Muhterem Hocam, mürşidimizin sohbetlerini daha üst seviye boyutta işitip idrak etmek için ne yapmalıyız?
Soru
Muhterem Hocam, mürşidimizin sohbetlerini daha üst seviye boyutta işitip idrak etmek için ne yapmalıyız?
Cevap
Çokça zikretmeliyiz. A’râf 204’te: “Kur’ân okunduğu zaman artık onu dinleyin. Umulur ki böylece rahmete kavuşturulursunuz.”
A'RÂF-204: Ve izâ kuriel kur’ânu festemiû lehu ve ensıtû leallekum turhamûn(turhamûne).
Kur'ân okunduğu zaman artık onu dinleyin! Ve susun ki; böylece rahmete kavuşturulursunuz.
Dinleyin evvela. Ne diyordu Allah Resûlü hadîs-i şerifinde?
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Tirmizi 3022, Ahmed bin Hanbel Müsned 16042, Hakim Müstedrek, İbni Hibban.
"…Size Allah’ın bana emrettiği beş şeyi emrediyorum:
Dinlemeyi, İtaat etmeyi, Cihad etmeyi, Hicret etmeyi ve Cemaat olmayı.
Kuşkusuz ki, kim cemaatten bir karış ayrılırsa, Andolsun ki, İslam bağını boynundan çıkarmış olur. Ancak cemaate tekrar dönerse bu müstesna.
Kim cahiliye davasını iddia ederse (cahiliye sistemlerini müdafaa ederse) kuşkusuz ki o, cehennemlik kimselerdendir.
Bunun üzerine bir adam:
−Ey Allah’ın Resûlü bu kimse namaz kılsa da oruç tutsa da aynı mıdır? diye sordu.
Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:
−"Namaz kılsa da oruç tutsa da durum aynıdır. Siz, Allah’ın davasına, Allah’a davet ediniz! Çünkü Allah, size Müslümanlar, mü’minler ve Allah’ın kulları diye isimlendirmiştir."
Öyleyse dinlemekle başlanıyor. Can kulağıyla dinlemeye çalışın. Daha açık bir ifadeyle zikirle dinlemeye çalışın. Zikir sadece parmak zikri olmasın. Hepsini işitmek istiyorsanız konuşmanın başından sonuna kadar zikredeceksiniz. Allah’ı düşünerek zikredeceksiniz. Ama dinlediğiniz zaman eğer gerçek anlamda zikretmiyorsanız sadece duyarsınız. Konuşma bittikten sonra nerelerini anladınız, nerelerini atladınız? Bunu çok iyi bilirsiniz. Demek ki anladığınız yerleri işittiniz ama anlamadığınız yerleri yalnız duydunuz.
Anlamak ile işitmek, anlamak ile duymak farklıdır. Demek ki anladığımız yerleri işitiyoruz. Anlamadığımız yerleri sadece duyuyoruz.
Gerçekten de bu istikamette âyetler söz konusu. Yûnus Suresinin 42, 43 ve 44. âyetlerine baktığımız zaman ne görüyoruz?
YÛNUS-42: Ve minhum men yestemiûne ileyk(ileyke), e fe ente tusmius summe ve lev kânû lâ ya'kilûn(ya'kilûne).
Onlardan seni dinleyen kimseler var. Fakat akıl etmiyorlarsa sağırlara sen mi duyuracaksın?
YÛNUS-43: Ve minhum men yanzuru ileyk(ileyke), e fe ente tehdil umye ve lev kânû lâ yubsırûn(yubsırûne).
Ve onlardan sana bakanlar var, fakat eğer onlar görmüyorlarsa (basar hassaları çalışmıyorsa) âmâları sen mi hidayete erdireceksin?
YÛNUS-44: İnnallâhe lâ yazlimun nâse şey'en ve lâkinnen nâse enfusehum yazlimûn(yazlimûne).
Muhakkak ki Allah, insanlara (hiç)bir şeyle (asla) zulmetmez. Lâkin insanlar, kendi nefslerine zulmederler.
“Ve onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat akletmiyorlarsa sağırlara sen mi duyuracaksın?” Bunlar anlamadan dinleyenlerdir. Yani zikirle dinlemeyen, anlamadan. Zikirle dinleyenler ise anlayanlardır.
43’te: “Onlardan sana bakanlar vardır. Fakat eğer onlar görmüyorlarsa, körleri sen mi hidayete erdireceksin?” Seni mürşid olarak görmüyorsa onları hidayete erdirebilir misin?
Yûnus 44: “Allah insanlara zulmetmez. Lâkin insanlar kendi nefslerine zulmederler.”