Muhterem Hocam, sahâbeyi bugün insandan ayıran unsuru nedir?
Soru
Muhterem Hocam, sahâbeyi bugün insandan ayıran unsuru nedir?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, 14 asır evvel Sahâbe Kur’ân’daki İslâm’ı yaşayarak 7 safha ve 4 teslimi gerçekleştirmek suretiyle asr-ı saadete ulaştılar. Ama bugün sahâbenin yaşadığı 7 safha Kur’ân’daki İslâm’ın yerinde yeller esiyor.
PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V) VE SAHÂBENİN (MUHACİR VE ENSARIN) YAŞADIĞI 7 SAFHA İSLÂM
BAKARA–151: Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, (A) âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve (B) sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, (C) size Kitap’ı (Kur’ân-ı Kerim’i) ve (D) hikmeti öğretsin ve (E) (hikmetin ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.
(A) - Âyetlerin Tilâveti
1 - Allah’a Ulaşmayı Dilemek
ZUMER–17: Ve onlar ki; tağuta kul olmaktan içtinap ettiler. Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır...
ENFÂL–29: Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız size furkân sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder...
2 - 12 İhsanla Mürşide Tâbî Olmak
MUMTEHİNE–12: ...sana tâbî olmak için geldikleri zaman, artık onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile...
(B) - Nefs Tezkiyesi
3 - Ruhun Allah’a Teslimi
RA’D–21: ...Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar...
(C) - Kitabın Öğretilmesi
4 - Fizik Vücudun Allah’a Teslimi
ÂLİ İMRÂN–20: ...de ki; “Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah’a teslim ettik.” O kitap verilenlere ve ümmîlere: “Siz de veçhinizi (fizik vücudunuzu) (Allah’a) teslim ettiniz mi?” Eğer teslim ettilerse, o takdirde, hidayete ermişlerdir...
(D) - Hikmetin Öğretilmesi
5 - Nefsin Allah’a Teslimi
ZUMER–18: Onlar, sözü işitirler, böylece onun en ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).
6 - İrşada Ulaşmak
BAKARA–139: De ki: “Allah hakkında bizimle mücadele mi ediyorsunuz? Ve O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Ve bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, O’na muhlis olanlarız (dini O’na hâlis kılanlarız).
HUCURÂT–7: ...Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.
(E) - Hikmetin Ötesi
7 - İradeyi Allah’a Teslim Etmek
TEVBE–100: O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah’a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden bir kısmı ensardan ve bir kısmı da onlara ihsanla tâbî olanlardandı...
Sahâbe’nin hepsi Allah’a ulaşmayı dilediler Zümer 17’ye göre. Hepsi Mümtehine 12’ye göre mürşidlerin hası nebîler sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî oldular. Hepsi Resûlullah (S.A.V)’a tâbî olmak suretiyle nefs tezkiyesini gerçekleştirerek ruhlarını Allah’a teslim ettiler. Hepsi Kur’ân-ı Kerim’in ruhuna girerek fizik vücut teslimi yaptılar ve hepsi hikmeti öğrenmek suretiyle nefs teslimi ve ihlâsa, (irşada) ulaştılar. En sonunda hikmetin de ötesini öğrenmek suretiyle iradesini de teslim ederek Allah tarafından hepsi irşada memur ve mezun kılındılar.
İşte bütün bunları Sahâbe nasıl başardı? Sahâbe'yi bugünkü insanlardan ayıran en önemli keyfiyet tâbiiyet unsurudur. Yani onlar mürşitlerin hası nebîler sultanı Peygamber Efendimiz’e (S.A.V) tâbî oldular. Bu tâbiiyet yoksa 7 safhanın 7’si de yok. Allah’a olmak bütün insanlar için mutlak mutlaka önce mürşide teslim olmakla gerçekleşir. Bu olay tahakkuk etmediği süre içerisinde hiçbir kimsenin teslimi, Kur’ân’daki İslâm’ı yaşaması mümkün değil.
Nitekim Sahâbe evvela hepsi cahiliye dönemini yaşıyorlardı. Kabile hayatını yaşayan Sahâbe’nin aralarında kan davaları vardı. Birçoğu kanlı katillerdi. Böyle bir dizaynda Peygamber Efendimiz (S.A.V) o mukaddes göreviyle zuhur etti. Ona tâbî oldular. Tâbî olduktan sonra herşeyleri değişti. Kâinatın örnek insanları oldular.
Nebîler sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V), hidayet güneşi ve şöyle buyuruyor:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: İbn Abdilber Camiulilim; 11.110, İbn Hazm ahkam 4 c. 82.
“Benim sahâbem gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olursanız hidayete erersiniz.”
Yıldızlar ışığını güneşten alıyor. Gerçekten de güneşin olduğu yerde yıldızların elbette hükmü yok. Ama bir sahâbî, “Ya Resûlullah (S.A.V), sen son nebîsin. Senden sonra nebî gelmeyecek. Dini kimden öğreneceğiz?” İşte bu hadîsle açıklıyor: “Benim sahâbem gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tâbî olursanız hidayete erersiniz.”
Yani hidayetin merkezinde tâbiiyet var. Hidayet yoksa Kur’ân’daki İslâm söz konusu değil. Bunlar hep Kur’ân-ı Kerim’in âyetleriyle sabittir. Allahû Tealâ Âli İmrân 103’te: “Siz birbirinizin can düşmanıydınız ama Allah kalplerinizi telif etti. Onun ni’metiyle kardeşler oldunuz.”
ÂLİ İMRÂN-103: Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrekû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ(ihvânen), ve kuntum alâ şefâ hufretin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn(tehtedûne).
Ve hepiniz, Allah'ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki ni'metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O'nun (Allah'ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.
A’râf 157’de: “Onlar ki ümmî, nebî, resûle tâbî oldular. İşte onlar felâha erenlerdir.”
A'RÂF-157: Ellezîne yettebiûner resûlen nebiyyel ummiyyellezî yecidûnehu mektûben indehum fît tevrâti vel incîli ye’muruhum bil ma’rûfi ve yenhâhum anil munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibâti ve yuharrimu aleyhimul habâise ve yedau anhum ısrahum vel aglâlelletî kânet aleyhim, fellezîne âmenû bihî ve azzerûhu ve nasarûhu vettebeûn nûrellezî unzile meahu ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara ma'ruf ile (irfanla) emreder, onları münkerden nehyeder ve onlara tayyib olanları (temiz ve güzel olan şeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis şeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda bağlayan bağ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, O'na îmân ettiler ve O'na saygı gösterdiler ve O'na yardım ettiler ve O'nunla beraber indirilen Nur'a (Kur'ân-ı Kerim'e) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâha (kurtuluşa, cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna) erenlerdir.
Ve Ahzâb 21’de:
AHZÂB-21: Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe vel yevmel âhıre ve zekerallâhe kesîrâ(kesîren).
Andolsun ki, sizin için ve Allah'a ve ahiret gününe (Allah'a ulaşma gününe) ulaşmayı dileyen ve Allah'ı çok zikredenler için, Allah'ın Resûl'ünde güzel bir örnek vardır.
10 âyet-i kerimede “Mürşidi olmayan dalâlettir.” buyuruyor Allahû Tealâ:
MÜRŞİDE TÂBÎ OLMAYAN (Tarikata Girmeyen) DALÂLETTEDİR (10 ÂYET)
1. ÂLİ İMRÂN-164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine bir ni’met olmak üzere kendilerinden bir resûl beas eder... Ondan evvel onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.
2. A‘RÂF-186 Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın terk eder.
3. NAHL-36 ...Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik. Allah'a kul olsunlar ve tağuttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını, Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. …
4. KEHF-17 …Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa artık onun için velî mürşid bulunmaz.
5. TÂHÂ-123 …“İkiniz oradan inin! Hepiniz birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”
6. KASAS-50 …eğer sana icabet etmezlerse, bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? ...
7. ZUMER-23 …İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.
8. CÂSİYE-23 Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah onu ilim üzere dalâlette bıraktı. …Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir?…
9. AHKÂF-32 Ve Allah’ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah’tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.
10. CUMA-2 Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. …Ve daha önce elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.
Öyleyse dalâletten kurtulmak mutlak surette mürşidin tebliği ile gerçekleşir.