Muhterem Hocam, Muharremin 10. gününün Aşure Günü olarak anılmasının sebebi nedir?
Soru
Muhterem Hocam, Muharremin 10. gününün Aşure Günü olarak anılmasının sebebi nedir?
Cevap
10 Muharrem’e adını Aşure Günü koyduran olay Hz. Nuh (A.S) ile alâkalıdır. Hz. Nuh ulûl’azm peygamberlerinden bir tanesidir. Bütün hayatını insanları Allah’a davet etmek, hidayete çağırmak için harcamıştır. Ama insanlar öylesine Allah’ın söylediklerinden dışarı çıkmışlar ki Allahû Tealâ bütün dünyayı sulara gark etmiştir.
Sevgili kardeşlerim, Kur’ân-ı Kerîm’de peygamber kıssalarını görüyoruz. Peygamber kıssaları, peygamberlerin yaşadığı hayatın bütünüdür. Yûsuf Suresi'nin 111. âyet-i kerimesine baktığımız zaman şunu görüyoruz:
12/YÛSUF-111: Lekad kâne fî kasasıhim ibretun li ûlîl elbâb(elbâbi), mâ kâne hadîsen yufterâ ve lâkin tasdîkallezî beyne yedeyhi ve tafsîle kulli şey’in ve huden ve rahmeten li kavmin yu’minûn(yu’minûne).
Andolsun ki; onların kıssalarında ulûl' elbab için (sır sahipleri için) bir ibret vardır. Uydurulan bir söz değildir ve lâkin onların ellerindekini tasdik eder ve herşeyi ayrı ayrı açıklar. Mü'min kavim için bir hidayet ve rahmettir.
Evet, peygamber kıssalarında, daimî zikrin sahibi ulûl’elbab için bir ders vardır.
Geminin karaya oturacağı son gün elde kalan son gıda parçalarıyla oluşan yemeğin adına ‘aşure’ deniliyor. Bugün o günün kutlamasıdır. Aşure Günü bize Allah’a şükretmemiz için son derece güzel bir nimet olarak ulaşagelmiştir.
Sevgili kardeşlerim, Muharremin 10’u olan Aşure Günü’nde Kur’ân-ı Kerîm’de neler vuku bulmuş Allahû Tealâ birçok surede ve birçok âyette ilahî mesajlar veriyor.
Bir kere ulûl’azm nebîlerin şeriatı aynı şeriattır. Hz. Nuh (A.S)’ın şeriatı, Hz. İbrahim (A.S)’ın şeriatı, Hz. Musa (A.S)’ın şeriatı, Hz. İsa (A.S)’ın şeriatı ve nebîler sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in şeriatı aynı şeriattır.
Mü’minûn Suresi'nin 26-27. âyet-i kerimelerine baktığımız zaman Allahû Tealâ Nuh (A.S)’ın şöyle dediğini görüyoruz:
23/MU'MİNÛN-26: Kâle rabbinsurnî bimâ kezzebûn(kezzebûni).
(Nuh A.S) dedi ki: “Rabbim, beni yalanladıkları için bana yardım et.”
23/MU'MİNÛN-27: Fe evhaynâ ileyhi enısnaıl fulke bi a’yuninâ ve vahyinâ fe izâ câe emrunâ ve fâret tennûru fesluk fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlu minhum, ve lâ tuhâtıbnî fîllezîne zalemû, innehum mugrakûn(mugrakûne).
Böylece ona, gözümüzün önünde (Bizim denetimimizde) ve vahyimizle bir gemi yapmasını vahyettik. Böylece emrimiz geldiği ve tennur kaynadığı zaman hemen ona (gemiye) her çiftten ikişer tane ve ehlini bindir. Onlardan, haklarında bir söz (hüküm) geçenler hariç. Ve zulmedenler hakkında Bana hitap etme (onlar için bir şey, bir af isteme). Muhakkak ki onlar, boğulacak olanlardır (boğulmalarına daha önce hükmedilmiş olanlardır).
Kimdir zulmedenler? Allah’a ulaşmayı dilemeyen ve başkasının dilemesine mâni olan, her derece kaybeden kişi nefsine zulmetmiştir. Aynı zamanda başkasına da zulmetmiştir. İşte bu zulmedenler gemiye binmeyenlerdir. Nuh (A.S) Allah’ın tasarrufunda ve Allah’a “Beni yalanladıkları için bana yardım et.” diyor.
Hûd Suresi'nin 37. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:
11/HÛD-37: Vasnaıl fulke bi a’yuninâ ve vahyinâ ve lâ tuhâtıbnî fîllezîne zalemû, innehum mugrekûn(mugrekûne).
Vahyimizle ve Bizim gözetimimizde gemiyi inşa et (yap)! Zulmedenler hakkında Bana hitap etme. Onlar, muhakkak ki; boğulacak olanlardır.
Görüyorsunuz ki gemiye binenlerin dışında kalan herkes tamamen sulara gark olacaktır.
Şuarâ Suresi'nin 119-121. âyet-i kerimelerinde de aynı muhteva var.
26/ŞUARÂ-119: Fe enceynâhu ve men meahu fîl fulkil meşhûn(meşhûni).
Böylece onu ve onunla beraber olanları, dolu bir gemi içinde kurtardık
26/ŞUARÂ-120: Summe agraknâ ba’dul bâkîn(bâkîne).
Sonra Biz, (onların) arkasında kalanları (gemiye binmeyenleri) boğduk.
26/ŞUARÂ-121: İnne fî zâlike le âyeh(âyeten), ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn(mu’minîne).
Muhakkak ki bunda mutlaka bir âyet (ibret) vardır. Ve onların çoğu mü'min olmadılar (Allah'a ulaşmayı dilemediler).
Hûd Suresi'nin 42-43. âyet-i kerimelerinde Nuh (A.S) oğlunu da gemiye davet ediyor. Ama oğlu "Ben dağa sığınırım." diyor.
11/HÛD-42: Ve hiye tecrî bihim fî mevcin kel cibâli ve nâdâ nûhunibnehu ve kâne fî ma'zilin yâ buneyyerkeb meanâ ve lâ tekun meal kâfirîn(kâfirîne).
Ve o (gemi) onlarla, dağ gibi dalgalar içinde yüzüyordu. Ve Nuh, ayrı bir yerde duran oğluna seslendi: “Ey oğulcuğum, bizimle beraber bin ve kâfirlerle beraber olma!”
11/HÛD-43: Kâle seâvî ilâ cebelin ya'sımunî minel mâ'(mâi) kâle lâ âsımel yevme min emrillâhi illâ men rahim(rahime), ve hâle beynehumal mevcu fe kâne minel mugrakîn(mugrakîne).
(Nuh (A.S)'ın oğlu şöyle) dedi: “Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım.” Nuh (A.S): “Bugün Allah'ın emrinden koruyan bir koruyucu yoktur. (Allah'ın) rahmet ettiği kimseler hariç.” dedi. Ve ikisinin arasına dalga(lar) girdi ve böylece boğulanlardan oldu.
11/HÛD-44: Ve kîle yâ ardubleî mâeki ve yâ semâu akliî ve gîdal mâu ve kudıyel emru vestevet alal cûdiyyi ve kîle bu'den lil kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
Ve: “Ey arz (yeryüzü), suyunu yut! Ey sema (suyunu) tut!” denildi. Ve su çekildi ve emir yerine getirildi. Ve (gemi), Cudi (dağı)nın üzerine yerleşti. Ve zâlim kavme: “Uzak olsunlar.” denildi.
Gemi daha sonra karaya oturdu. Karaya oturduktan sonra bahsettiğimiz son yemeği yiyorlar.
Hûd suresinin 36. âyet-i kerimesine baktığımız zaman, Allahû Tealâ Nûh (A.S)’a bir şey söylüyor: “Kavminden daha önce îmân etmiş olanlar hariç artık onlar asla mü’min olmayacaklar. ”
11/HÛD-36: Ve ûhiye ilâ nûhın ennehu len yu’mine min kavmike illâ men kad âmene fe lâ tebteis bi mâ kânû yef’alûn(yef’alûne).
Ve Nuh'a: “Senin kavminden âmenû olmuş olanlar hariç, onlar asla mü'min olmayacak.” (diye) vahyedildi. Artık onların yapmış olduğu şeylerden dolayı sen, yeise kapılma.
Yani gemiye binenlerin hepsi âmenu olanlar, ulaşmayı dileyenlerdir. "Bunlar hariç diğerleri asla mü’min olmayacak." diye vahyedildi. Artık onların yaptıklarından dolayı sen yeise, kapılma.