Muhterem Hocam, Kur’ân-ı Kerîm'in dili olan Arapçayı öğrenmek sâlih âmel midir?

Soru

Muhterem Hocam, Kur’ân-ı Kerîm'in dili olan Arapçayı öğrenmek sâlih âmel midir?

Cevap

Hayır. Arapça'yı öğrenirsen normal bir dili öğrendiğin gibi o dili de öğrenmiş olursun.

Sevgili kardeşlerim, dikkat ederseniz Fussilet Suresi'nin 44. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ herkese bir mesaj veriyor.

FUSSİLET-44: Ve lev cealnâhu kur’ânen a’cemiyyen le kâlû lev lâ fussilet âyâtuh(âyâtuhu), e a’cemiyyun ve arabîy(arabîyyun), kul huve lillezîne âmenû huden ve şifâun, vellezîne lâ yû’minûne fî âzânihim vakrun ve hûve aleyhim amâ (amen), ulâike yunâdevne min mekânin baîd(baîdin).

Ve eğer O'nu (Kitab'ı), yabancı dil bir Kur'ân kılsaydık, mutlaka: “O'nun âyetleri açıklanmalı değil miydi?” derlerdi. Araba yabancı dil mi? De ki: “O, âmenû olanlar için hidayet ve şifadır. Ve mü'min olmayanların kulaklarında vakra vardır. O (Kur'ân), onlara karşı körlüktür (şifa ve hidayet değildir). İşte onlara uzak bir yerden seslenilir.

İşte Kur’ân'ı Allahû Tealâ indiriyor. Vahiy. Ama vahiy lisanını, vahyi bilmeyenlere açıklamak her zaman zaruri. Allah Resûlü, Allah kendisine vahiy kitabını indiriyor ve o kavmin lisanıyla. Ama o kavmin lisanıyla indirilen Kur’ân-ı Kerîm'i yine vahiy lisanını bilen Allah Resûlü açıklıyor. Yani hiçbir Sahâbe, “Ya Resûlullah, bizim de ana dilimiz Arapça, Kur’ân-ı Kerîm de hep elimizde. Bizim sana ihtiyacımız yoktur.” dememiş. Mutlaka açıklanması lâzım.

“O'nun âyetleri açıklanmalı değil miydi?” derler. Arap'a yabancı dil mi? Şu anda kavim resûllerinin hepsinde o kavmin lisanıyla Allah'ın dinini açıklayan, âyetleri, Kur’ân'ı açıklayan insanlar var. Meselâ bir Hintli Kur’ân-ı Kerîm'i, (eğer resûlse) Kur’ân-ı Kerîm'i Hintçe açıklıyor.

Eğer bir Fransız Allah'ın tek dini yaşıyorsa Kur’ân'ı açıklıyordur. Kur’ân'ı açıklıyorsa ne yapıyor? Kendi Fransızca lisanıyla açıklıyor. Ama resûl olanlar için diyorum.

Her kavmin resûlü İbrâhîm 4'e göre:

İBRÂHÎM-4: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).

Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah'a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz'dir, Hikmet Sahibi'dir.

“Her resûlü kavmine kendi kavminin lisanıyla gönderiyoruz.” Ama Kur’ân-ı Kerîm resûllerin kitabıdır. Resûller açıklayacak. İlk resûl, nebî resûl Peygamber Efendimiz açıklamış. Daha sonra diğer resûller açıklamış ve şöyle diyor Allahû Tealâ: “Arap'a yabancı dil mi?” Yani mutlaka o kendi lisanında olmayan, meselâ ne? Bir Fransız. Fransıza, Arapça kitap mı ve diğerleri?

O sebeple Allahû Tealâ mutlaka ama mutlaka Kendisiyle diğer insanlar arasında resûller koyuyor. “Resûl göndermesem azap etmem.” diyor.

“De ki o âmenû olanlar için hidayet ve şifadır.” Kimdir âmenû olanlar? Âmenû olanlar, Allah'a ulaşmayı dileyen ve tâbiiyetini gerçekleştirenlerdir. Bunlar kimlerdir? Bunlar resûlün davetini kabul eden, Allah'a ulaşmayı dileyen, mürşidlerine tâbî olanlardır. Ama Allah'a ulaşmayı dilemeyen, mü'min olmayanların kulaklarında vakra var. Arapça da Arap da olsa o Kur’ân onlara karşı körlüktür; şifa ve hidayet değildir.

Yani Kur’ân Arapça, bütün Araplar için… hayır değil. Araplardan Allah'a ulaşmayı dileyenler için. Hangi inanç grubunda olursun, Allah'a îmân etmiyorsa Kur’ân ona bir fayda vermiyor.

Araplar da böyle mi? Evet. Hangi lisanın sahibi olursa olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 19 Ekim 2026Son güncelleme: 19 Ekim 20263 dk okuma0