Muhterem Hocam, mürşid farz mıdır? Bir kişinin mürşid olabilmesi için çok iyi derecede Arapça, hadîs, tefsir ilmine sahip olması gerekir mi?
Soru
Muhterem Hocam, mürşid farz mıdır? Bir kişinin mürşid olabilmesi için çok iyi derecede Arapça, hadîs, tefsir ilmine sahip olması gerekir mi?
Cevap
Elbette farzdır.
Bir mürşidin mürşid olabilmesi için çok iyi derecede Arapça, hadîs, tefsir ilmine sahip olması gerekir mi? Hayır sevgili kardeşlerim.
Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz: “En hayırlınız Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenen ve öğretendir.” diyor.
HADÎS-İ ŞERRİF
Kaynak: (Buhari, Fezâilü'l Kur'ân 21)
Kaynak: Kitab-ul Burhan Fi Alâmet-i'l Mehdi yy-il Ahir Zaman 57.
Hayrukum men teâlleme elkur'âne ve âllemehu
"Sizin en hayırlınız Kur’ân 'ı öğrenen ve öğretendir."
"Ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorluklarınızı gideren VELİNİZ OLAN KİMSEYE KATILINIZ, O MEHDİ'DİR."
Resûlullah (S.A.V) hadîsin içerisinde; “En hayırlınız Arapça bilendir, en hayırlınız hadîs bilendir, tefsir bilendir ve insanların söylediği ne kadar zan varsa bu zanları kendisine toplayan kişidir.” demiyor. “En hayırlınız Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenen ve öğretendir.” buyuruyor.
İşte sahâbenin ana lisanı Arapça olmasına rağmen dîni kimden öğrenmişler? Mürşid olmuş sahâbe, Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’den. Bir sualle karşılaştıkları zaman sahâbe, ana lisan Arapça olmasına rağmen, Kur’ân okumalarına rağmen ne diyorlardı? “Allah ve Resûlü bilir.” Çünkü gerçekten de onlar öğrendikleri, sahip oldukları bütün güzelliklerin Allah ve Resûlü’nden kendilerine geldiğini görmüşlerdir.
Yetmez, Peygamber Efendimiz’in de bir tahsili yoktu. Okuma yazması yoktu. Ama Peygamber Efendimiz (S.A.V), Allah tarafından tasarrufa alınmış, 7 safha 4 teslimi yaşayan, Allah’ın tasarrufunda olan, Allah’ın Cebrail (A.S) vasıtasıyla kendisine Kur’ân’ı indirdiği, onun da Allah’ın kendisine yaşattırdığı Kur’ân-ı Kerîm’i sahâbeye anlattığı ve 23 sene boyunca Kur’ân’ı tamamen yaşadığını görüyoruz.
İnsanlar hakikati yaşamayınca kendi zanlarına ilaveler yapmışlar. Allah Resûlü iki şey söylüyor: “En hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğretendir.” Şimdi bunun, Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenen kısmını alırsak, Kur’ân-ı Kerîm’i bir insanın öğrenebilmesi; Kur’ân’ın giriş kapısı olan kalben Allah’a ulaşmayı dilemesi ve mutlak surette Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşide tâbî olması söz konusudur.
Tıpkı bugün okullarda diyelim ki kişi tarih öğrenmek istiyor. Tarih öğrenmesi için o tarihin öğretildiği okula gitmesi lazım. Bu Allah’a ulaşmayı dilemektir. Eğer okula yazılırsa, Allah’a ulaşmayı dilerse, o zaman ait olduğu tarih dersine girecektir. Tarih öğretmeni ona onu öğretecektir.
Tıpkı bunun gibi eğer konu dinse o zaman kişinin Kur’ân’ı öğrenmesi lazım. Kur’ân’ın önünde giriş kapısı Allah’a ulaşmayı dilemek ve mutlaka Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşide tâbî olmaktır. Allah Resûlü bunu söylüyor. Bizimkiler bunu yaşamadıkları için, bilmedikleri için ilaveler yaparak zanda bulunuyorlar.