetleriyle incelediğimiz zaman hayır; onlar sadece zanna tâbî oluyorlar. 7 âyet-i kerimede Allahû Tealâ uyarıyor: “Zanna tâbî olmayın, vahye tâbî olun.” Cahiller zanna tâbî olanlardır.

CAHİLLER - ZANLARINA TÂBÎ OLANLAR 1. NİSÂ-157 …. Ve muhakkak ki onun hakkında ihtilafa (anlaşmazlığa) düşenler, ondan (bu hususda) mutlaka şüphe içindeler. Onların, onunla ilgili olarak, zanna tâbî olmaktan başka bir ilimleri (bilgileri) yoktur. Ve onu kesinlikle öldürmediler (öldüremediler). 2. EN'ÂM-116 Ve yeryüzünde bulunanların çoğuna itaat edersen, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar, ancak zanna tâbî olurlar. Ve onlar, ancak yalan uydururlar. 3. EN'ÂM-148 …De ki: “Sizin yanınızda ilimden bir şey var mı? Öyleyse (varsa) onu bize çıkarın. Siz ancak zanna tâbî oluyorsunuz. Ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.” 4. YÛNUS-36 Ve onların çoğu zandan başka bir şeye tâbî olmaz. Şüphesiz zan, haktan bir şey kazandırmaz. Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını bilendir. 5. YÛNUS-66 …Allah’tan başka ortaklara dua edenler (ibadet edenler) neye tâbî oluyorlar? Ancak zanna tâbî olurlar ve onlar sadece tahmin ederler (yalan uydururlar). 6. NECM-23 … Allah onlara hiçbir sultan (delil) indirmedi. Onlar sadece zanna ve nefslerinin arzuladığı şeylere tâbî oluyorlar. Ve andolsun ki, onlara Rab'lerinden hidayet geldi. 7. NECM-28 Ve onların (melekler konusunda) bir ilmi yoktur. Onlar sadece zanna tâbî olurlar. Ve muhakkak ki zan, Hak’tan yana hiçbir şeye fayda sağlamaz.

Allah’ın resûlü buyuruyor: “Zandan sakının; zan sözlerin en yalanıdır.”

HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Buhâri, Vesâyâ 8, Nikâh 45, Ferâiz 2, Edeb 57, 58; Müslim, Birr 28. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 56. Ebu Hureyre'den nakledilen bir Hadis: “Zandan sakının. Zira zan sözlerin en yalanıdır.”

HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Kütüb-i Sitte, İlim Bölümü, Ravi. Ukbe İbnu Amir, Hadis: 4112 "Zancılardan önce ilim öğrenin."

"Zancılardan önce ilim öğrenin." İlim dediği, vahiydir. İlim verilenler vahye tâbî olanlardır. Vahye tâbî olmak hepimizin üzerine farzdır. Tâbî olanlar kimlerdir? Daveti kabul eden, Allah ve resûlüne itaat eden, kalben Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. İşte sevgili kardeşlerim, kalben Allah’a ulaşmayı dilemek, cehennemden kurtulmanın şifresidir. Kalben Allah’a ulaşmayı dilemek, cennetin anahtarı, cehennemin kilididir. Bir dilek... ama dilediği zaman, Enfâl 29’a göre Allahû Tealâ Rahîm esmâsıyla tecelli ederek peş peşe yedi furkan verir. Ve yedi furkanın sahibi olan kişi cennetle müjdelenir, Zumer Suresi’nin 17. âyet-i kerimesi gereğince: “Onlar ki tâğuttan içtinap ettiler, Allah’a yöneldiler, Allah’a ulaşmayı dilediler; onlar için müjdeler vardır. Kullarımı müjdele.”

39/ZUMER-17 Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâdi. Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

Evet sevgili kardeşlerim, Allah Resûlü (S.A.V) buyuruyor: “Birbirinizden nefret etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun.” İnsanlık tarihi boyunca insanlar için en manalı olay kardeş olmaktır.

Nebîler Sultanı Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz: “Kardeşlerimi özledim.” buyuruyor, mahsun bir şekilde. Sahâbe soruyor: “Biz senin kardeşlerin değil miyiz, ey Allah’ın resûlü?” “Hayır. siz değil” diyor, “Onlar henüz gelmediler.” Kur’ân-ı Kerîm’de adı zikredilen, âhir zamandaki sâbikûn el ahirin'den bahsediyor: "Onlar insanların ifsat ettiği sünnetimi ıslah ederler. Onlar insanların ortadan kaldırdığı sünnetimi ihya ederler." İşte bu, Mehdi (A.S) döneminde Muhterem Efendimiz’in yıllarca süren açıklamalarıyla, Allah’a davetiyle, 8500 saatlik bir sohbet muhtevasıyla hep bunu görüyoruz: İnsanlara hep Allah’a davet edişi. Ve bu daveti kabul edenler mutlak surette Allah’ın garantisi altında, âhiret ve dünya saadetini yaşayanlardır.

Allahû Tealâ, 7 furkanın sahibi olan kişiyi bu halde bırakmıyor. Mülk Suresi’nin 8, 9 ve 10. âyet-i kerimelerinde cehenneme gidenlere cehennem bekçileri soruyor: “Size bir nezir gelmedi mi?” Hepsi itiraf ediyor: “Geldi ama biz onları yalanladık. Allah bir şey indirmemiştir dedik ve onları suçladık dalâlette olmakla.” Ama bir itirafta bulunuyorlar: “İşitseydik, akletseydik bugün cehennemde olmazdık.”

67/MULK-8 Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun). (Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu. 67/MULK-9 Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin). Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.” 67/MULK-10 Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri). Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.

Evet sevgili kardeşlerim, cehenneme gidenler kimler? Kalben Allah’a ulaşmayı dilemeyenler. Ama cennete gidenler de kalben Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. İşte resûllerin müjdelediği kişiler kalben ulaşmayı dileyenlerdir; uyardığı kişiler de kalben ulaşmayı dilemeyenlerdir.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V), Şuarâ Suresi’nin 214. âyet-i kerimesi gereğince Hazreti Ali (R.A)’ye diyor ki: “Bütün akraba-i taallukatını topla.” Ve bakın tek tek o günkü Arap kabilelerinin ileri gelenlerinin ismini zikrederek: “Ey Kâb oğulları, ey Şems oğulları, ey Haşimoğulları… Kendinizi cehennemden kurtarınız, kendinizi cehennemden kurtarınız, kendinizi cehennemden kurtarınız.” buyuruyor.

26/ŞUARÂ-214 Ve enzir aşîratekel akrabîn(akrebîne). Ve en yakının olan aşiretini uyar.

HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Müslim, Îmân 348, 351. Ayrıca bk. Buhârî, Tefsîru sûre (26) 2; Tirmizî, Tefsîru sûre (27) 2; Nesâî, Vesâyâ 6 Ebû Hureyre’den nakledilen bir Hadis: “Ey Abdüşems oğulları! Ey Ka’b İbni Lüey oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız! Ey Abdümenâf oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız! Ey Hâşim oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız! Ey Abdülmuttalib oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız! Ey Fâtıma! Kendini cehennemden kurtar! Çünkü sizi Allah’ın azâbından kurtarmaya benim gücüm yetmez…”

Sevgili kardeşlerim, cehennemden kurtuluş tek bir dilektir. İşte cehennemden kurtulmanın şifresi bir dilektir: o da kalben Allah’a ulaşmayı dilemektir.

Arafat’ta toplandıkları zaman Allah Resûlü (S.A.V) diyor ki: “Şu dağın arkasında üzerinize bir ordu geliyor desem bana inanır mısınız?” “Evet.” diyorlar. Çünkü bugüne kadar senin ağzından hiçbir yalan çıkmamıştır. sen yalan söylemezsin." O zaman noktayı koyuyor: “O halde ben şimdi sizi, önünüzde şiddetli bir azap günü bulunduğunu; Allah’a mülâkî olmaya inanmayanların, Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin o çetin azaba uğrayacaklarını haber veriyorum.”

HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Buhârî, Tefsir, 26; Müslim, İman, 348-355; Ahmed, I, 281-307; İbn-i Sa’d, I, 74, 200; Belâzurî, I, 119; Semîra ez-Zâyid, I, 357-359. Peygamber Efendimiz (S.A.V) Kureyş kabilesini Safâ Tepesi’ne davet etti ve şöyle hitap etti. “–Ey Kureyş cemaâti! Ben size, şu dağın eteğinde veya şu vâdide düşman atlıları var; hemen size saldıracak, mallarınızı gasbedecek desem, bana inanır mısınız?” Onlar da hiç düşünmeden: “–Evet inanırız! Çünkü şimdiye kadar Sen’i hep doğru olarak bulduk. Sen’in yalan söylediğini hiç işitmedik!” dediler. Oraya gelmiş bulunan herkesten bilâ-istisnâ bu tasdîki alan Peygamber Efendimiz (S.A.V) onlara şu ilâhî hakîkati bildirdi: “–O hâlde ben şimdi size, önünüzde şiddetli bir azap günü bulunduğunu, Allâh’a mülâkî olmaya inanmayanların o çetin azâba uğrayacaklarını haber veriyorum. Ben sizi o çetin azaptan sakındırmak için gönderildim. Ey Kureyşliler! Size karşı benim hâlim, düşmanı gören ve âilesine zarar vereceğinden korkarak hemen haber vermeye koşan bir adamın hâli gibidir. Ey Kureyş cemaâti! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi de dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allâh’ın huzûruna varmanız, dünyâdaki her hareketinizin hesâbını vermeniz muhakkaktır. Netîcede hayır ve ibâdetlerinizin mükâfâtını, kötü işlerinizin de ceza ve şiddetli azâbını göreceksiniz! Mükâfât ebedî bir cennet; mücâzat ise dâimî bir cehennemdir.”

Sevgili kardeşlerim, vehameti anlıyor musunuz? Şu anda İslâm âleminin hepsinin öğretisinde İslâm’ın beş şartı var ama Allah’a mülâkî olmak yok. Yani din yok…

Cebrâil (A.S), Peygamber Efendimiz’in yanına geliyor ve dört tane sual soruyor: “İmân nedir ey Allah’ın resûlü? İslâm nedir ey Allah’ın resûlü? İhsan nedir ey Allah’ın resûlü? Kıyamet ne zaman ey Allah’ın resûlü?” 4 suali peş peşe soruyor ama bunların başında "İman nedir?" Resûlullah (S.A.V)’in Cebrâil (A.S)’a verdiği îmân tarifine bakın: “Îmân, Allah’a, meleklerine, Allah’a mülâkî olmaya, resûllerine, ve öldükten sonra tekrar dirilmeye...

HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Buhârî, Îmân, 37. Ebû Hûreyre (R.A) şöyle anlatmaktadır. “Bir gün Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) insanların yanına çıkmış aralarında oturuyordu. Bir kişi geldi. “-Îmân nedir?” diye sordu. Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) : “-Îmân, Allah’a, meleklerine, Allah’a mülâkî olmaya, resûllerine, ve öldükten sonra tekrar dirilmeye îmân etmendir.” buyurdular. “-Ya İslâm nedir?” “-İslâm, Allah’a kulluk edip O’na hiçbir şeyi ortak koşmaman, namazı ikâme ve farz kılınmış zekâtı edâ etmen ve oruç tutmandır.” “-Ya ihsân nedir?” “-Allah’a sanki O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Eğer sen Allah’ı görmüyorsan şüphesiz O seni görür.” “-Kıyamet ne zaman?” “-Bu meselede sorulan, sorandan daha âlim değildir. Ancak sana onun alâmetlerini haber vereyim: Ne zaman câriye, sahibini yani efendisini doğurur, kim oldukları belirsiz siyah deve çobanları yüksek binâlar kurmakta birbirleriyle yarışa çıkarlarsa Kıyâmet iyice yaklaşmış demektir. Kıyâmetin tam olarak vakti, Allah’tan başka kimsenin bilemediği beş husustan biridir.” Bu cevaplardan sonra gelen kişi arkasına dönüp gitti. Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) : “-Onu geri çağırın!” buyurdular. Ancak ashâb-ı kirâm bütün aramalarına rağmen kimseyi göremediler. Bunun üzerine Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) : “-O Cibrîl (A.S) idi, insanlara dinlerini öğretmek için geldi.” buyurdular.

İşte bugün insanların Kur’ân’ı unuttuğu bir dönemde, Kur’ân’ı Allah’ın öğretisiyle bize öğreten Mehdi (A.S), mü’min olmanın 7 inanç şartına, 7 kalp şartına ve 7 ni’mete bağlı olduğunu açıklıyor. Ve Resûlullah’ın îmân tarifinde yedi inanç şartından beş tanesi var; diğerleri de onun içinde yer alıyor. Hem Allah Resûlü (S.A.V), îmân tarifine likâallahı bildiriyor, hem Cebrail (A.S) sualinde bunu istiyor ve Kur’ân-ı Kerîm’de yedi tane âyet-i kerimede likâallahı dilemeyenlerin dalâlette kalacağı ve gideceği yerin cehennem olduğu bildiriliyor. Aynı Kur’ân’da yedi âyet-i kerimede likâallahı dileyenlerin de kurtuluşa ulaşacağını Allahû Tealâ garanti ediyor ve onların mürşitlerine ulaşacağını bildiriyor.

Yani sevgili kardeşlerim, Allah’ın ardı arkası kesilmeksizin gönderdiği velî resûlleri idrak edebilen, onların resûl kimliğiyle onları tanıyan ve kalbine nakşeden kimlerdir? Onlar kalben Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. Ama dilemeyenleri Allah dalâlette bırakıyor ve onlar resûlleri alelade insanlar olarak görüyorlar. Ama cehenneme girdiklerinde cehennemin içinde itiraf ediyorlar: "İşitseydik ve akletseydik bugün cehennemde olmazdık."

İşte bütün insanlar huzur ve mutluluğu arıyor. Huzur ve mutluluğun tek bir adresi, tek bir şifresi var: bir dilek… Kalpten Allah’a ulaşmayı dilemek. Dünya saadetinin anahtarı da kalpten Allah’a ulaşmayı dilemektir. Cennetin giriş kapısı da, Kur’ân’ın giriş kapısı da kalben Allah’a ulaşmayı dilemektir.

Ve bütün zaman parçalarında cennetliklere de bu bildiriliyor. Bildirildiğini nereden biliyoruz? Cennetle müjdeleniyorlar. İşte Kur’ân-ı Kerîm’deki âyetlerle 7 safha müjde:

7 SAFHA MÜJDE 1. BAKARA-223 …Ve Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na mülâki olacağınızı bilin. Ve mü’minleri müjdele. ZUMER-17 …Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele! 2. BAKARA-97 … onların ellerindeki (kitapları) tasdik eden O (Kur’ân’ı), Allah’ın izniyle, mü’minlere bir hidayet (rehberi) ve müjde olarak senin kalbine indirdi. 3. TEVBE-112 Tövbe edenleri, (Allah’a) kul olanları, hamdedenleri, oruç tutanları veya seyahat, rükû ve secde edenleri, ma’rufla emredenleri, münkerden nehyedenleri, Allah’ın Hûdutlarını muhafaza edenleri ve mü’minleri müjdele! 4. AHKÂF-12 Ve O’ndan (Kur’ân’dan) önce imam ve rahmet olarak Hz. Musa’nın kitabı (Tevrat) vardır. Bu, Arap lisanı ile (Hz. Musa’nın kitabını) tasdik eden bir kitaptır. Zalimleri uyarmak ve muhsinleri müjdelemek içindir. 5. NAHL-89 ...Ve seni de onların üzerine şahit olarak getirdik. Ve sana, herşeyi beyan eden (açıklayan), hidayete erdiren ve rahmet olan Kitab’ı, müslümanlara (Allah’a teslim olanlara) müjde olarak indirdik. 6. NAHL-102 De ki: “O’nu (Kur’ân-ı Kerim’i), Rabbinden hak ile âmenû olanları sebat ettirmek için ve müslümanlara (teslim olanlara), hidayet ve müjde olarak Ruh’ûl Kudüs indirdi.” 7. YÛNUS-64 Onlara, dünya hayatında ve ahirette müjdeler (mutluluklar) vardır. Allah’ın sözü değişmez. İşte O, fevz-ül azîmdir.

Evet, bütün velî resûller, nebî resûller, nezirler geliyorlar; Allah'a ulaşmayı dileyenleri, cennetle müjdeliyorlar. Bakın Bakara 223: Kimdir bu müjdelenen kişi? Mülâkî olacağına inanan kişi… Onu müjdeliyor Allahû Tealâ. Bakara 97: “Mü’minlere bir hidayet ve müjde olarak Kur’ân-ı Kerîm’i kalbine indirdi.” Tevbe 112: “Mü’minleri müjdele.” Ahkâf 12: “Muhsinleri müjdele.” Nahl 89: “Müjde olarak indirdik Kur’ân-ı Kerîm’i.” Nahl 102: “Müslümanlara hidayet ve müjde olarak indirdik.” Yûnus 64…

Sevgili kardeşlerim, bugün velî olmak deyince insanlar adeta farklı bir gezegenden gelen insanları söylüyoruz zannediyorlar. Hâlbuki Allah herkesi kendisine dost olma potansiyeliyle yaratmış. Herkes Allah’a dost olsun, velî olsun diye yaratılmış. Allah’a dost olmak bir dilektir. Velî olmak, ermiş evliya olmak bir dilektir. Ama bilene düğün dernektir.

İşte görüyorsunuz Yûnus 64’te: “Allah’ın velîleri için korku yoktur, onlar mahzun olmazlar. Onlar amenu olup takva sahibi olmuşlardır. Onlar için dünyada da âhirette de müjdeler vardır.”

Allah’ın insanlar için vaz ettiği hedef iki cihan saadetidir. Ama iki cihan saadetinin anahtarı kalben Allah’a ulaşmayı dilemektir. Allah, dileyenleri mutlak surette onlar için tayin ettiği mürşide ulaştırır.

Tam 21 âyet-i kerimede Allahû Tealâ tekrar tekrar söylüyor ki insanlar hayattayken mutlaka Allah’a ulaşmayı dilesinler. Allah da onların ruhunu Kendisine ulaştırmakla onları müjdeliyor. Ama sakın dilememezlik etmesinler. Dilemedikleri takdirde hem bu dünyada huzursuz ve mutsuz, hem de ölüm sonrası gidecekleri yer kesinlikle cehennemdir.

Evet sevgili kardeşlerim, cennet mi cehennem mi? Neyi istiyorsunuz? Evet, cenneti istiyorsanız bir dilek… Gerçekten bu kadar kolay mı cennete gitmek? Evet, bir kalbî dilek… Allahû Tealâ her devirde bütün insanları cennetine almayı istiyor ama iradelerin hilafına değil. Allah istiyor fakat insana da cüz’î irade vermiş. Cüz’î irade sahibi kişi de isterse, o zaman mutlak surette cennetin sahibi olur.

Allah insanların hepsinin ikinci cennete gitmesini de istiyor ama bunu mürşide tâbîiyete bağlamış. Tâbî olanları Allahû Tealâ mutlaka müjdeliyor, Firdevs cennetiyle. Ruhunu teslim edenleri, Huld cennetiyle. Fizik vücut teslimi yapanları, Gurafa cennetiyle. Nefs teslimini yapanları, Me’vâ cennetiyle. Daimî zikre ulaşanları, Naîm cennetiyle. Ve salâha ulaşanları Adn cennetiyle müjdeliyor Allahû Tealâ.

Evet, Allah ile insan arasındaki ilişki müjdedir. Muhterem Efendimiz’in dediği gibi: “Bedava dostlar, bedava, yağma Hasan'ın böreği” dediği zaman bunu kastediyor. Nedir bu? Bir dilek… ve müjdeler, müjdeler, müjdeler…

Öyleyse sevgili kardeşlerim, siz de Allah’ın dostları olarak, ermiş evliya olarak, velî mürşitler olarak; kısacası Allah’ı sevenler, Allah’a âşık olanlar, Allah’a hayran olanlar olarak müjdelenmek istiyor musunuz? Dilden mi, kalpten mi? Kaç kişi şimdi Allah, Allah, Allah diyor? İşte kalben Allah’a ulaşmayı diledikten sonra Allah’a giden bütün kapıları açacak olan anahtar, Allah’ın isminin tekrarıdır, zikirdir. Zikir de farz, çok zikir de farz, daimî zikir de farz, küllî zikir de farz, tesbih de farz…

Ve bu kadar kolay, bu kadar güzel… Allahû Tealâ herkesin iki cihan saadetinin sahibi olmasını istiyor.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 8 Ekim 202619 dk okuma0