Muhterem Hocam, pişmanlık duyarak kendi kendimize yaptığımız tövbe bizi kurtuluşa ulaştırır mı?
Soru
Muhterem Hocam, pişmanlık duyarak kendi kendimize yaptığımız tövbe bizi kurtuluşa ulaştırır mı?
Cevap
Yok. Yani, Hz. Ali diyor ki: "Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin yaptığı tövbe, yalancıların tövbesidir." Çünkü akıl tövbe eder, nefs de o tövbeyi bozar.
Mevlâna ne diyor? "Akıl bir kuzu, nefs bir kurt, imam bir çoban." Şimdi sevgili kardeşlerim, çobanın güçlü olması lâzım. Güçlü olabilmesi ancak mürşidin devreye girmesi lâzım. Mürşidin himmetinin devreye girmesi lâzım.
İşte Yunus Emre, Hacı Bektaş kasabasına gidiyor. Diyor ki: "Ben buğday almak üzere geldim."
Hacı Bektaş Velî de: "Himmet mi, buğday mı?"
O da himmetin ne olduğunu bilmediği için buğdayı dolduruyor.
Ama yarı yolda aklına ilhamlar geliyor. Geri dönüyor.
Diyor ki: "Efendimiz, himmet benim çocuklarımın karnını doyurur mu, koyunlarımı güder mi?"
O zaman diyor: "Himmet seni güder. Sen de çocuklarının karnını doyurursun ve koyunlarını güdersin."
O zaman diyor: "Ben himmeti diliyorum."
Hacı Bektaş Velî: "Anahtarın bende değil, Tapduk'ta."
İşte kim 12 tane ihsanla mürşidin önünde tövbe ederse, Allah o tövbeyi kabul buyurur Nisâ-64'e göre.
4/NİSÂ-64 Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi). Ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfera lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).
Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka bir şey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.
Ama kişinin kendi kendine yaptığı bir tövbede derecat kazanabilir. Fakat kabul edileceğine dair bir garanti de yok.
Nitekim iki âyet-i kerimede: Bir Fâtır-5, Lokmân-33
35/FÂTIR-5 Yâ eyyuhen nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yegurrennekum billâhil garûr(garûru).
Ey insanlar! Muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. Aldatıcılar da sizi Allah ile (affına güvendirerek) aldatmasınlar.
31/LOKMÂN-33 Yâ eyyuhen nâsuttekû rabbekum vahşev yevmen lâ yeczî vâlidun an veledihî ve lâ mevlûdun huve câzin an vâlidihî şey’â(şey’en) inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yagurrennekum billâhil garûr(garûru).
Ey insanlar, Rabbinize karşı takva sahibi olun! Ve o günden korkun ki; baba, oğluna karşılık veremez (yardım edemez). Ve oğul da babasına bir şeyle karşılık veremez. Muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. Garur (tagut), Allah’a karşı sakın sizi kandırmasın.
"Yâ eyyuhen nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ: Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın şeytan da sizi Allah'ın affına güvendirerek aldatmasın."
İki şeye dikkat çekiyor: Dünya hayatı ve şeytan. Kimdir şeytanın kendisini aldattığı, dünya hayatının kendisini aldattığı kişiler? Hidayet yerine, Allah'a ulaşmayı dileme yerine dünya hayatını seçenler. Mürşide tâbî olma yerine kendi hevasına tâbî olanlar. Kendi hevasına tâbî olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olanlardır. Dünya hayatını seçenler de Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerdir.
İşte bundan kurtulmak için de ne lâzım? Kişinin kesinlikle Allah'a ulaşmayı dilemesi lâzım.
"Şaşarım o insana ki Allah'ı biliyor ama isyan ediyor.
Şaşarım o insana ki şeytanı biliyor ama itaat ediyor.
Şaşarım o insana ki dünyayı biliyor ama ona meylediyor."
İşte bunlar iblisin tuzağına düşen insanlar.
Hz. Ömer (R.A.)
"Beni en çok şaşırtan şey, Bir kimsenin Allah’ı bilip O’na isyan etmesi. Şeytan’ı bilip ona itaat etmesi. Ve Dünyayı bilip ona meyletmesidir."