Muhterem Hocam, sizi yeni izlemeye başladım. Gittiğim camilerdeki imamlar sizin gibi Allah'a ulaşmaktan neden haber vermiyorlar? Birkaç kişiye sorduğumda, "Namaz kılarak Allah'a ya
Soru
Muhterem Hocam, sizi yeni izlemeye başladım. Gittiğim camilerdeki imamlar sizin gibi Allah'a ulaşmaktan neden haber vermiyorlar? Birkaç kişiye sorduğumda, "Namaz kılarak Allah'a yaklaşırsın." diyorlar. Allah'a yaklaşmam için namaz kılmam yeterli mi? Açıklar mısınız?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, neden Allah’a ulaşmaktan bahsetmiyorlar? Çünkü bilmiyorlar. Allahû Tealâ'nın dinini öğretmekle vazifeli olanların en üst noktasında devrin imamı var. Nebîler sultanı Peygamber Efendimiz devrin imamı için hadîs-i şerifinde şöyle buyuruyor: 'Her 100 asırda bir müceddid gelecek. Dini yenileyecek, dine girmiş olan bid’atlerden dini temizleyecek ve aslî mânâsıyla Kur’ân ahkâmını hâkim kılacaktır.' buyuruyor hadîs-i şerifi.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Ebu Davud, Melahim, 1.
"Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir."
İşte dini bize öğretmekle vazife olanın başında Resûlullah'ın da hadîste zikrettiği müceddid devrin imamıdır. Devrin imamı bir tek kişidir. Şu an dünya üzerinde 8,5 milyar insan var. 8,5 milyar insanın bir kişiye ulaşıp da O'ndan dinini öğrenmesi fiziki açıdan imkânsız. Ama Allahû Tealâ'nın bir başka kolaylığı var. Rabbimiz her kavmin içerisinde o kavmin ana lisanıyla devrin imamını temsil eden kişi olan velî resûlleri gönderiyor. Bu velî resûllerle ilgili âyetlere baktığımız zaman velî resûller kıyâmete kadar devam ediyor. Velî resûlleri bir altın zincirle temsil edecek olursak aralarında bir boşluk yok. Nebî resûller zinciri, Onlar asaleten hepsi devrin imamıdır. Ama velî resûller zincirinde bir boşluk yok. Her kavmin içerisinde o kavmin lisanıyla Allah âyetlerini açıklıyor.
HER ZAMAN DİLİMİNDE, HER KAVİMDE RESULLER VARDIR. HER ZAMAN DİLİMİNDE, HER KAVİMDE MÜRŞİTLER, VEKİL MÜRŞİTLER VARDIR. HER ZAMAN DİLİMİNDE, ASALETEN VEYA VEKALETEN DEVRİN İMAMI (ALLAH'IN HALİFESİ) VAR.
1. EN'ÂM - 48: Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah’a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
2. NİSÂ - 64: Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka bir şey için gödermedik…
NİSÂ - 80: Kim Resûl'e itaat ederse, böylece andolsun ki Allah'a itaat etmiş olur. …
NİSÂ - 165: müjdeleyici ve uyarıcı resûllerdir ki, insanların, resûllerden sonra Allah’a karşı (bizi uyaran ve müjdeleyen bir resûl gelmedi diye) hüccetleri (delilleri) olmasın. ..
3. İBRÂHÎM-4: Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah’a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz’dir, Hikmet Sahibi’dir.
4. NAHL-36: Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. …
5. İSRÂ-15: Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.
6. ZUMER-71: … “Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne geleceğinizi uyarsın?” dediler ki: “Evet (geldiler).” Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.
A'RÂF - 43: … Allah’ın, bizi hidayete erdirmesi olmasaydı, biz hidayete ermezdik. Andolsun ki Rabbimizin resûlleri hak ile gelmiştir.” dediler. “Yapmış olduklarınızdan dolayı varis kılındığınız cennet işte budur.” diye nida olunurlar.
MU'MİNÛN - 44: Sonra Biz, resûllerimizi art arda (arası kesilmeksizin) gönderdik. ….
7. YÛNUS-47: Her ümmetin bir resûlü vardır. Onlara, resûlleri geldiği zaman onların aralarında adaletle hükmolundu. Onlara zulmedilmez.
TEVBE - 33: Resûl'ünü müşrikler kerih görseler de, hidayetle ve hak din ile (bu dîni) bütün dinler üzerine izhar etmesi (hak din olduğunu ispat etmesi) için gönderen O'dur.
SAFF - 9: Resûl’ünü hidayet ile ve dinlerin hepsinin üzerine, izhar etmek için, Hakk din ile gönderen O’dur. Ve müşrikler, kerih görseler bile.
"Andolsun ki Biz bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik." İşte bu resûlü Allahû Tealâ göndermesem azap etmem (İsrâ 15). Ve o kavmin lisanıyla Allah'ın âyetlerini açıklıyor. Aynı zamanda onlardan sonra mutlaka bu resûllerin etrafında 7 safha 4 teslimi yaşayan, mâruf ile emreden, münkerden nehyeden velî mürşidler var. Öyleyse görüyoruz ki Allahû Tealâ'nın irşadla vazifeli kıldığı en başında devrin imamı. Devrin imamı Allah'ın tasarrufunda.
KULLARIN ALLAH ÜZERİNDE HAKKI ALLAH’IN ONLARA RESUL GÖNDERMESİDİR
1. NİSÂ – 165: (Onlar) müjdeleyici ve uyarıcı resullerdir ki, insanların, resûllerden sonra Allah'a karşı (bizi uyaran ve müjdeleyen bir resûl gelmedi diye) hüccetleri (delilleri) olmasın. Ve Allah, Azîz'dir, Hakîm'dir.
2. İBRÂHİM – 4: Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah'a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz'dir, Hikmet
3. NAHL – 36: …Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu...
4. İSRÂ – 15: Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. ... Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.
5. TÂHÂ – 134: Ondan önce gerçekten Biz onları, azapla helâk etmiş olsaydık, muhakkak şöyle derlerdi: "Rabbimiz, bize resûl göndermeydin olmaz mıydı? Böylece bize de zelil (rezil) ve rüsva olmadan önce senin âyetlerine tâbi olsaydık."
6. KASAS – 47: ... "Rabbimiz keşke bize bir resûl gönderseydin böylece biz, Senin âyetlerine tâbi olur ve mü'minlerden olurduk." diyecek olmasalardı (seni Nebî-Resûl olarak göndermezdik).
KASAS – 59: Ve senin Rabbin, ülkelere, onların ana şehirlerine, onlara âyetlerimizi okuyan bir resûl göndermedikçe helâk edici olmadı.
7. ZUMER – 71: ... "Size sizden olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne geleceğinizi uyarsın?" dediler ki: "Evet." Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.
MULK - 8-9: ... onun bekçileri ... "Size nezir gelmedi mi?" diye sordu. ... “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”
HER DEVİRDE HİDAYETE ERDİREN VE VESİLE OLANLAR
1 DEVRİN İMAMLARI
SECDE-24: Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize yakın hasıl etmiş oldukları için.
2 KAVİM RESULLERİ
NAHL-36: Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık).
3 VELİ MÜRŞİDLER
TEVBE-71: Ma'ruf ile emreder ve münkerden nehyederler ve namazı ikâme ederler ve zekâtı verirler. Allah ve O'nun resûlüne itaat ederler.
4 MUHLİSLER (VEKİL MÜRŞİDLER)
HİCR-40: Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna.
5 ULÛL'ELBAB (VEKİL MÜRŞİDLER)
ALİ-İMRAN-7:... onların tevilini, kimse bilmez ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olan rasihun ise derler ki: "O'na iman ettik, hepsi de Rabbimiz katındandır." Bunu kimse tezekkür edemez ancak ulûl'elbab tezekkür edebilir.
6 MUHSİNLER (VEKİL MÜRŞİDLER)
ALİ-İMRAN-20: Eğer seninle tartışmaya kalkarlarsa, o zaman de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik."
7 ZAHİTLER (VEKİL MÜRŞİDLER)
CUMA-10: Artık namazı kaza ettiğiniz (kılıp bitirdiğiniz) zaman yeryüzüne yayılın ve Allah'ın fazlından isteyin ve Allah'ı çok zikredin. Umulur ki, böylece siz felâha (kurtuluşa) erersiniz.
Devrin imamı Allah'ın tasarrufunda, daha sonra bu slaytta görüldüğü gibi kulların Allah'ın üzerindeki hakkı kesinlikle velî resûllerindir. O'nun altında da Evet. Devrin imamı, kavim resûlleri, velî mürşidler. İşte devrin imamı Allah'ın tasarrufunda. 7 tane tasarrufla ilgili âyet-i kerimeye bakacak olursak her devirde bir kişidir o.
ASALETEN VE VEKALETEN DEVRİN İMAMI RESULLER TASARRUF ALTINDADIR
1. A'RÂF – 188: De ki: “Allah’ın dilemesi hariç, ben kendime fayda veya zarar verecek güce malik değilim. Eğer ben gaybı bilseydim, hayrı mutlaka çoğaltırdım, bana bir kötülük dokunmazdı. Ben ancak mü’min olan kavim için bir nezir (uyaran) ve müjdeleyiciyim.”
YÛNUS – 49: De ki: “Allah’ın dilediği şey hariç, ben nefsime (kendime) bir fayda veya bir zarar vermeye malik değilim. …
2. ENFÂL – 17: Onları siz öldürmediniz ama onları Allah öldürdü. Ve attığın zaman da sen atmadın ama Allah attı. Ve Allah, mü’minleri Kendisinden ahsen belâ ile imtihan eder. Muhakkak ki Allah, işitendir ve bilendir.
3. FETİH – 10: Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah’a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah’ın eli vardır. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah’a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür)…
4. NECM-26: Ve göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri (hiç)bir şeyle (hiçbir şekilde) fayda vermez. Allah’ın dilediği ve razı olduğu (tasarruf rızasına sahip) kimseye (devrin imamına) izin vermesinden sonrası hariç.
CİNN – 21: De ki: “Muhakkak ki ben, size bir zarar verme ve sizi irşad etme gücüne malik (sahip) değilim.”
5. NECM – 3: Ve o, hevasından (kendiliğinden) konuşmaz.
NECM – 4: (O’nun söyledikleri), sadece O’na vahyolunan vahiydir.
6. NAHL-127: Sabret! Senin sabrın sadece Allah iledir (Allah’ın tasarrufu iledir). Onların yüzünden mahzun olma ve onların kurdukları tuzaklar sebebiyle sıkılma.
KASAS – 68: Ve Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Ve seçim hakkı onlara ait değildir. Allah Sübhan’dır (münezzehtir) ve (onların) şirk koştukları şeylerden yücedir.
7. TÂHÂ-109: … Rahmân’ın kendisine izin verdiği ve sözünden razı olduğu (tasarruf rızasının sahibi) kimseden başkasının şefaati bir fayda vermez.
ENBİYÂ – 73: Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah’a ulaştıran) imamlar kıldık. …
SECDE – 24: Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık, …
Kavim resûlleri asaleten vekâleten devrin imamları Allah'ın tasarrufunda. Ama bir de kavim resûlleri var. Az evvelki slaytta görüldüğü gibi. O'nun altına da o slaytı ilave edecek olursak velî resûl Nisâ 165'te başlayan… Evet. O'nun altında da mâruf ile emreden, münkerden nehyeden velî mürşidleri de ilave edecek olursak:
MA’RUF İLE EMREDEN VE MÜNKERDEN NEHYEDENLER (VELİ MÜRŞİDLER)
1. ÂLİ İMRÂN-104: Sizin içinizden hayra davet eden (mürşidlerden) bir cemaat olsun ve mârufla emretsin, ve münkerden nehyetsin (men etsin). İşte onlar, onlar felâha erenlerdir.
2. ÂLİ İMRÂN-110: Siz, insanlar için çıkarılmış (seçilmiş) olan, ümmetin hayırlı kişileri oldunuz. Mâruf ile emredersiniz ve münkerden nehy edersiniz (men edersiniz). Ve siz, Allah'a îmân ediyorsunuz. Eğer kitap ehli de îmân etselerdi elbette onlar için hayırlı olurdu. Onlardan bir kısmı mü'mindir ve onların çoğu da fâsıklardır.
3. ÂLİ İMRÂN-114: Onlar, Allah'a ve yevmil âhire îmân ederler, mâruf (irfan) ile emreder ve kötülükten nehyederler (men ederler) ve hayırlara koşarlar. İşte onlar, sâlihlerdendir.
4. TEVBE-71 : Ve mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, birbirlerinin dostlarıdır. Ma’ruf ile emreder ve münkerden nehyederler (yasaklarlar) ve namazı ikâme ederler ve zekâtı verirler. Allah ve O’nun Resûl'üne itaat ederler. İşte onlar, Allah, onlara rahmet edecek. Muhakkak ki Allah; Azîz’dir, Hakîm’dir.
5. TEVBE-112 : …Allah’a ulaştırmak için ruhlarını yola çıkaranları, yeryüzünde ibretle gezip tefekkür edenleri); rükû ve secde edenleri, ma’rufla emredenleri, münkerden nehyedenleri (yasaklayanları), Allah’ın hudutlarını muhafaza edenleri ve mü’minleri müjdele!
6. HACC-41 : Yeryüzünde onlara imkânlar verseydik, namazı ikame ederler (kılarlar), zekâtı verirler, maruf ile emrederler ve münkerden nehyederlerdi (yasaklarlardı). Bütün işlerin akıbeti (sonucu), Allah’a aittir (hüküm ve takdir Allah’ındır).
7. LOKMÂN-17 : Ey yavrum, namazı ikame et (namaz kıl)! Ma’ruf ile (irfanla, iyilikle) emret ve münkerden (kötülükten) nehyet (münkeri yasakla, mani ol). Ve sana isabet eden şeylere (musîbetlere) sabret. Muhakkak ki bu, azmedilen (mutlaka yapılması gereken) işlerdendir.
Bu âyetlerde Allahû Tealâ devrin imamını, kavim resûllerini ve velî mürşidleri garanti ediyor insanlara göndereceğine dair. Evet. Mârufu emreden, münkerden nehyeden velî mürşidler. Öyleyse görüyorsunuz ki hiçbir zaman dilimi yoktur ki velî mürşidler olmasın. Velî resûller, mârufu emreden, münkerden nehyeden velî mürşidler. O zaman evet, herkesin yanı başında ona bunu açıklamayı yapan kişiler var. İşte bu Allah'a ulaşma dileğinden haber vermeyenler bu âyetlerden habersizler. Sadece kulaktan dolma sözleri öğrendikleri namaz. Gerçekten Allahû Tealâ âyet-i kerimede Alak 19'da "Vescud vakterib: Secde et Rabbine yaklaş" diyor.
96/ALAK-19 Kellâ, lâ tutı’hu vescud vakterib. (SECDE ÂYETİ)
Hayır! Ona itaat etme ve secde et ve (Allah’a) yakın ol!
Ama asıl muhteva o namaz kılan kişinin kalbinde hidayet olması halinde namaz ona fayda veriyor. İşte Resûlullah (S.A.V) hadîs-i şerifinde:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Beyhaki; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 24
"Bir zamanlar gelecek, Kur’ân-ı Kerim’in resmi, İslâm’ın ismi kalacaktır. İnsanlar İslâmî isimlerle anılacaklar ama İslâm’dan en uzak kişiler olacaklar. Mescitlere dışarıdan bakıldığı zaman mamur ama içindeki insanlara bakıldığı zaman, kalplerinde hidayetten eser olmayacak. O gün yaşayan âlimler, gök kubbenin altında yaşayan insanların en şerrlileridir. Fitne onlardan çıkmıştır ve tekrar onlara dönecektir."
Bir zamanlar gelecek Kur’ân'ın resmi, İslâm'ın ismi kalacak. İşte Kur’ân'ın resminin kalmasının arkasında bu 3 tablo yok. İnsanlar bilmiyorlar. İslâm'ın ismi eğer mürşid yoksa Kur’ân'daki İslâm yaşanamaz. İnsanlar İslâmî isimlerle anılıyorlar ama İslâm'dan en uzak kişiler. Mescitleri dışarıdan mamur. Mescitleri dışarıdan mamur ama içindekiler hidayetten mahrum. O gün yaşayan âlimler gök kubbenin altında yaşayan insanların en şerleri. İşte mescide dışarıdan bakıldığı zaman mamur ama içindeki insanlara bakıldığı zaman kalplerinde hidayetten eser olmayacak. Kimin kalbinde hidayetten eser yok? Kalben Allah'a ulaşmayı dilemeyenin. O zaman kalben Allah'a ulaşmayı dilemeyenin kalbinde hidayet yoksa ne kadar namaz kılsa da o namaz sev içinde kılınan bir namazdır. O namaz onu bir yere ulaştırmaz.