Muhterem Hocam, namazımı kılıyorum, farzları yerine getiriyorum, tüm ibadetlerimi Allah rızası için yapıyorum. Allah’a ulaşmayı ayrıca dilememiş olsam da bu ibadetleri yapmam, Allah’a ulaşmayı dilemiş oldum anlamına gelmez mi?
Soru
Muhterem Hocam, namazımı kılıyorum, farzları yerine getiriyorum, tüm ibadetlerimi Allah rızası için yapıyorum. Allah’a ulaşmayı ayrıca dilememiş olsam da bu ibadetleri yapmam, Allah’a ulaşmayı dilemiş oldum anlamına gelmez mi?
Cevap
Hayır sevgili kardeşlerim. Çünkü dikkat ederseniz bütün bu durumları Allahû Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de açıklıyor. Şimdi Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîsini de ilave ederim: "Öyle insanlar vardır, cennetlik amel işlerler ama cehenneme gidecekler. Öyle insanlar var ki cehennemlik amel işlerler ama cennete gidecekler."
HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Kütübü sitte, Kenzu’l-Ummal, h. No: 576. "Sizden bir kimse cennet ehlinin amellerini öyle işler ki, kendisi ile cennet arasında sadece bir arşın mesafe kalır; derken kitabın hükmü ön plana çıkar ve o kimse bu sefer cehennem ehlinin amellerini işlemeye başlar ve cehenneme girer. Yine bir kimse cehennem ehlinin amellerini öyle işler ki, kendisi ile cehennem arasında sadece bir arşın mesafe kalır; derken kitabın hükmü ön plana çıkar ve o kimse cennet ehlinin amellerini işlemeye başlar ve cennete girer."
Şimdi "Namazımı kılıyorum." tamam, "Farzları yerine getiriyorum." tamam, "İbadetlerimi Allah rızası için yapıyorum." tamam ama Allah’a ulaşmayı dilemiyor. Allah da Kehf 103-105’te: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları, ameli boşa gidenleri haber vereyim mi? Onlar dünya hayatında amelleri, çalışmaları boşa gitmiştir.” buyuruyor. Sebebi ne? Allahû Tealâ açıklıyor: "Onlar güzel ameller işlediklerini (cennetlik amel) işlediklerini zannediyorlardı. Onlar Rabbinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı inkâr ettiler."
18/KEHF-103 Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen). De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?”
18/KEHF-104 Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an). Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.
18/KEHF-105 Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen). İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.
İşte İslâm’ın 5 şartının içerisinde Allah’a mülâki olma yok. İslâm’ın 5 şartı fizik vücudun yerine getirdiği vasıta emirlerdi. Sevgili kardeşlerim, hemen bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bir nefsin sahibisiniz, bir fizik vücudun sahibisiniz, bir ruhun sahibisiniz. İnsanlar sadece İslâm’ın 5 şartıyla fizik vücudun yerine getirmesi gereken vasıta emirleri yapıyorlar. Ama bu fizik vücudun içerisinde 2 vücudumuz daha var; nefsimiz ve ruhumuz.
ORTAK AKIL NEFS 19 AFETİ ile AKLA Ulaşır. 1. Kin ve Nefret 2. Küfür 3. Yalan 4. Zulüm 5. Haset 6. Cehalet 7. Cimrilik 8. Öfke ve Gayz 9. İsyan 10. Sabırsızlık 11. Kibir ve Gurur 12. Hırs ve Şehvet 13. Nankörlük 14. Dedikodu 15. Zan 16. İptilâlar (Kötü Alışkanlıklar) 17. Vefasızlık 18. Mürailik 19. Fitne Fesat RUH 19 HASLETİ ile AKLA Ulaşır. 1. Sevgi 2. Îmân 3. Doğruluk 4. Adalet 5. Edep 6. İlim 7. Cömertlik 8. Sekînet 9. İtaat 10. Sabır 11. Tevazu 12. Kanaat 13. Şükür 14. Ketumiyet 15. Hakikat 16. Faziletler 17. Vefa 18. İhlâs 19. Tevhit
Dualarımızın kabulü, nefsin kalbinden Allah’a ulaşan bir taleple gerçekleşir. Hani Yûnus diyor ya:
Gönül Çalab’ın tahtı. Çalap gönüle baktı. İki cihan bedbahtı Eğer bir gönül yıkar ise.
Yani gönül karanlıklar içerisindeyse o kişinin duası Allah katına yükselmez. Kişinin mürşidi yoksa ruh da vücuttan ayrılıp Sırat-ı Müstakîm’e ulaşmaz. Günde 40 kere namaz kılıyorsanız devamlı “Beni Sırat-ı Müstakîm’e ulaştır.” diye buyuruyorsunuz.
İyyâke na‘budu: Sadece Sana kul oluruz. İyyâke nesteîn: Mürşidimizi Senden isteriz. İhdinâ sırâtal müstakîm: Beni Sırat-ı Müstakîm’e ulaştır.
FÂTİHA SURESİ 1. FÂTİHA – 1 Bismillâhir rahmânir rahîm. Rahmân ve rahîm olan Allah'ın ismi ile. 2. FÂTİHA – 2 El hamdu lillâhi rabbil âlemîn (âlemîne). Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır. 3. FÂTİHA – 3 Er rahmânir rahîm(rahîmi). Rahmân’dır, Rahîm’dir. 4. FÂTİHA – 4 Mâliki yevmid dîn(dîne). Dîn gününün mâlikidir. ŞUARÂ – 82 Ve dîn günü, benim hatalarımı mağfiret etmesini umduğum da O’dur. 5. FÂTİHA – 5 İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn (nestaînu). (Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz. 6. FÂTİHA – 6 İhdinâs sırâtel mustakîm(mustakîme). (Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e hidayet et (ulaştır). 7. FÂTİHA – 7 Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne) O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.
Bu istiâneyi mürşidle nasıl bağlıyoruz? “İyyâke na‘budu” dediğimizde "Sadece Sana kul oluruz." diyoruz. Bu fizik vücudun talebidir. Çünkü başlangıçta bütün fizik vücutlar şeytanın kulu ve dostudur. “İyyâke na‘budu.” dediğimizde "Ben tagutu inkâr ediyorum. Ey Rabbim! Sana kul olacağım." diyoruz. “İyyâke na‘budu ve iyyâke nesteîn” yani "İstianeyi Senden isterim." demek. İstianenin mürşid olduğunu, “İhdinâ sırâtal müstakîm; Beni Sırat-ı Müstakîm’e ulaştır." demek.
Ruhumuzun bizden ayrılarak Sırat-ı Müstakîm’e ulaşması ancak mürşide tâbiiyetle gerçekleşir. Rahmân Suresinin 33. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ "Eğer göklerin çapını çıkmak isterseniz çıkın. Çıkamazsınız. İllâ bir sultan (bir sultan olmadan ruhunuz vücudunuzdan ayrılıp Sırat-ı Müstakîm’e ulaşamaz)." buyuruyor.
55/RAHMÂN-33 Yâ ma'şerel cinni vel insi inisteta'tum en tenfuzû min aktâris semâvâti vel ardı fenfuz(fenfuzû), lâ tenfuzûne illâ bi sultân(sultânin). Ey insan ve cin topluluğu! Semaların ve arzın kuturlarından (çaplarından) nüfuz etmeye (çıkıp gitmeye) eğer gücünüz yetiyorsa, haydi nüfuz edin (geçip, çıkın)! Bir sultan (bir mürşid) olmaksızın nüfuz edemezsiniz (geçip çıkamazsınız).
O sebeple;
İyyâke na‘budu: Sadece Sana kul oluyoruz. Ve iyyâke nesteîn: İstianeyi (mürşidimizi) sadece Senden isteriz.
Niçin? Ruhumuzun Sırat-ı Müstakîm’e ulaşması için.
Sırâtallezîne en‘amte aleyhim: O sırat ki, üzerlerine ni'met verdiklerinin yoludur. Gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn: O, dalâlette olanların yolu değildir.
Yani tâbiiyetle birlikte devrin imamının ruhu başımızın üzerine gelip yerleştiği zaman o bir ni'mettir. Nimet verilenlerin yoludur.
Eğer Fâtiha Suresine bakacak olursanız, Fâtiha Suresi adeta Kur’ân’ın bir özetidir.
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm bismillâhirrahmânirrahîm: Kovulmuş olan şeytandan ilişkimizi kesiyoruz. Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm: Recîm olmuş, Allah’ın katından kovulmuş olan şeytanın şerrinden Allah’a sığınıyorum.
Öyleyse Allah’ın Zat'ı arşta ruh için sığınaksa, “Allah’a sığınıyorum.” diyorsa o kişi, Allah’a ulaşmayı dilemedikçe bir hükmü harbiyesi kalır mı?
Bismillâhirrahmânirrahîm Elhamdülillâhi rabbil âlemîn: Allah âlemlerin Rabbidir. O âlemlerin Rabbi olan Allah Rahmân’dır ve Rahîm’dir.
Rahmân esmasıyla fizik âlemin, insanın o ihtiyacı için herşey var. Yani fizik vücudunun ayakta kalması, ihtiyacı ne varsa hepsi Rahmân esmasının tecellisinin bir sonucudur. Ama biz sadece fizik vücuttan ibaret değiliz. Bir de nefsimiz var. Rahîm esmasıyla da Allahû Teâlâ nefsimize rızkını veriyor.
Mâliki yevmiddîn: Din gününün sahibi (kişinin mürşidine ulaşıp tâbi olduğu gün) İyyâke na‘budu: Sadece Sana kul oluyoruz İyyâke nesteîn: İstianeyi (mürşidi) Senden isteriz. İhdinâs sırâtal müstakîm: Bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e hidayet et (ulaştır).
Din günü de bizim günahlarımızın sevaba çevrilmesi için. Din günü, mağfiret olayının gerçekleştiği gündür. O da mürşide tâbiiyettir. Bir bütün olarak Allahû Teâlâ bunları ifade etmiş oluyor.
Ruhun talebine uymazsan Sırat-ı Müstakîm’e ulaşamıyorsun. Kalpten Allah’a ulaşmayı dilemezsen mürşidine ulaşamıyorsun. Dolayısıyla bugün insanların din tatbikatında eksik olan, kalben Allah’a ulaşmayı dilemek. Nefsimizin kalbinde bu talep yoksa Rahîm esmasının tecellisi yok. Mürşide ulaşıp tâbi olmak yoksa ruhumuz vücuttan ayrılıp Sırat-ı Müstakîm’e ulaşamıyor.