Muhterem Hocam, 'Said Nursî Hz. buyuruyor ki: Allahû Tealâ vermeyi istemeseydi, istemeyi vermezdi.' sözünü açıklar mısınız?

Soru

Muhterem Hocam, 'Said Nursî Hz. buyuruyor ki: Allahû Tealâ vermeyi istemeseydi, istemeyi vermezdi.' sözünü açıklar mısınız?

Cevap

Allah’ın sizin talebinize cevap vermesi o talebin bizatihi varlığına bağlıdır. 2 tane isteme çeşidi var:

1- İstemek ve Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’e koyduğu farzlar sebebiyle onun kesinlikle olacağına inanmak

2- İstediğini zannetmek.

Öyleyse konuyu salt istemek fiiline bağlamak kesin bir netice oluşturmuyor. İstediğinize lâyık olmak, işte hedef budur.

herşeyi bize sağlayacak olan Allah’tır. Ama siz istediğiniz zaman bu isteğiniz bir asla dayanmıyorsa bir sonuca ulaşamazsınız. Said Nursî Hz.'nin burada “İstemeyi vermezdi.” ifadesi istemek fiilinin Allah’a göre liyakatı aksettirmediği neticesine dayanıyor. Örneğin Allah’a ulaşmayı istiyorsunuz. Eğer bu isteğiniz bir vaka ise, ulaşacağınıza dair kesin bir inancınız varsa Allahû Tealâ sözünü mutlaka yerine getiriyor. Onun için Resûlullah (S.A.V) Efendimiz şöyle buyuruyor: "Duanızın kesinlikle kabul edileceğine îmân ederek dua edin. Bilin ki Allah kalbi gaflet içinde olanların duasını kabul etmez."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizi; K. Sitte, I. Canan, 3/531

"Duanızın mutlaka kabul edileceğine îmân ederek dua edin. Şunu iyi bilin ki; Allah, kalbi gaflet içerisinde olanların duasını kabul etmez."

Yani duanızın kesinlikle kabul edileceğine îmân ederek dua edin, yani istediğiniz şey, talebi kalbinizde olmalı. Örneğin dilden Allah’a ulaşmayı dilerseniz hiçbir sonuca ulaşamazsınız. Ama kalpten Allah’a ulaşmayı dilerseniz, Allah bu talebi kalbinizde görürse o zaman Allahû Tealâ mutlaka yerine getirir. Çünkü Allah kalbi talepleri yerine getiriyor.

O zaman “...vermek istemeseydi istemeyi vermezdi.” Bu Allah’ın verdiği kalbi talep, istek kalpte oluşan Allah’ın verdiği bir taleptir. O zaman da o talebin sahibi olan kişiye de Allahû Tealâ icabet ediyor.

Bakara 186: "Kullarım sana Benden sordularsa Ben onlara yakın, dua edenin davetine icabet ederim. Ama onlar da Benim davetime icabet etsinler, mü’min olsunlar, böylece irşad olsunlar.

2/BAKARA-186 Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, felyestecîbû lî velyu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).

Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).

Yani Allah’ın daveti, bizim Allah’ın davetine icabet etmemize bağlıdır. Allah’ın duamıza icabeti, bizim Allah’ın davetine icabet etmemize vardır. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20262 dk okuma3