Dua ve Tevekkül / Blog Serisi 11

Dua ve Tevekkül

Kalbin talebinden Allah’a güvene

14 dk okuma 15 ayet atfı

Dua, kulun Allahû Tealâ’ya yönelmesi, ihtiyacını O’na arz etmesi ve O’ndan talepte bulunmasıdır. Tevekkül ise Allah’a güvenmek, O’nu kendisine vekil tayin etmektir. Dua eden insan Rabbinden ister; tevekkül eden insan, Allah’ın yardımına ve vaadine güvenir. Bu iki müessese, insanın Allah ile olan ilişkilerinde birbirini tamamlar.

İnsan, hayatının her safhasında Allah’a muhtaçtır. İhtiyaçlarını O’na arz ettiği gibi hidayeti, nefsinin tezkiyesini ve teslimlerini de O’ndan ister. Allah’a yaklaşmak isteyen kişinin duası, manevî yolculuğu boyunca devam eder. Ulaştığı her merhalede daha ötesi için Rabbine yönelir.

Allahû Tealâ, Mu’min Suresinin 60. âyet-i kerimesinde şöyle buyurur:

Aynı âyette kulluktan kibirlenerek uzaklaşanların durumu da bildirilir. Dua, insanın Allah karşısındaki kulluğunu kabul etmesiyle bağlantılıdır. Kul ister; yaratmanın, yardımın ve ihsanın sahibi olan Allahû Tealâ’ya müracaat eder.

Duanın temelinde kalbin talebi vardır

Bir insanın diliyle söylediği sözlerle kalbinde taşıdığı talep aynı olmayabilir. Dua konusunda belirleyici olan, insanın kalbinde neyi istediğidir. Allahû Tealâ, söylenen sözlerle birlikte kalpte bulunanı da bilir.

Bu sebeple Allah’a ulaşmayı dilemek, kalpte karşılığı bulunan bir talep olmalıdır. İnsan, ruhunu dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaştırmayı gerçekten istemelidir. Dileğin kelimelerle ifade edilmesi, kalpteki yönelişin dışa vurulmasıdır.

Fetih Suresinin 11. âyetinde, insanların kalplerinde bulunmayanı dilleriyle söylemelerinden bahsedilir. Dua açısından burada üzerinde durulması gereken husus, dil ile kalbin beraberliğidir. İnsan, Rabbine yöneldiğinde söylediği sözlerin muhtevasını kalben de istemelidir.

Allah’ın kendisini işittiğine ve kalbindeki talebi bildiğine inanarak dua etmek, Allah ile ilişkinin samimiyetini ifade eder. Duanın merkezinde, insanın Allah’a yönelen gerçek talebi bulunur.

Allah’ın davetine icabet etmek

Bakara Suresinin 186. âyetinde Allahû Tealâ, kullarına yakın olduğunu ve dua edenin davetine icabet ettiğini bildirir. Âyetin devamında kulların da Allah’ın davetine icabet etmeleri, O’na âmenû olmaları ve böylece irşada ulaşmaları ifade edilir.

Buradaki âmenû olmak, Allah’a ulaşmayı dilemek muhtevasıyla açıklanır. İnsan Allah’tan talepte bulunurken Allah’ın kendisini çağırdığı istikamete de yönelir. Böylece dua, insanın hidayeti ve irşadıyla bağlantılı bir muhteva kazanır.

Allah’a ulaşmayı dilemekle başlayan yolculukta kişinin talepleri de gelişir. Mürşidine ulaşmayı, ruhunu Allah’a teslim etmeyi, daha sonra fizik vücudunu, nefsini ve iradesini Allah’a teslim etmeyi ister. Her safhada Allah’ın yardımına ihtiyaç duyar.

Bakara Suresinin 186. âyetindeki dua, icabet ve irşad beraberliği, kulun Allah’a yönelişiyle Allah’ın yardımının ilişkisini ortaya koyar. İnsan Rabbine yönelir; Allahû Tealâ da onu manevî tekâmülünde ilerletir.

Duanın edebi: Yalvarmak, gizlemek ve ümit etmek

A’râf Suresinin 55. âyetinde şöyle buyrulur:

Bu âyet, duanın edebini de bildirir. Kul, Rabbine ihtiyacını bilerek müracaat eder. Tazarru, insanın Allah karşısındaki aczini idrak ederek O’na yalvarmasıdır. Gizlice dua etmek ise Allah ile kul arasındaki bu yönelişin mahremiyetini ifade eder.

A’râf Suresinin 56. âyetinde korku ve ümitle dua etmek emredilir; Allah’ın rahmetinin muhsinlere yakın olduğu bildirilir. Aynı âyette, ıslâh edilmiş yeryüzünde fesat çıkarılmaması da istenir.

Böylece dua, insanın davranışlarıyla birlikte ele alınır. Allah’ın rahmetini isteyen kul, O’nun emirlerine yönelir; Allah ile olan ilişkisini hayatına taşır. Rabbinden talepte bulunurken O’nun rahmetinden ümit eder.

Dünya ve âhiret güzelliklerini birlikte istemek

İnsan Allah’tan dünya hayatıyla ilgili ihtiyaçlarını isteyebilir. Rızık, aile huzuru ve hayatın çeşitli ihtiyaçları dua konusu olabilir. Bu taleplerde helâl olanı istemek ve âhireti de gözetmek esastır.

Bakara Suresinin 200, 201 ve 202. âyetlerinde, taleplerini dünya hayatıyla sınırlayanlarla dünyada ve âhirette hasene isteyenlerin durumları açıklanır. Hasene, güzellik ve iyilikleri ifade eder. Kul, dünya hayatında güzellikler isterken âhiret için de güzellik talep eder ve ateşin azabından korunmayı diler.

Helâl rızık istemekle birlikte, o rızka lâyık olmayı istemek de bu dua anlayışının içindedir. Böylece insanın talebi, elde etmek istediği şeyle beraber kendi manevî durumunu da içine alır.

Dua ile iştiyak ve liyakat arasında da bir ilişki vardır. Allah yolunda ilerlemek isteyen kişi, bulunduğu noktadan daha ilerisine ulaşmayı talep eder. Talepleri, manevî gelişmesinin safhalarıyla beraber devam eder. (Bakara, 2/200-202)

İnsan ne istediğine dikkat etmelidir

İsrâ Suresinin 11. âyetinde insanın, hayrı istercesine şerri de isteyebildiği ve aceleci olduğu bildirilir.

Bu âyet, insanın her talebinin kendiliğinden hayır hüviyeti taşımadığını gösterir. İnsan, bir şeyi kuvvetle arzulayabilir; fakat arzusunun kuvvetli olması, istediği şeyin hayır olduğunu belirlemez. Dua ederken talebin hangi istikamette bulunduğu da önem taşır.

Dünyalık taleplerle hidayet ve manevî tekâmül taleplerinin muhtevaları farklıdır. Allah’a ulaşmayı dilemeye ilişkin açıklamalar, bütün dünya taleplerinin aynı şekilde gerçekleşeceği mânâsına taşınmamalıdır. Dünya hayatına ilişkin isteklerle insanın Allah’a ulaşması ve teslimleri, kendi çerçeveleri içinde değerlendirilir. (İsrâ, 17/11; Bakara, 2/186, 200-202)

Tevekkül nedir?

Ahzâb Suresinin 3. âyetinde şöyle buyrulur:

Tevekkülde insanın güvendiği, yardımını istediği ve kendisini emanet ettiği Allah’tır. Kul, Allah’ın kudretine ve yardımına dayanır.

Bu güven, kişinin Allah ile ilişkileri geliştikçe derinleşir. Allah’a yakınlık ve yakîn arttıkça tevekkül de daha ileri bir muhteva kazanır. İlm’el yakîn, ayn’el yakîn ve hakk’ul yakîn merhaleleri, Allah’a ilişkin idrakin ve güvenin gelişmesiyle beraber ele alınır.

Tevekkül, insanın maddî ve manevî hayatını kapsar. Kul, hayatındaki işlerde Allah’a güvendiği gibi nefsinin tezkiyesinde, ruhunun Allah’a ulaşmasında ve teslimlerinde de O’nun yardımına güvenir. Allah’a yaklaşmak için atılan her adımda, Allah’ın desteğine ihtiyaç vardır.

İstişare, azim ve tevekkül

Âli İmrân Suresinin 159. âyetinde Peygamber Efendimiz’e insanlarla işler konusunda istişare etmesi emredilir. Ardından şöyle buyrulur:

Âyette danışmak, karar vermek ve Allah’a güvenmek birlikte bulunmaktadır. İnsan, önündeki işle ilgilenir; istişare eder, azmeder ve Allah’a tevekkül eder.

Aynı âyetin muhtevasında yumuşak davranmak, affetmek ve başkaları için mağfiret dilemek de vardır. Allah’a güvenmek, insanlarla ilişkilerde gösterilecek güzel davranışlarla beraber anlatılır. Peygamber Efendimiz’in insanlara yumuşak davranması, Allah’ın rahmetiyle açıklanır.

Âli İmrân Suresinin 160. âyetinde ise Allah’ın yardımının belirleyiciliği ifade edilir ve mü’minlerin Allah’a tevekkül etmeleri istenir. Kulun azmi ve gayreti, Allah’ın yardımına duyduğu güvenle birlikte yürür. (Âli İmrân, 3/159-160)

Tedbir ile tevekkül birlikte yürür

Yûsuf Suresinin 67. âyetinde Hz. Yâkub, oğullarına şehre farklı kapılardan girmelerini söyler. Bununla birlikte Allah’tan gelecek bir şeyi onlardan gideremeyeceğini, hükmün Allah’a ait olduğunu ve O’na tevekkül ettiğini bildirir.

Hz. Yâkub, evlâtlarının zarar görmesini istemediği için onlara bir tedbir tavsiye etmektedir. Aynı zamanda bu tedbirin Allah’ın hükmünü değiştirecek bir kudret taşımadığını da ifade etmektedir.

Bu beraberlik, tevekkülün hayat içindeki yerini açıkça gösterir. Tedbir alınır; güven Allah’a yöneltilir. İnsan, kendisine düşen davranışı yerine getirirken hükmün sahibinin Allah olduğunu bilir.

Hz. Yâkub’un tavsiyesinde hem evlâtlarını koruma gayreti hem de Allah’a güvenmek vardır. O, aldığı tedbirle birlikte Allah’ı vekil kabul ettiğini açıklamaktadır. (Yûsuf, 12/67-68)

Allah’a ulaşmayı dilemek ve tevekkül

İnsan, ruhunu Allah’a ulaştırmayı kalpten dilediğinde Allah’a yönelmiş olur. Allahû Tealâ’nın kendisini bu hedefe ulaştıracağına güvenmesi, tevekkülün bu safhadaki muhtevasıdır.

Şûrâ Suresinin 13. ve Ra’d Suresinin 27. âyetlerinde, Allah’ın Kendisine yöneleni Kendisine ulaştırdığı açıklanır. Kulun talebiyle Allah’ın vaadi bu noktada bir araya gelir.

Talâk Suresinin 3. âyetinde şöyle buyrulur:

Bu âyetin manevî açıklamasında, kişinin mürşidine ulaşması, tâbiiyeti ve zikirle nefsinin kalbinin nurlanması ele alınır. Allah’ın rahmet, fazl ve salâvât nurlarıyla nefsin kalbinin beslenmesi, ruhun Allah’a ulaşmasıyla bağlantılıdır.

Allah’a güvenen kul, bu yolculukta Allah’ın yardımına dayanır. Başlangıçtaki talep, Allah’ın yardımıyla gelişen bir teslim yolculuğunun kapısını açar. (Talâk, 65/3; Şûrâ, 42/13; Ra’d, 13/27)

Zikir ve ibadetlerde devamlılık

Ruhun Allah’a ulaşmasından sonra insanın önünde fizik vücudun, nefsin ve iradenin teslimi bulunmaktadır. Bu merhalelerde kişinin Allah’a güvenmesi, taleplerini sürdürmesi ve ibadetlerine devam etmesi söz konusudur.

Zikir, bu gelişmenin temel müessesesidir. Allah’ın ismini zikretmekle nefsin kalbine nurların ulaşması, nefs tezkiyesinin gerçekleşmesi ve kalbin mutmain olması arasında bağ vardır.

Ra’d Suresinin 28. âyetinde kalplerin Allah’ı zikretmekle mutmain olduğu bildirilir. Nûr Suresinin 21. âyetinde ise Allah’ın rahmeti ve fazlı olmadan nefsin tezkiye edilemeyeceği açıklanır.

Kulun zikriyle Allah’ın yardımı burada birlikte yer alır. İnsan zikreder; nefsin kalbini temizleyen nurlar Allah’tan gelir. Daha ileri teslimleri isteyen kişi, duasını sürdürürken zikrini ve ibadetlerini de artırır. Allah’a duyulan güven, bu devamlılık içinde gelişir. (Ra’d, 13/28; Nûr, 24/21)

Samimi dua ile ihlâs makamı aynı değildir

Yûnus Suresinin 22. âyetinde denizde tehlikeyle karşılaşan insanların Allah’a içtenlikle yönelmeleri anlatılır. Kurtarılmaları hâlinde şükredenlerden olacaklarını ifade ederler.

Buradaki ihlâsla dua etmek, kişinin o anda bütün samimiyetiyle Allah’a yönelmesidir. İhlâs makamı ise nefsin tasfiyesi ve teslimlerle ilgili manevî bir merhaledir. Bir insanın samimiyetle dua etmesi, kendiliğinden bu makamın sahibi olduğu anlamına gelmez.

Yûnus Suresinin 23. âyetinde, tehlikeden kurtulduktan sonra yeniden haksızlığa ve azgınlığa dönen insanların durumu anlatılır. Böylece sıkıntı anındaki yönelişin ardından insanın nasıl davrandığı da ortaya konulur.

Allah’a duyulan ihtiyaç, tehlike geçince sona ermez. Dua ile birlikte şükür ve Allah’a yönelişte devamlılık da insanın hayatında yer almalıdır. (Yûnus, 10/22-23)

Başkaları için dua etmek

Kul, kendisiyle beraber başkaları için de dua eder. Aile fertlerinin huzuru, insanların hidayeti, hastaların şifası, helâl rızık ve ibadetlerde başarı için Allah’a müracaat edilebilir. Başkalarının güzelliklere ulaşmasını istemek de duanın muhtevasındadır.

İnsan hem kendi manevî gelişmesi hem de sevdiklerinin Allah’a yaklaşması için talepte bulunabilir. Böylece dua, kişinin çevresindeki insanların ihtiyaçlarını ve mutluluğunu da içine alır.

Kalpten dilek ve dua

Allah’a ulaşmayı dilemek isteyen bir insan, kalbindeki talebi şu sözlerle ifade edebilir:

Kalpten dilemek konusunda da Allah’tan yardım istenebilir: “Allah’ım, bu dileğim kalpten değilse bunu kalpten yapmam için bana yardımcı ol.”

Kul, kalbindeki yönelişle Rabbinden ister; Allah’ın yardımına güvenerek ibadetlerini sürdürür. Mürşidine ulaşmayı, nefsinin tezkiyesini ve teslimlerini talep eder. Dua, tevekkül ve gayret, Allah’a yönelen bu hayatın içinde beraberce devam eder.

Merak edilenler

Sık Sorulan Sorular

Dua nedir ve nasıl yapılır?

A’râf Suresinin 55. âyetinde şöyle buyrulur: A’RÂF 55: Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin. Muhakkak ki O, haddi aşanları sevmez.

Dua ederken kalbin talebi neden önemlidir?

Bir insanın diliyle söylediği sözlerle kalbinde taşıdığı talep aynı olmayabilir. Dua konusunda belirleyici olan, insanın kalbinde neyi istediğidir. Allahû Tealâ, söylenen sözlerle birlikte kalpte bulunanı da bilir.

Tevekkül nedir?

Ahzâb Suresinin 3. âyetinde şöyle buyrulur: AHZÂB 3: Ve Allah’a tevekkül et. Ve Allah, vekil olarak yeter.

Tedbir almak tevekküle aykırı mıdır?

Yûsuf Suresinin 67. âyetinde Hz. Yâkub, oğullarına şehre farklı kapılardan girmelerini söyler. Bununla birlikte Allah’tan gelecek bir şeyi onlardan gideremeyeceğini, hükmün Allah’a ait olduğunu ve O’na tevekkül ettiğini bildirir.

Dua ile tevekkül arasındaki bağ nedir?

İnsan, ruhunu Allah’a ulaştırmayı kalpten dilediğinde Allah’a yönelmiş olur. Allahû Tealâ’nın kendisini bu hedefe ulaştıracağına güvenmesi, tevekkülün bu safhadaki muhtevasıdır.

Bu yazıda geçen ayetler
Mu’min-60Fetih-11Bakara-186A’râf-55A’râf-56Bakara-200-202İsrâ-11Ahzâb-3Âli İmrân-159-160Yûsuf-67-68Şûrâ-13Ra’d-27-28Talâk-3Nûr-21Yûnus-22-23
İlgili Konu Rehberleri

Dua ile ilgili sorular

Tümünü Gör