Muhterem Hocam, Risalet ne demektir?
Soru
Muhterem Hocam, Risalet ne demektir?
Cevap
Risalet resûllüktür. Bütün nebîler aynı zamanda resûldür. Ama risalet, nübüvvet de onların mutavaları içindedir. Nebî olmayan resûller velî resûllerdir. Evliya resûllerdir. Onlar peygamberlerle aynı seviyede hiçbir zaman olmamışlardır. İmam-ı Rabbanî Hazretleri "İnsanlar iki yolla hidayete ererler. Kutb-u nübüvvet, kutb-u velâyet.”
İmam-ı Rabbanî Hz.
“İnsanlar iki yolla hidayete ererler. Kutb-u nübüvvet, kutb-u velâyet.”
Yani resûlle hidayete ererler. Bu resûl bir nebî olabilir. Bu resûl bir veli olabilir. Evet. Sonra iki yolla hidayet ererler. Kutb-u nübüvvet, kutb-u velâyet.
Kutb-u nübüvvetin son temsilcisi Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimizdir. Ahzâb 40'ta Allahû Tealâ:
33/AHZÂB-40 Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyine, ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).
Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusudur). Allah, herşeyi en iyi bilendir.
Hz Muhammed (S.A.V) Efendimiz sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır. Fakat Allah'ın resûlü ve nebîlerin hatemidir, sonuncusudur. Öyleyse kıyamete kadar nebî gelmeyecek. Son nebî, Nebiler Sultanı Hz Muhammed Mustafa (S.A.V) o zaman her devirde kıyamete kadar hidayete erecek olan insanlar kutbu velayetle hidayete ereceklerdir. Her devirde, her kavmin içerisinde ardı arkası kesilmeksizin Allahû Tealâ resûller gönderiyor. Bu resûller veli resûllerdir. Muminûn Suresinin 44. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ bunlardan bahsediyor.
23/MUMİNÛN-44 Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
Sonra Biz, resûllerimizi art arda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.
Her kavimde var mı? Evet, her kavimde var. Nahl 36'da biz bütün ümmetlere, bütün kavimlerin içerisinden Allah'a kul olsunlar ve taguta kul olmaktan içtinap etsin diye resûller bahsettik. Vazifeli kıldık. Dileyenler hidayete erdi. Geride kalanların üzerine dalâlet hak oldu.
16/NAHL-36 Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâletu, fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).
Öyleyse hidayet ancak resûlle gerçekleşiyor. 1400 sene evvel nübuvet son bulmuştur. Peygamberimiz (S.A.V) Efendimizle sona ermiştir. Ama risalet kıyamete kadar devam edecektir. Velî resûller eliyle kıyamete kadar devam edecektir. Bugün insanların dilinde olan bir hurafe nebî olmadan resûl olmaz. Risalet nübüvvetin üstünde bir derecedir. Bu doğru değil. Peygamberimiz Efendimiz (S.A.V) risalet son bulmuştu. Bu da doğru değil. Nitekim doğru olmadığını Ahzâb suresinin 40. âyet-i kerimesinde Resûllulah'ın hatemül enbiya son nebî olduğunu buyuruyor ve Allahû Tealâ Ahzâb 7'de ulülelb azm nebîlerinde misâk aldığını beyan ediyor.
33/AHZÂB-7 Ve iz ehaznâ minen nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûhın ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsâbni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ(galîzan).
O zaman ki; Biz, nebîlerden onların misaklerini almıştık. Ve senden ve Hz. Nuh’tan ve Hz. İbrâhîm’den ve Hz. Musa’dan ve Meryemoğlu Hz. İsa’dan ve onlardan ağır bir misak aldık.
Bu nebîlerin arasında Peygamber Efendimiz (S.A.S) de var. Senden, Nuh'tan (A.S), İbrahim'den (A.S), Musa'dan (A.S) ve Hz. İsa (A.S) misâk almıştık. Öyleyse ululemr nebîlerden, hepsinden misâk alıyor. Âli İmrân 81'de hidayet çağında, hidayet çağının önderi devrin imamı Mehti resûl ile ilgili şöyle buyuruyor:
3/ÂLİ İMRÂN-81 Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tansurunnehu, kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne).
Ve Allah, nebilerden, “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, O'na mutlaka îmân edeceksiniz ve O'na mutlaka yardım edeceksiniz” diye misak aldığı zaman, “İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?” diye buyurdu. (Onlar da): “İkrar ettik (kabul ettik)” dediler. (Allahû Teâlâ): “Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.
Nebîlerin misâkını aldığın zaman Ahzâb 7'ye göre, "Size kitap ve hikmet verdik. Sonra sizin arkanızdan bir resûlümüz gelecek. Sizdekini tasdik edecek. Öyleyse kitap ve hikmeti nebî resûllere veriyor. Ama arkasından onların olmadığı dönemlerde onun kitap ve hikmeti tasdik eden bir veli resûl gönderiyor. Onu devrin imamı olarak tayin ediyor. Allahû Tealâ buyuruyor ki: "Siz ona imân edeceksiniz. Ona yardım edeceksiniz. Bu ağır sözü üzerinize aldınız mı?" "Aldık" diyorlar. "İkrar ettik." diyorlar. "Şahit olun. Ben de sizinle birlikte şahitlerdenim."
Bu âyet kesinlikle veli resûllüğün kıyamete kadar devam edeceğini buyuruyor. Eğer Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) son resûl olmuş olsaydı, sizden sonra bir resûlümüz gelecek dermiydi Allahû Tealâ? Ama Âli İmrân 81'de söylüyor. "Öyleyse insanlar Kur'ân'a dayanmadan bir takım hürafelerle şeyler söylüyorlar. Bu tabii ki geçerli değil. Allah'ın izniyle. O zaman geçerli olan her devirde mutlaka bir devrin imamı var. Bu devrin imamı Allah'ın kendisine şeriat kitabı verdiği bir peygamberse asaletendir. Bu devrin imamı peygamberlikle verilen şeriatla amel ediyorsa bu da vekaleten devrin imamıdır.
Asaleten devrin imamlarını Allahû Tealâ Enbiyâ 73'te açıklıyor.
21/ENBİYÂ-73 Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi’lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez zekâti, ve kânû lenâ âbidîn(âbidîne).
Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah’a ulaştıran) imamlar kıldık. Ve onlara, hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.
Nebîlerin olmadığı dönemlerdeki vekaleten devrin imamlarını da Allah Secde 24'te açıklıyor.
32/SECDE-24 Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).
Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık, sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.
Allah razı olsun.