Muhterem Hocam, ruhumuzun ölmeden evvel Allah’a ulaşması için nasıl bir amelin sahibi olmamız lâzım?

Soru

Muhterem Hocam, ruhumuzun ölmeden evvel Allah’a ulaşması için nasıl bir amelin sahibi olmamız lâzım?

Cevap

Herşeyden evvel kâinatın sırrı olan Allah’a ulaşmayı dilememiz lâzım.

Yûnus 7-8: “Onlar bize ulaşmayı dilemezler. Onlar dünya hayatından razıdırlar.”

10/YÛNUS-7 İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10/YÛNUS-8 Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne). İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

Şimdi, Hz. Ömer (R.A)’ın: “Şaşarım o insanı ki Allah’ı biliyor ama isyan ediyor.” Allah’ı bilip isyan eden kişi niye isyan ediyor? Şeytan ona dünya hayatını güzel gösteriyor ve dünyanın peşine takılıyor.

Hz. Ömer (R.A) "Beni en çok şaşırtan şey, bir kimsenin Allah’ı bilip O’na isyan etmesi. Şeytan’ı bilip ona itaat etmesi. Ve dünyayı bilip ona meyletmesidir."

Halbuki Allahû Tealâ diyor ki: “Ey insanoğlu, herşey senin için ama seni Kendim için yarattım.”

Allah içinsek, emanet olan ruhu hayattayken Allah’a ulaştırmamız lâzım. O zaman Allah’ın sevgili kulları arasına girebiliriz.

Kehf Suresinin 103, 104 ve 105. âyetlerine baktığımız zaman, çok güzel amel yaptıklarını ama amellerin boşa gittiği insanlardan bahsediyor.

18/KEHF-103 Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen). De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?”

18/KEHF-104 Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an). Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.

18/KEHF-105 Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen). İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.

Allah Resûlü (S.A.V) hadîsinde şöyle buyuruyor: “Hiç kimse kendi ameliyle cennete giremez.” “Sen de mi ya Resûlullah (S.A.V)?” “Ben de. Ama Rabbim beni rahmetine gark etmiştir.”

HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Sahih-i Buhari Cilt-12, 1918. "Allah’ın rahmeti olmaksızın hiç kimse cennete gidemez.” Sahâbe soruyor: “Sen de mi ey Allah'ın Resûlü (S.A.V)?” “Evet, Ben de. Ama Rabbim beni rahmetinin içine gark etti."

Efendimiz her zaman şöyle buyuruyor: 80 yaşında olan bir insan, 65 yıl boyunca devamlı ibadet yapmış (çünkü sorumluluk 15 yaşından itibaren başlıyor ve 80 yaşında ömrünü tamamlıyor). Ama sonuçta Allah’a ulaşmayı dilemediyse, yaptığı amellerin hepsi boşa gidiyor.

Ameller boşa gidince ne oluyor? Kehf 105’te:

18/KEHF-105 Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen). İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.

O zaman, o ameli boşa gidenlerin hepsi hüsranda, gidecekleri yer cehennem.

İşte hadîs-i şerifte onun için Allah Resûlü (S.A.V) “Öyle insanlar vardır ki cennetlik amel işlerler (Kehf 103, 104, 105’e göre), ama cehenneme gideceklerdir. Öyle insanlar var ki cehennemlik amel işlerler (Enfâl 29’a göre), ama cennete gideceklerdir.”

HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Kütübü sitte, Kenzu’l-Ummal, h. No: 576. "Sizden bir kimse cennet ehlinin amellerini öyle işler ki, kendisi ile cennet arasında sadece bir arşın mesafe kalır; derken kitabın hükmü ön plana çıkar ve o kimse bu sefer cehennem ehlinin amellerini işlemeye başlar ve cehenneme girer. Yine bir kimse cehennem ehlinin amellerini öyle işler ki, kendisi ile cehennem arasında sadece bir arşın mesafe kalır; derken kitabın hükmü ön plana çıkar ve o kimse cennet ehlinin amellerini işlemeye başlar ve cennete girer."

Yine ikinci hadîs-i şerifte: “Size amellerinizin en iyisini, Rabbinizin huzurunda en temizini, derecelerinizde en yükseğini, altın ve gümüş infâk etmekten daha kıymetli, düşmanla karşı karşıya gelip onları öldürmenizden, onların sizi öldürüp şehit etmesinden daha değerli bir şey söyleyeyim mi?” “Buyurun ya Resûlullah (S.A.V), söyleyin.” “O, Allah’ı zikretmektir.”

HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Tirmizî 5/459, İbn Mâce 2/1245. “Size amellerinizin en iyisini, Rabbinizin huzurunda en temizini ve derecelerinizde en yükseğini, altın ve gümüş infâk etmekten daha hayırlısını, düşmanla karşı karşıya gelip onları öldürmenizden, onların sizi öldürüp şehit etmesinden daha iyisini söyleyeyim mi?” buyurdu. “Evet” dediler. Resûlullah (S.A.V) şöyle dedi: “Allah’ı zikretmektir.”

Öyleyse ibadetlerin sultanı zikirdir.

Ankebût Suresinin 45. âyet-i kerimesinde de Allahû Tealâ: “Kur’ân âyetlerini tilâvet et, oku." O bir zikirdir. "Namaz kıl." Namaz kılmak da, Tâhâ 14’e göre, bir zikirdir. Ama “Ve le zikrullâhi ekber”, Allah isminin tekrarı en büyük zikirdir.

29/ANKEBÛT-45 Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne). Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikame et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.

20/TÂHÂ-14 İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî. Muhakkak ki Ben, Ben Allah’ım. Benden başka İlâh yoktur. Öyleyse Bana kul ol ve Beni zikretmek için namazı ikame et!

Üçü de zikir. Fakat bu üç çeşit zikrin mukayesesinde ulaştığımız sonuç: Allah isminin tekrarı en büyük zikir olarak ifade ediliyor.

Diğerlerinde daimî bir Kur’ân okumak mümkün değil veya daimî bir namaz kılmak da mümkün değil. Ama Allahû Tealâ, ibadetlerinin sultanı zikri, Allah isminin tekrarını daimî olarak üzerimize farz kılmıştır.

İşte Nisâ 103:

4/NİSÂ-103 Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten). Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.

“Namazı kılıp bitirdikten sonra ayaktayken, otururken yahut yatarken hep Allah’ı zikredin.”

Hep Allah’ı zikretmek mümkün müdür? Kesinlikle evet. Bu, iç sesimizle Allah isminin tekrarı. Hangi işi yaparsak yapalım, bunu gerçekleştirebiliriz.

Nitekim yatarken de kalp zikrini yapabildiğimize göre, Allahû Tealâ daimî zikri hepimizin üzerine farz kılmıştır. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 8 Ekim 2026Son güncelleme: 8 Ekim 20266 dk okuma1