Muhterem Hocam, misafirimiz Allah’a ulaşmak konusunda “Bir mesafe kaydetmem gerekiyor ki ondan sonra bu tip dileklere ulaşabileyim.” dedi. Ama ulaşmayı dilemek için kişinin belli b
Soru
Muhterem Hocam, misafirimiz Allah’a ulaşmak konusunda “Bir mesafe kaydetmem gerekiyor ki ondan sonra bu tip dileklere ulaşabileyim.” dedi. Ama ulaşmayı dilemek için kişinin belli bir din bilgisine sahip olması gerekir mi?
Cevap
Mürşide tâbî olmadan evvel Allah’ın bize verdiği herşey bir ihsan hüviyetindedir. İhsan da Allah’ın karşılıksız verdiği bir güzelliktir. Sadece Allah’tan, Allah’a ulaşmayı dilememiz gerekir. Çünkü ihsanlar, ruhumuzun ölmeden evvel Allah’a ulaştırmanın şartı olan nefs tezkiyesinin temelini teşkil eder. Onlar olmayınca kalbimize îmân yazılmaz, devrin imamının ruhu başımızın üzerine gelmez; kısaca 7 ni’meti alamayız.
7 ni’metin bize verilebilmesi için, mürşide tâbî olmanın öncesinde ihsanların sahibi olmamız lâzım. O ihsanlar da bir dilektir ve karşılıksızdır. Yani biz bir şeyler yapıp da Allahû Tealâ Rahîm esmâsı ile tecelli ediyor, peş peşe 7 Furkan veriyor; onun karşılığı değil. Sadece biz Allah’a ulaşmayı diliyoruz. Bize ait olan bir dilek; geri kalanında, kalbinde bu dileği Allah’ın gördüğü kim olursa olsun, Allah mutlaka peş peşe 12 tane ihsan verir. Allah’a ulaşmayı dilemek için kişinin belli bir bilgiye sahip olması gerekmiyor. Sadece bütün devrin imamları, bütün kavim resûlleri, bütün veli mürşidler, hepsi Allah’a davet ediyorlar. Davetin kabulü yeterlidir.
Hz. Ömer (R.A)
“Beni en çok şaşırtan şey, bir kimsenin Allah’ı bilip O’na isyan etmesi, şeytanı bilip ona itaat etmesi ve dünyayı bilip ona meyletmesidir.”
İşte bütün mesele, Allah’ı bilip itaat etmek, şeytanı bilip ondan kaçınmak, dünyayı bilip ona meyletmemek. O da ne ile mümkündür? Bu da ancak Allah’a ulaşmayı dilemekle. Kim Allah’ın davetine icabet ederse, o Allah’a ve Resûlü’ne itaat edendir. Kim Allah’ın davetine icabet etmezse, Allah’a ve Resûlü’ne isyan etmiştir. Davete icabet etmeyen şeytana itaat eder, şeytana itaat eden de dünyaya meyillidir. Çünkü şeytan Hicr-39’da diyor ki:
15/HİCR-39: Kâle rabbi bi mâ agveytenî le uzeyyinenne lehum fîl ardı ve le ugviyennehum ecmeîn(ecmeîne).
(İblis şöyle) dedi: “Rabbim, beni azdırmandan dolayı, onlara mutlaka yeryüzünde (azgınlığı) süsleyeceğim ve mutlaka onların hepsini azdıracağım.”
Şeytan bize dünyayı güzel gösteriyor, dünyayı süslüyor. Ama şeytana itaat, Allah’a isyan ifade eder. Biz Allah’a itaat edersek, o zaman şeytanın bize tesiri sıfır. Allahû Tealâ istiyor ki herkes kurtulsun. O kadar kolaya indirmiş ki, sadece tek bir dilek: “Yarabbim, ben de ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum.” deyip kalpten bir dilekle ölen kişi, hiçbir ameli olmasa bile cennete gidecektir. Kişi tâbî olur, ondan sonra ölürse 2. kat cennetin sahibi olacaktır. Devam ederse, 5-6 ay içerisinde ruhu Allah tarafından Allah’a ulaştırılacak, o kişi kendi ulaştırmış gibi bu mükâfatı yaşayacaktır.
O sebeple zaten başlangıçta herkes dalâlettedir ve Şûrâ-13 ile Ra’d-27’de buyurulduğu gibi Allah Kendisine ulaşmayı dileyeni, Kendisine ulaştırır.
42/ŞÛRÂ-13: ... kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
... Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
13/RA’D-27: ... kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
... “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”