Muhterem Hocam, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Efendimiz bir hadîs-i şerifte: “Allah’ım faydasız ilimden, huşû duymayan kalpten, doymayan nefsten ve kabul edilmeyen duadan sana sığını

Soru

Muhterem Hocam, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Efendimiz bir hadîs-i şerifte: “Allah’ım faydasız ilimden, huşû duymayan kalpten, doymayan nefsten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım” buyuruyor. Bu hadîsi Kur’ân âyetleriyle açıklar mısınız?

Cevap

Sevgili kardeşlerim faydasız ilmi, Allahû Tealâ Câsiye Suresinin 23. âyet-i kerimesinde bildiriyor; yani faydasız ilim Kur’ân’a uymayan, insanların din tatbikatına koyduğu zanlar. Kur’ân’da yer alan din tatbikatından çıkartılan uygulamaların hepsi faydasız ilmi içeriyor.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Ebû Davud, Salât 367; İbn Mâce, Fedâilu’l Kur’ân 18; Nesâî, İstiâze 51; Müslim, Zikr 73; Tirmizî, Daavât, 68.

“Faydasız ilimden, itaat etmeyen kalpten, kabûl olunmayan duadan, doymayan (açgözlü) nefisten Sana sığınırım.”

45/CÂSİYE-23 E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveten, fe men yehdîhi min ba’dillâhi, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).

Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?

Baktığımız zaman 19 tane hurafe, bid'at var; onun karşılığında 19 açıdan Kur’ân kavramınınunutturulması var. Onları hemen ekrana getirebilirsek :

KUR’ÂN’A TERS DÜŞEN HURAFELER

ŞEYTANIN ÖĞRETTİKLERİ FUHŞİYAT VE MÜNKERDİR

BİD'ATLER - DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR.

1. Tüm Resûller peygamberdir.

2. Nebî olunmadan Resûl olunmaz.

3. Allah peygamberlerden başkasına âyet indirmez.

4. Vahiy, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ile sona ermiştir.

5. Allah görülmez.

6. Nefs tezkiyesi kalbe nurların girmesiyle oluşmaz. Mürşidsiz de nefis tezkiyesi yapılabilir.

7. Allah ile kul arasına kimse giremez. Mürşide tâbiyeti şirktir.

8. Allah’a ulaşılamaz.

9. Hidayet de doğru yoldur, Sıratı Mustakîm de doğru yoldur.

10. Dinde zorlama vardır.

11. Dünyada rahat yoktur.

12. Kalbinde zerre kadar îmânı olan cehennemde cezası kadar yandıktan sonra cennete girer.

13. Şekil şartlarına riayet etmeyenlerin namazı kabul olmaz. Tecvide ve harflerin mahreçlerinden çıkışına telaffuza uymayan kıraatler kabul olmaz.

14. Kıyamet günü şefaat vardır.

15. Takva Allah’tan korkmaktır.

16. Ruh vücuttan çıkarsa kişi ölür. İrcîi emri bir ölüm emridir.

17. Yevmil ahir kıyamet günüdür.

18. Hayır da şerr de Allah’tandır.

19. “LÂ İLÂHE İLLALLÂH” diyen cennete girer.

İSLÂM’DAN KOPAN KUR’ÂN KAVRAMLARIYLA TARİKAT

DEVRİN İMAMININ ÖĞRETTİĞİ – MARUFU EMRETMEK

VE MÜNKERDEN NEHYETMEK

1. Resul ve Nebî

2. Zikir ve Ehli Zikir

3. Hikmet

4. Teslim

5. Mürşîd

6. İhlâs

7. Ulûl'elbab

8. İrfan

9. Zühd

10. Birr

11. Nefs Tezkiyesi

12. Amilussalihat

13. Sıratı Mustakîm

14. Tövbe ve Mağfiret

15. Takva sahibi olmak

16. Allah’a ulaşmayı dilemek

17. Abd ve Abıd

18. Amenu olmak

20. Dalalet

Evet şimdi Kur’ân’a ters düşen fitneler, hurafeler, şeytanın öğrettikleri, fuhşiyat, münker… Yani insanların zanları, bu faydasız ilmin muhtevasını oluşturuyor. Buna karşılık Kur’ân’da yer alan kişi faydasız ilimle meşgul olursa o zaman Kur’ân’da yer alan 19 tane kavramı da unutacaktır. İşte Kur’ân’ın unutulması, yerine insanların zanları geçirilmesi faydasız ilmi oluşturuyor. Faydasız ilimle hiç kimse kurtuluşa ulaşamaz.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Ebû Davud, Salât 367; İbn Mâce, Fedâilu’l Kur’ân 18; Nesâî, İstiâze 51; Müslim, Zikr 73; Tirmizî, Daavât, 68.

“Faydasız ilimden, itaat etmeyen kalpten, kabûl olunmayan duadan, doymayan (açgözlü) nefisten Sana sığınırım.”

Huşû duymayan kalpten… Şimdi hemen beraberce bakalım neden huşû duymuyor? Çünkü Kur’ân-ı Kerim’e baktığımız zaman Bakara 45’te:

2/BAKARA-45 Vesteînû bis sabri ves salât(salâti), ve innehâ le kebîratun illâ alâl hâşiîn(hâşiîne).

(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.

“Sabır ve namazla yardım isteyiniz. Zordur ama huşû sahipleri için değil.” Kimdir bu huşû sahibi olan kişi? Bakara 46'da huşû sahibi olan kişi ruhun iki şekilde Allah’a ulaşacağına inanan kişi; bir hayattayken, iki ölümle. Ölümle kader tahtında gerçekleşir, marifet hayattayken ruhu Allah’a ulaştırmayı dilemektir.

2/BAKARA-46 Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).

Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

Şimdi tekrar o hurafelere dönelim: 19 tane hurafe, 19 tane bid'at… 19 tane hurafe, 19 tane bid'atin içerisinde “ruh vücuttan çıkarsa kişi ölür, irciî emri bir ölüm emridir.” Şimdi kişi buna inanırsa hiçbir zaman Allah’a ulaşmayı dilemeyecektir. Allah’a ulaşmayı dilemediği takdirde de o faydasız ilimle meşgul olacaktır. O zaman kalpleri asla huşû duymayacak. Kimdir huşû sahipleri? Allah’a ulaşmayı kalben dileyenler. Huşû duymayanlar kimlerdir? Kalben Allah’a ulaşmayı dilemeyenler. Öyleyse faydasız ilim insanların zanları; huşû duymayan kalp, kalben ulaşmayı dilememek; doymayan nefisten tabiî ki o zaman kişi mürşide ulaşamayacaktır. Mürşide ulaşamadığı zaman hırs afeti sebebiyle asla sahip olduğu hiçbir şeyi yeterli görmeyecek; hep hırs afetinin tesiri altında devamlı azgınlığı artacaktır. Böylesi bir kişinin kabul edilmeyen duadan… Kimin duasını Allahû Tealâ kabul etmez? Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişinin. Evet, Allahû Tealâ Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişinin duasını tabiî bu manevî açıdan Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişinin duasını kabul etmez; yoksa dünyalık taleplerde insanlar ne olursa olsun, kim Allah’tan dünyalık isterse Allahû Tealâ onu veriyor. Hemen âyet-i kerimeye bakalım: Bakara 186:

2/BAKARA-186 Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, felyestecîbû lî velyu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).

Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).

“Kullarım sana Benden sordular ise, Ben onlara yakınım. Dua edenin davetine icabet ederim.” Yani kim Allah’tan talepte bulunursa Allah mutlaka kişinin duasına icabet ediyor ama onlar da bizim, yani dünyalık taleplerini Allahû Tealâ mutlaka veriyor. Ama manevî istikametteki talepleri… “Onlar da bizim davetimize icabet etsinler, mü’min olsunlar.” Yani âmenû olsunlar. Böylece irşada ulaşsınlar.

Gerçekten de Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’in bir başka hadîsi şöyle: “Kul olmak duanın kabul edilerek ruhun yükselerek Allah’a ulaşmasıdır.” Yani manevî açıdan kabul olunan ilk dua: Kalpten Allah’a ulaşmayı dileme duasıdır.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizî, Da'vât, 112.

"Kul olmak, duanın kabul edilerek ruhunun yükselerek Allah'a ulaşmasıdır."

Evet, kul olmak; duanın kabul edilerek ruhun yükselerek Allah’a ulaşmasıdır. O zaman hangi duayı Allah kabul ediyor? Hayattayken ruhunu Allah’a ulaştırmayı dileyen kişinin duasını kabul ediyor. O zaman manevî açıdan ilk kabul olunan dua: Hayattayken ruhunu Allah’a ulaştırmayı dileyen kişinin duasıdır. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20266 dk okuma1