Muhterem Hocam, ruhumu Allah’a teslim ettim ama nefsimi teslim edemedim. Ne yapmam gerekir?

Soru

Muhterem Hocam, ruhumu Allah’a teslim ettim ama nefsimi teslim edemedim. Ne yapmam gerekir?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, zaten ruhun Allah’a teslimi Allah’ın garantisinde. Sadece bize düşen bir dilek. “Ben Sana ruhumu teslim etmek istiyorum.” dediğimiz zaman ruh Allah’ın emrinden. Yani Allah’a demiş oluyoruz ki: “Ben Senin emrini yerine getirmek istiyorum.” Hacca gidenler bilirler: “Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innel hamde ve’n-ni’mete. . .” Sen emrettin, ben emrine uydum, buraya geldim, icabet ettim mânâsında. Allah da emrediyor ruhumuzun dünya hayatını yaşarken, fizik vücut ölmeden evvel Allah’a teslimini. Bize düşen sadece bir dilek: Kalpten Allah’a ulaşmayı dilemek.

Dilden dilersek Allah’ın yardımını alamayız. Ama Zümer 54’e göre kalpten dilediğimiz an Allah’ın bize ruhun teslimi açısından yardım etmemesi mümkün değil. Çünkü bize diyor ki: “Siz dileyin, geri kalanını siz yapmayacaksınız. Ben yapacağım.” Neden? “Siz dileyin.” diyor. Çünkü insanı Allahû Tealâ serbest iradeyle yaratmış. Cüz’î iradeyi yaratmış ve iradeye Kendisi karışmıyor. Başkasının da karışmasını istemiyor. O zaman eğer olay buysa kişi iradesini kullanmadıkça Allah’ın yardımını alamaz.

39/ZUMER-54 Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).

Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

Zikir, irade bir irade işidir. İrademizi kullanıyoruz. “Sana ulaşmayı diliyoruz ya Rabbim. Ruhumuzu Sana ulaştırmayı diliyoruz.” O zaman Allahû Tealâ bu emri %100 yerine getiriyor ve onu 3 saat zikre ulaştırmak suretiyle 7 kademede nefsini tezkiye ederek ruh Allah’ın Zat’ına ulaşıyor ve ermiş evliya oluyor. Ama ermiş evliya olan kişi dünya saadetinin yarısı, 3. kat cennetin sahibi olmasına rağmen henüz daimî zikirde olmadığı için %100 dünya mutluluğuna ve âhiret mutluluğuna sahip değil. Sahip olmak istiyorsa ne yapması lâzım? O zaman zikrini arttırması lâzım. İşte 3 saatlik bir zikri 6 kat arttırarak 18 saat zikre ulaştırırsanız o zaman fizik vücut da Allah’ın bütün emirlerine itaat eden, yasak olan fiilleri işlemeyen bir yapıda Allah’a teslim olur. Muhsin kul olur.

Hani bir bedevî geliyor “Yâ Resûlullah, ben iyi bir kul olmak istiyorum.” Allah Resûlü’nün cevabı: “Muhsin kul ol.” Bir müddet sonra geliyor: “Yâ Resûlullah, ben muhsin kul oldum mu?” “Komşularına söyle.” diyor. Neden? Çünkü beşerî münasebetlerde bizim diğer insanlara karşı davranış biçimimiz fizik vücudun teslimiyle yakından alâkalı. Fizik vücut Allah’a teslim olduğu zaman dışındaki bütün insanlara karşı öfkesini yutuyor ve onları davranışları ne olursa olsun affediyor. Evet. Öyleyse hani zaman zaman “Ben fizik vücudumu teslim ettim mi, muhsin kul oldum mu?”

Komşularına, yani kendi iç dünyasından dışarıdaki hiç kimseye öfkelenmeyecek bir dizaynda olması lâzım. Öfkesini yutan birisi olması lâzım. Başkasının kendisine yaptığı negatifler sebebiyle de o noktada affedici olması lâzım. Eğer bu özelliğe ulaşmışsa o zaman fizik vücut Allah’a teslim olmuştur Allah’ın izniyle. Ama kötülüğe karşı hayırla mukabele etmek nefsin afetlerden %100 temizlenmesine bağlı.

İşte ruhumu tesliminden sonra nefsimi de teslim etmek istiyorum diyorsa daimî zikre ulaşacak. Daimî zikir olmadan hiç kimse bu dizaynda olamaz. Daimî zikre ulaşmadan da daimî zikrin mutluluğunu yaşayabilir miyiz? Evet. Kötülüğe karşı hayırla mukabele ederek bunu yapabiliriz. Öyleyse sevgili kardeşlerim, Âli İmrân Suresinin 134. âyet-i kerimesinde:

3/ÂLİ İMRÂN-134 Ellezîne yunfikûne fîs serrâi ved darrâi vel kâzımînel gayza vel âfîne anin nâs(nâsi), vallâhu yuhibbul muhsinîn(muhsinîne).

Onlar (muttekîler), bollukta ve darlıkta (Allah için) infâk ederler (verirler) ve onlar öfkelerini yutanlardır (tutanlardır) ve insanları affedenlerdir. Ve Allah, muhsinleri sever.

Kim “Ben fizik vücudumu teslim ettim.” diyorsa buradaki muhtevaya baksın. Kendisinden dışındaki bütün insanlara karşı öfke olmayacak. Öfkesini yutan birisi olacak. Başka insanların o kişiye karşı negatif davranışları da istisnasız, onları affetmesi gerekir. Eğer bu dizaynın içindeyse o zaman istisnasız o fizik vücut teslimini yapmış demektir.

Hûd (A.S)’ın kavmine karşı yaptığı öğütte diyor ki: Başka insanların size yaptığı kötülüğü unutun. Yani affedin. Ama başka insanların size yaptığı iyiliği hiç unutmayın. İyiliğe karşı iyilik. Ama sizin başkalarına yaptığınız iyiliği unutun. Ama sizin başkalarına yaptığınız kötülüğü hiç unutmayın, özür dileyin. Öyleyse dikkat edin. İki şey söz konusu. Biz devamlı başka insanlara karşı özür dileyeceğiz ama onların da bize karşı yaptıkları hataları affedici olacağız Allah’ın izniyle. Başka insanların bize yaptığı iyiliği unutmayacağız. İyiliğe karşı iyilik ama başkalarının bize yaptığı kötülüğe de kesinlikle affedici olacağız. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 18 Eylül 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20264 dk okuma9