Muhterem Hocam, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra tâbiinler, tebei tâbiinler ve sonra da Allah’ın dostları var. Tâbiiyet kıyâmete kadar devam edecek midir?

Soru

Muhterem Hocam, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra tâbiinler, tebei tâbiinler ve sonra da Allah’ın dostları var. Tâbiiyet kıyâmete kadar devam edecek midir?

Cevap

Evet. Allahû Tealâ bunu Kur’ân-ı Kerim’de Tevbe Suresinin 100. âyet-i kerimesinde dile getiriyor.

9/TEVBE-100 Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ihsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehâl enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu). O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

Ahzâb 40’ta sadece nübüvvetin sona erdiği, son nebînin Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) olduğu buyuruluyor.

33/AHZÂB-40 Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyine, ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen). Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusudur). Allah, herşeyi en iyi bilendir.

Ama Muminûn 44’te art arda kavim resûllerini vazifeli kılarız buyuruyor. Öyleyse nübüvvet sona ermiştir ama risalet kıyâmete kadar devam edecek.

23/MUMİNÛN-44 Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne). Sonra Biz, resûllerimizi art arda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.

Ve Nahl Suresinin 36. âyet-i kerimesinde:

16/NAHL-36 Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâletu, fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne). Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).

“Taguta kul olmaktan içtinap etsinler, Allah’a kul olsunlar diye resûller beas ettik.” Yani bütün resûlleri, Allah’a ulaşmayı dilesinler diye Allahû Tealâ birinci görevleri, vazifeli vermiş.

“Resûl göndermezsem azap etmem.” diyor İsrâ 15’te.

17/İSRÂ-15 Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsihî, ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziratun vizra uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen). Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.

14 asır evvel Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) Efendimiz bütün sahâbeye Kur’ân-ı Kerim’i tilâvet etti, onların nefslerini tezkiye etti, Kur’ân-ı Kerim’in ruhunu öğretti, hikmeti öğretti, hikmetin ötesini öğretti. Karşımızda bir öğrenim ve tatbikat müessesesi var.

Hiçbir sahâbe, Peygamber Efendimiz (S.A.V) rahmetli olduğu zaman, “O benim yegâne mürşidimdi, ben ondan başkasına tâbî olmam.” demedi. Önce Hz. Ebûbekir’e, sonra Hz. Ömer’e, sonra Hz. Osman’a, sonra Hz. Ali’ye tâbî oldular. Onlara Hülefâ-ü râşidûn deniyor. İrşad etme yetkisinin sahibi olan halifeler.

Sahâbeden sonra gelen tâbiin, sahâbeye; ondan sonra nesiller tâbiine tâbî oldular. Peygamber Efendimiz (S.A.V) son nebîdir. Ondan sonra bir daha nebî gelmeyecek. Ahzâb 40 bunu söylüyor. Ama Allahû Tealâ, irşad müessesesinin kıyâmete kadar devam edeceğini buyuruyor.

Dolayısıyla irşad, kavimdeki resûllerle, onun etrafında velî mürşidlerle, vekil mürşidlerle her zaman gerçekleşecektir. Çünkü Kur’ân-ı Kerim’i Allahû Tealâ onlardan öğrenmemizi buyuruyor: “Bilmiyorsanız zikir ehline sorun.” diyor. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 7 Eylül 2026Son güncelleme: 10 Ekim 20264 dk okuma4