Muhterem Hocam, Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in son peygamber olması sebebiyle ondan önceki hükümler kaldırılmış mıdır?

Soru

Muhterem Hocam, Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in son peygamber olması sebebiyle ondan önceki hükümler kaldırılmış mıdır?

Cevap

Allahû Tealâ kaldırdığına dair Kur’ân-ı Kerim’de bir âyet söylemiyor. Tam tersi Yahudilerin Tevrat’la hükmetmesi, Hristiyanların İncil’le hükmetmesini, Müslümanların Kur’ân-ı Kerim’le hükmetmesini söylüyor. Çünkü herkes kendisine indirilen kutsal kitaplardaki hükümleri tatbikata geçirse aynı dini yaşamış oluyorlar.

Şimdi hemen Mâide Suresinin 67. ve 68. âyet-i kerimelerinde:

5/MÂİDE-67 Yâ eyyuhâr resûlu bellıg mâ unzile ileyke min rabbike ve in lem tef’al fe mâ bellagte risâletehu vallâhu ya’sımuke minen nâs(nâsi) innallâhe lâ yehdîl kavmel kâfirîn(kâfirîne).

Ey Resûl! Rabb’inden sana indirileni tebliğ et (duyur). Eğer bunu yapmazsan, o taktirde O’nun Risaletini (sana gönderdiğini) tebliğ etmemiş (duyurmamış) olursun. Ve Allah seni insanlardan korur. Muhakkak ki Allâh, kâfirler kavmini hidayete erdirmez.

5/MÂİDE-68 Kul yâ ehlel kitâbi! lestum alâ şey’in hattâ tukîmût Tevrâte vel İncîle ve mâ unzile ileykum min rabbikum ve le yezîdenne kesîren minhum mâ unzile ileyke min rabbike tugyanen ve kufrâ(kufrân), fe lâ te’se alâl kavmil kâfirîn(kâfirîne).

De ki; "Ey Ehli Kitap! Tevrat’ı, İncil’i ve size Rabb’iniz tarafından indirileni, yerine getirip uygulamadıkça siz birşey (bir din) üzerinde değilsiniz. Ve sana Rabb’inden indirilen, mutlaka onların bir çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Artık sen kâfirler topluluğuna üzülme.

Tatbikatın hükmü kalkmış demiyor Allahû Tealâ. Kur’ân-ı Kerim âyetiyle İncil kalkmış demiyor. Tam tersi “Ey ehl-i kitap! Tevrat’ı, İncil’i ve size Rabbiniz tarafından indirileni yerine getirip uygulamadıkça...” Allah neyi istiyor? Tevrat’ın tatbikatını istiyor. Neyi istiyor? İncil’in tatbikatını istiyor. Neyi istiyor? Rabbinizden size indirilenin tatbikatını istiyor.

Yani ehl-i kitabın Tevrat’ı, İncil’i ve nebîler sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e indirileni yerine getirip uygulamadıkça siz bir din üzere değilsiniz diyor.

5/MÂİDE-69 İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ves sâbiûne ven nasâra men âmene billâhi vel yevmil âhiri ve amile sâlihan fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Muhakkak ki, âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler), ve Yahudiler, Sâbiiler ve Nasrânilerden (Hristiyanlardan) kim Allah’a ve âhir güne îmân eder ve nefsini ıslâh edici ameller (nefs tezkiyesi ) yaparsa onlara artık korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.

41/FUSSİLET-44 Ve lev cealnâhu kur’ânen a’cemiyyen le kâlû lev lâ fussilet âyâtuh(âyâtuhu), e a’cemiyyun ve arabîy(arabîyyun), kul huve lillezîne âmenû huden ve şifâun, vellezîne lâ yû’minûne fî âzânihim vakrun ve hûve aleyhim amâ(amen), ulâike yunâdevne min mekânin baîd(baîdin).

Ve eğer O’nu (Kitab’ı), yabancı dil bir Kur’ân kılsaydık, mutlaka: “O’nun âyetleri açıklanmalı değil miydi?” derlerdi. Araba yabancı dil mi? De ki: “O, âmenû olanlar için hidayet ve şifadır. Ve mü’min olmayanların kulaklarında vakra vardır. O (Kur’ân), onlara karşı körlüktür (şifa ve hidayet değildir). İşte onlara uzak bir yerden seslenilir.”

15/HİCR-9 İnnâ nahnu nezzelnâz zikre ve innâ lehu le hâfizûn(hâfizûne).

Muhakkak ki zikri (Kur'ân-ı Kerim’i), Biz indirdik. O'nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz.

Allahû Tealâ açıkça ifade etmiş. Fussilet Suresinin 44. âyet-i kerimesinde Kur’ân-ı Kerim âmenû olanlar için hidayet ve şifadır. Ve Hicr Suresinin 9. âyet-i kerimesinde hidayet ve şifa olan Kur’ân-ı Kerim Allah tarafından muhafaza altına alınmıştır. Bakara Suresinin 136. âyet-i kerimesinde ise sahâbenin bu muhtevayı A’dan Z’ye kadar 7 safhanın yerine getirdiğini görüyoruz.

2/BAKARA-136 Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).

Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilenlere, İbrâhîm (as.)’a, İsmail (as.)’a, İshak (as.)’a, Yâkub (as.) ve torunlarına indirilenlere, Musa (as.) ve İsa (as.)’ya verilenlere ve (diğer) nebîlere, Rab’leri tarafından verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) îmân ettik. Onların arasından hiçbirini ayırmayız (fark gözetmeyiz). Ve biz, O’na teslim olanlarız.”

Şimdi yerli yerine oturtmamız lazım ki dünya üzerinde dinler olmamıştır. Âli İmrân Suresinin 85. âyet-i kerimesinde:

3/ÂLİ İMRÂN-85 Ve men yebtegi gayral islâmi dinen fe len yukbele minhu, ve huve fîl âhirati minel hâsirîn(hâsirîne).

Ve kim İslâm'dan başka bir din ararsa, o taktirde kendisinden asla kabul edilmez ve o, ahirette "hüsranda olanlar"dan olur.

Allahû Tealâ sadece tek bir din vazetmiştir. Nebîler sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in yaşadığı din, kendisinden evvel nebî olan Hz. İsa (as.)’ın, ondan evvelki nebî olan Hz. Musa (as.)’ın, ondan evvelki devirlerde yaşamış olan Hz. İbrahim (as.)’ın, Hz. Nuh (as.)’un ve en başta Hz. Âdem (as.)’ın dinidir.

İnsanların yozlaşma süreci zaman içerisinde kitapları değiştirmiş olsa da Kur’ân-ı Kerim dini bütünlemiştir. Yani Allah’a ulaşmayı dilemekten iradeyi Allah’a teslime kadar bütün kademeler dinin içerisinde yerini yerine oturtmuştur ve her din mensubu kendi kitaplarındaki buna ait olan emirleri mutlaka yerine getirmelidir.

Şûrâ Suresinin 13. âyet-i kerimesinde bu ezelî ve ebedî tek bir dinin, şerriatın da tek olduğu; Hz. Nuh (as.)’un şerriatı, Hz. İbrahim (as.)’ın şerriatı, Hz. Musa (as.)’ın şerriatı, Hz. İsa (as.)’ın şerriatı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e de vahyederek şerriat kılmıştır.

42/ŞÛRÂ-13 şerrea lekum mined dini mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dine ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şerriati); “dini ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şerriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Ulûl azm nebîlerin tebliğ ettiği din, şerriat aynı şerriat. Onun için Resûlullah (S.A.V) Efendimiz hadîsinde: "Evvelkilerin şerriatı bizim de şerriatımız." buyurmuştur. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 15 Ekim 20265 dk okuma0