Muhterem Hocam, Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in El-Emin olarak bilinmesine rağmen onun peygamberliğine inanmayanlar da var mıydı?
Soru
Muhterem Hocam, Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in El-Emin olarak bilinmesine rağmen onun peygamberliğine inanmayanlar da var mıydı?
Cevap
"Evet. Evvela bu olayın hemen nereden çıktığına bakalım. Şuarâ Suresinin 214. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e diyor ki:
26/ŞUARÂ-214 Ve enzir aşîratekel akrabîn(akrebîne).
Ve en yakının olan aşiretini uyar.
Bu emri yerine getirmek üzere Allah’ın Resûlü Hz. Ali (R.A)’ yi yanına çağırıyor. Diyor ki: “Bütün akrabayı taallukatı, etrafı topla. Onlara bir konuşma yapmam lâzım.”
Ve Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîste zikrettiği gibi:
HADÎS-İ şerrİF
Kaynak: Buhârî, Tefsir, 26; Müslim, İman, 348-355; Ahmed, I, 281-307; İbn-i Sa’d, I, 74, 200; Belâzurî, I, 119; Semîra ez-Zâyid, I, 357-359.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) Kureyş kabilesini Safâ Tepesi’ne davet etti ve şöyle hitap etti.
“–Ey Kureyş cemaâti! Ben size, şu dağın eteğinde veya şu vâdide düşman atlıları var; hemen size saldıracak, mallarınızı gasbedecek desem, bana inanır mısınız?”
Onlar da hiç düşünmeden:
“–Evet inanırız! Çünkü şimdiye kadar Sen’i hep doğru olarak bulduk. Sen’in yalan söylediğini hiç işitmedik!” dediler.
Oraya gelmiş bulunan herkesten bilâ-istisnâ bu tasdîki alan Peygamber Efendimiz S.a.v. onlara şu ilâhî hakîkati bildirdi:
“–O hâlde ben şimdi size, önünüzde şiddetli bir azap günü bulunduğunu, Allâh’a mülâkî olmaya inanmayanların o çetin azâba uğrayacaklarını haber veriyorum. Ben sizi o çetin azaptan sakındırmak için gönderildim.
Ey Kureyşliler! Size karşı benim hâlim, düşmanı gören ve âilesine zarar vereceğinden korkarak hemen haber vermeye koşan bir adamın hâli gibidir.
Ey Kureyş cemaâti! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi de dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allâh’ın huzûruna varmanız, dünyâdaki her hareketinizin hesâbını vermeniz muhakkaktır. Netîcede hayır ve ibâdetlerinizin mükâfâtını, kötü işlerinizin de ceza ve şiddetli azâbını göreceksiniz! Mükâfât ebedî bir cennet; mücâzat ise dâimî bir cehennemdir.”
Yetmez. Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle de uyarıyor:
HADÎS-İ şerrİF
Kaynak: Müslim, Îmân 348, 351. Ayrıca bk. Buhârî, Tefsîru sûre (26) 2; Tirmizî, Tefsîru sûre (27) 2; Nesâî, Vesâyâ 6
Ebû Hureyre’den nakledilen bir Hadis:
“Ey Abdüşems oğulları! Ey Ka’b İbni Lüey oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!
Ey Abdümenâf oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!
Ey Hâşim oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!
Ey Abdülmuttalib oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!
Ey Fâtıma! Kendini cehennemden kurtar! Çünkü sizi Allah’ın azâbından kurtarmaya benim gücüm yetmez…”
Cehennemden kurtuluş bir dilektir. Allah’a ulaşmayı kalben dilemek cehennemden kurtuluşun şifresini oluşturuyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V), Allahû Tealâ’nın: “Ey örtüsüne bürünen! Kalk artık, inzar et, uyar.” emriyle insanları İslâm’a davet ve emir ve yasakları tebliğe başlamıştı. Önce gizli başlayan bu davet: “En yakın olan aşiretini uyar.” emrinden sonra açıktan açığa yapılmaya başlandı.
Mekkeliler Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in doğru sözlü, yüksek ahlâk sahibi olduğunu bildikleri hâlde ondan yüz çevirdiler ve düşman kesildiler. Ona vurdular, taşladılar, üzerine pislik attılar. Çok insanların eziyet ettiği bir insan oldu ama hiçbir zaman yılmadı. Ve Allah’ın Resûlü Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Güneşi sağ elime, ayı sol elime verseler ben yine bu dinden, bu tebliğden vazgeçmem. Ya Allah beni bu dini hâkim kılarak muvaffak eder yahut da ben bu uğurda canımı veririm.” Allah razı olsun."