Muhterem Hocam, sizi çok seviyorum kalbimden inşaallah. Uygun görürseniz size bir sualim olacak arz etmek istiyorum. Bize karşı işlenen hataları affedici olmaya nefsimizi yanaştıra

Soru

Muhterem Hocam, sizi çok seviyorum kalbimden inşaallah. Uygun görürseniz size bir sualim olacak arz etmek istiyorum. Bize karşı işlenen hataları affedici olmaya nefsimizi yanaştıramıyoruz. Bu konuda nefsimizi nasıl ikna edebiliriz?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, nasıl nefsimizi namaz kılmaya ikna ettiysek, nasıl nefsimizi oruç tutmaya ikna ettiysek, nasıl nefsimizi zekât vermeye ikna ettiysek, hacca gitmeye ikna ettiysek yani kısacası farz olan ibadetlerin hepsine ikna ettiysek, affa da ikna etmeliyiz. Çünkü namaz farz. Kılarsak derecat kazanıyoruz, kılmazsak derecat kaybediyoruz. Oruç farz. Tutarsak derecat kazanıyoruz, tutmazsak derecat kaybediyoruz. Savm salât, haccu zekât. Hacca gidersek derecat kazanıyoruz. Paramız varsa farz olan haccı yapmazsak eğer derecat kaybediyoruz. Zekâtımız; paramız varsa verdiğimiz zaman derecat kazanıyoruz, vermediğimiz zaman derecat kaybediyoruz. İşte burada da affetmek de tıpkı bir vasıta emir gibi. Affedersek derecat kazanıyoruz, affetmezsek derecat kaybediyoruz. Neden? İntikamımızı alıyoruz. İntikam alındığı zaman sıfıra sıfır yani ateşe ateşle karşılık verenin elinde kalan kül. Belki kişi diğer tarafa diyecek ki: "Yahu bana bu kadar zarar verdi, ben niye...?" Gaye bizim onun yaptığı yanlışı tekrar etmemiz değil. Bizim her olayı Allah'ın gözlükleriyle denememiz lazım.

Eğer Şûrâ Suresinin 40. âyet-i kerimesinde Allah bize diyorsa ki: "Bir kötülüğün cezası misli kadardır. Fakat kim affeder ve ıslâh ederse..."

42/ŞÛRÂ-40 Ve cezâu seyyietin, seyyietun misluhâ, fe men afâ ve asleha fe ecruhu alâllâh(alâllâhi), innehu lâ yuhıbbuz zâlimîn(zâlimîne).

Bir kötülüğün cezası onun misli kadar kötülüktür. Fakat kim affeder ve ıslâh ederse artık onun ecri (mükâfatı) Allah’a aittir. Muhakkak ki O (Allah), zalimleri sevmez.

Bu sözü bize nasihat eden kim? Allah. Allah bizi bizden daha iyi biliyor. Diyor ki: "Kim affeder ve ıslâh ederse." O zaman kendimiz hem affedeceğiz hem de onu ıslâh edeceğiz. Yani karşı tarafın da bir daha o kötülüğü yapmaması istikametinde onu da Allah'a davet edeceğiz. Çünkü kişi ne yapıyor? Tezkiye yapmayan nefsine uyarak o hatayı bize karşı işletiyor. O zaman ne yapmamız lazım? Kötülüğe karşı hayırla mukabele etmemiz lazım. Affedeceğiz ve onu da Allah'a davet etmek suretiyle de ıslâha başlayacağız. "Artık onun ecri Allah'a aittir."

Dolayısıyla Câsiye Suresinin 14 âyet-i kerimesinde: "Allah'ın cezalandıracağı kavmi bağışlayın."

45/CÂSİYE-14 Kul lillezîne âmenû yagfirû lillezîne lâ yercûne eyyâmallâhi li yecziye kavmen bi mâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

Âmenû olanlara de ki: “Allah’ın günlerinin (geleceğini) ummayan, kazanmış olduklarından dolayı (Allah’ın) cezalandıracağı kavmi bağışlasınlar.”

Şimdi adam bize bir tokat attı, biz de onu affediyoruz ama o tokat atan kişi o cezayı çekecek. Çünkü onun kaybettiği derecat amel defterine yazıldı. Biz de onun kaybettiği derecatı kazandık. Affederse derecat kazanıyoruz ama affetmezsek derecat kaybediyoruz. Öte yandan ıslâh etmesek de derecat kaybediyoruz.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz diyor ki: "Emri bil ma'ruf ve nehyi münker yapmazsanız Allah sizi azap eder." Yani burada bir başka olay daha var. Nasıl affetmek bize derecat kazandırıyorsa, emr-i bil ma'ruf ve nehy-i münker yapmak da bize derecat kazandırıyor. Yapmazsak? Yaptığımız zaman derecat kazanıyoruz, yapmadığımız zaman derecat kaybediyoruz. O kaybedilen derecat bize azap olarak yansıyor.

Öyleyse Allahû Tealâ ne diyor? "Eğer affederseniz ve ıslâh ederseniz o zaman ecri Allah'a aittir." Allahû Tealâ size onun karşılığını veriyor. Nefsimiz bunları biliyorsa ve yapmıyorsa onu ikna etmek durumundayız.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20263 dk okuma1