"SORU YOK 20.10.2023 HKHM KONFERANSI"
Soru
"SORU YOK 20.10.2023 HKHM KONFERANSI"
Cevap
"Sevgili kardeşlerim! Nebîler Sultanı Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buhari, Fezailül Kur’ân 21
Kaynak: Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman 57.
Hayrukum men teâlleme elkur’âne ve âllemehu: “Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğretendir."
"Ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorluklarınızı gideren VELİNİZ OLAN KİMSEYE KATILINIZ, O MEHDİ'DİR."
Sahâbe başlangıç noktasında cahiliye âdetleri üzere bir hayatı yaşıyorlardı. Yani Kur’ân’ın da belirttiği 19 tane negatif özelliğin sahibidirler.
ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEYENLERİN 19 NEGATİF ÖZELLİĞİ
1. Allah’ın âyetlerinden gâfildir. Yûnus-7 / Nahl-78
2. Şirktedir. Zumer-65
3. Küfürdedir. Sebe-20
4. Dalâlettedir. Ra’d-27
5. Fısktadır. Bakara-26
6. Cahildir (akletmeyendir). Bakara-13 / Bakara-142
7. Zalimdir (nefsine zulmedendir). Mâide-51 / İbrâhîm-27
8. İsyandadır. Yûnus-11
9. Fitnededir. A'râf-27 / Enfâl-28
10. Sağır, kör ve dilsizdir, ölüdür. Bakara 18-171 / Zuhrûf 40 / En’âm 39 -122 / 8-24
11. Şeytanın kulu ve dostudur. Bakara-257 / Zumer-17
12. Dinde fırkalara ayrılmıştır. En’âm-43
13. Sebîlel gayy’dadır. A'râf-146
14. Birbirine düşmandır. Âli İmrân-103
15. Amelleri boşa giden (hüsranda). Zumer-65
16. Gideceği yer cehennem. Mu’minûn-103 / A'râf-178
17. Takva sahibi değildir. Rûm-32
18. Mü'min değildir. Sebe-20
19. Hidayette değildir. Yûnus-45
İşte bu 19 negatif özelliğin sahibi olan, cahiliye üzere âdetleri olan sahâbe, Allahû Tealâ’nın Nebîler Sultanı Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’i, Allah’ın kendisine şeriat kitabı verdiği nebî resûl olarak vazifelendirdikten sonra, 23 sene boyunca Allah’ın kendisine vahyettiği Kur’ân-ı Kerim’i âyet âyet sahâbeye öğretti.
İşte Kur’ân-ı Kerim’in Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’e âyet âyet indirilmesiyle sahâbenin kemâlâtı arasında kesin bir ilişki, bir illiyet rabıtası var. İnsanla Allah arasındaki ilişkiye baktığımız zaman 28 basamaklı İslâm merdivenini görüyoruz.
7 SAFHA 28 BASAMAK İSLÂM MERDİVENİ
Birinci 7’li Basamak: 3. basamaktan 7. basamağa kadar.
3. basamak: ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK
İkinci 7’li Basamak: 8. basamaktan 14. basamağa kadar.
14.basamak: MÜRŞİDE TÂBÎ OLMAK
Üçüncü 7’li Basamak: 15. basamaktan 21. basamağa kadar.
Dördüncü 7’li Basamak: 22. basamaktan 28. basamağa kadar.
BİRİNCİ 7’Lİ BASAMAK
1. Basamak: OLAYLARI YAŞAMAK BAKARA 216
2. Basamak: OLAYLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Seçilenler: TEVBE 126, ŞÛRÂ 13, YÛNUS 7
Seçilmeyenler: NİSÂ 167–168–169, BAKARA 79
3. Basamak: ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK
Ruhun Allah’a Ulaşması 12 Defa Farz: NİSÂ 58, MÂİDE 7, EN’ÂM 152, YÛNUS 25, RA’D 21, RÛM 31,
LOKMAN 15, ZUMER 54, ŞÛRÂ 47, ZÂRİYÂT 50, MUZZEMMİL 8, FECR 28
4. Basamak: ALLAH’IN RAHÎM ESMASI İLE TECELLİ ETMESİ YÛSUF 53, HÛD 118, HÛD 119
5. Basamak: HİCAB-I MESTURENİN KALDIRILMASI ENFÂL 29, İSRÂ 45
6. Basamak: VAKRANIN KALDIRILMASI İSRÂ 46, EN’ÂM 46
7. Basamak: EKİNNETİN KALDIRILMASI KEHF 57, FUSSİLET 5, HACC 54
Bu 28 basamaklı İslâm merdiveninin birinci basamağında herkes olayları yaşar. İşte sahâbe de cahiliye âdetleri üzere hayatı yaşayan, olayları yaşayan insanlardı. Ve onlar hoşlarına giden olayları hayır, kendilerini üzen olayları şerr olarak değerlendiriyorlardı.
Çoğu sahâbe, babalarından, dedelerinden gördükleri geleneksel bir din tatbikatının da içindeydiler. Çünkü Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz’e (S.A.V) Allahû Tealâ âyetleri vahiy olarak indirdiği zaman, Allahû Tealâ emrediyor resûlün lisanıyla. Bakara Suresinin 170. âyet-i kerimesi:
2/BAKARA-170 Ve izâ kîle lehumuttebiû mâ enzelallâhu kâlû bel nettebiu mâ elfeynâ aleyhi âbâenâ e ve lev kâne âbâuhum lâ ya’kılûne şey’en ve lâ yehtedûn(yehtedûne).
Ve onlara: “Allah’ın indirdiği şeye tâbî olun!” denildiğinde; “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (yola) tâbî oluruz.” dediler. Ve eğer, onların ataları hiçbir şeyi akıl etmiyor ve hidayete ermemiş olsalar bile mi?
İşte bir kısım müşrikler, Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) onlara tebliğ yapmaya başladığı zaman: “Gelin, Allah’ın indirdiğine tâbî olun.” Yani vahye tâbî olun, yani Allah’ın hükümlerine tâbî olun. Allah yaratandır, Allah emredendir, Allah hükmedendir. Ama onlar: “Babalarımızın elindekine tâbî oluruz.” diye söylüyorlar.
BABALARININ ELİNDEKİNE TÂBÎ OLANLAR
BAKARA-170: Ve onlara: “Allah’ın indirdiği şeye tâbî olun!” denildiğinde; “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (yola) tâbî oluruz.” dediler. Ve eğer, onların ataları hiçbir şeyi akıl etmiyor ve hidayete ermemiş olsalar bile mi?
MÂİDE-104: Ve onlara: “Allah’ın indirdiğine (Kur’ân’a) ve Resûl’e (itaate) gelin.” denildiğinde; “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey (din) bize yeter (kâfi)” derler. Ya onların babaları (bu gerçeklere ait) bir şey bilmiyorlarsa ve hidayete ermemişlerse de mi?
HÛD-109: Artık sen, onların taptığı şeylerden şüphe içinde olma. Onlar, ancak babalarının önceden ibadet ettiği gibi ibadet ediyorlar (onların taptığı şeylere tapıyorlar). Ve muhakkak ki Biz, onların nasiplerini eksiltmeksizin öderiz (ödeyenleriz).
KEHF-5: Onların ve babalarının (atalarının), ona (buna; Allah’ın evlât edinmeyeceğine) dair bir ilimleri yoktur. Onların ağızlarından çıkan kelimeler (sözler) çok büyük! Onlar, (söylerlerse) ancak yalan söylüyorlar.
SÂFFÂT-70: Onlar, onların (babalarının) izleri üzerinde koşuyorlardı.
Bütün bunlara baktığımız zaman, evet, geleneksel din tatbikatını yaşayan insanlar Allah’ın resûlüne indirdiği âyetleri reddediyorlar, vahye tâbî olmuyorlar.
İşte Kur’ân-ı Kerim’in bütünlüğü içerisinde kurtuluşa ulaşanlar, 7 âyet-i kerimede vahye tâbî olanlardır. Dalâlette kalanlar da 7 âyet gereğince zanlarına tâbî olanlardır. Evet, vahye tâbî olanlar, onlar kurtuluşta olanlardır.
VAHYE TÂBİ OLANLAR
1. BAKARA-170 ... Ve onlara: “Allah’ın indirdiği şeye tâbi olun!” denildiğinde; “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye tâbi oluruz.” ...
2. ENÂM-50 ... Ve gaybı bilmiyorum. Size, muhakkak ki ben bir meleğim demiyorum. Ancak bana vahyedilene tâbi olurum.”...
3. A‘RÂF-3 Rabbinizden size indirilene tâbi olun ...
A‘RÂF-203 ... De ki: “Rabbimden bana ne vahyolunursa ben ancak ona tâbi olurum.”
4. YÛNUS-15 ... Ben ancak bana vahyolunan şeye tâbi olurum. ...
YÛNUS-109 Ve sana vahyolunan şeye tâbi ol! ...
5. LOKMÂN-21 Ve onlara “Allah’ın indirdiği şeye (Kitaba) tâbi olun!” denildiği zaman: “Hayır, babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye tâbi oluruz.” dediler.
6. AHZÂB-2 Ve sana Rabbinden vahyedilene tâbi ol. Muhakkak ki Allah, yaptığınız şeylerden haberdardır.
7. AHKÂF-9 ... Ve bana ve size ne yapılacağını ben bilemem. Ben sadece bana vahyedilene tâbi olurum. Ve ben apaçık bir nezîrden başka bir şey değilim.
ZANLARINA TÂBİ OLANLAR
1. NİSÂ-157 ... Onların, onunla ilgili olarak, zanna tâbi olmaktan başka bir ilimleri (bilgileri) yoktur. Ve onu kesinlikle öldürmediler (öldüremediler).
2. ENÂM-116 Ve yeryüzünde bulunanların çoğuna itaat edersen, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar, ancak zanna tâbi olurlar. Ve onlar, ancak yalan uydururlar.
3. ENÂM-148 … De ki: “Sizin yanınızda ilimden bir şey var mı? Öyleyse onu bize çıkarın. Siz ancak zanna tâbi oluyorsunuz. Ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.”
4. YÛNUS-36 Ve onların çoğu zandan başka bir şeye tâbi olmaz. Şüphesiz zan, haktan bir şey kazandırmaz. Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını bilendir.
5. YÛNUS-66 ... Allah’tan başka ortaklara ne dua edenler neye tâbi oluyorlar? Ancak zanna tâbi olurlar ve onlar sadece tahmin ederler (yalan uydururlar).
6. NECM-23 ... Allah onlara hiçbir sultan (delil) indirmedi. Onlar sadece zanna ve nefslerinin arzuladığı şeylere tâbi oluyorlar. …
7. NECM-28 Ve onların (melekler konusunda) bir ilmi yoktur. Onlar sadece zanna tâbi olurlar. ...
Ve görüyorsunuz ki tamamen bu, Allah’tan indirilen vahye tâbî olmak. Allah’tan indirilen Kur’ân-ı Kerim’dir. Kur’ân-ı Kerim’e tâbî olmamızı emir buyuruyor. Ama Kur’ân-ı Kerim’e tâbî olmayanlar, bu âyetlerde de görüldüğü gibi kendi zanlarına tâbî olanlardır. İşte babalarından gördüklerine tâbî olanlar, kendi zanlarına tâbî olanlardır. Ama Allahû Tealâ’nın resûlü: “Hayır, gelin Allah’ın hükümlerine tâbî olun.” diyor ve insanlar ikiye ayrılıyor:
Bir, zanlarına tâbî olanlar; babalarından öğrendiklerine tâbî olup insanları Allah yolundan ayıranlar. Babalarının dinine tâbî olanlar, bunlar kendileri Allah’a ulaşmayı dilemeyen, başkasının dilemesine mâni olan insanlar.
BABALARININ DÎNİNE TÂBÎ OLANLAR
1. YÛSUF-40: Sizin O’ndan başka taptıklarınız, Allah’ın kendilerine bir delil indirmediği, sadece siz ve babalarınızın isimlendirdiğiniz başka bir şey değildir. Hüküm ise ancak Allah’a aittir. Sizin O’ndan başkasına ibadet etmemenizi emretti. İşte bu kayyum dindir…
2. ENBİYÂ-53: “Babalarımızı ona (onlara) ibadet ediyor bulduk.” dediler.
ENBİYÂ-54: (İbrâhim A.S): “Andolsun ki siz ve babalarınız, apaçık dalâlettesiniz.” dedi.
3. ŞUARÂ-75: (İbrâhim A.S): “Öyleyse taptığınız şeylerin ne olduğunu gördünüz mü?” dedi.
ŞUARÂ-76: Siz ve sizin, geçmişteki babalarınızın (taptığı şeyleri).
ŞUARÂ-77: Muhakkak ki onlar, benim için düşmandır ama âlemlerin Rabbi hariç.
4. LOKMÂN-21: … ‘Hayır, babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (putlara) tâbî oluruz.” dediler. Ve şeytan onları, alevli ateşin azabına çağırıyor olsa da mı?
5. SÂFFÂT-69: Muhakkak ki onlar, babalarını (atalarını) dalâlette buldular.
SÂFFÂT-70: Onlar, onların (babalarının) izleri üzerinde koşuyorlar(dı).
6. ZUHRÛF-22: …”Gerçekten biz, babalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk. Ve muhakkak ki biz, onların izi üzerinde hidayete erenleriz.”
ZUHRÛF-23: …”Muhakkak ki biz, babalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk. Ve mutlaka biz, onların izlerine tâbî olanlarız.” dememiş olsunlar.
İşte o günün Ebu Cehil’i, o günün müşrik ve zalimleri hep bu standart içerisinde. Allahû Tealâ bu âyetlerde onları bildiriyor.
Ama Allah, resûlüne indirdiği âyetlerle insanları Allah’a davet ediyor. İşte Enfâl Suresinin 24. âyet-i kerimesi. Allahû Tealâ buyuruyor ki:
8/ENFÂL-24 Yâ eyyuhâllezîne âmenûstecîbû lillâhi ve lir resûli izâ deâkum limâ yuhyîkûm, va'lemû ennallâhe yehûlu beynel mer'i ve kalbihî ve ennehû ileyhi tuhşerûn (tuhşerûne).
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler), Allah ve Resûl’ü sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman (davete) icabet edin! Ve Allah’ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve muhakkak sizin O’na haşrolunacağınızı bilin! (Hepinizin ruhu Allah’ta toplanacak ve Allah, ruhlarınıza meab olacak.)
Acaba Allah’ın resûlü bizi neye davet ediyor? Allah’ın Zatı'na davet ediyor. Bu davetin muhatabı insan. Ve neyimiz Allah’a ulaşır derseniz, Allah’ın Zatı'ndan bize üfürülen ruhu. Allahû Tealâ emanetini geri istiyor ve dünya hayatını yaşarken bu emaneti kendisine teslim etmemizi buyuruyor. İşte 7 safhada davet:
ALLAH’A DAVET EDENLER
1. ENFÂL-24 …Allah ve Resûlü sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman (davete) icabet edin! Ve Allah’ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve muhakkak sizin O’na haşrolunacağınızı bilin!
BAKARA-139 De ki: ‘Allah hakkında bizimle mücadele mi ediyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size aittir. Ve biz, O’na muhlis olanlarız.’
2. YÛSUF-108 De ki: ‘Benim ve bana tâbi olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek) Allah’a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur.’
3. YÛNUS-25 Ve Allah, teslim yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zât’ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sırat-ı Müstakîm’e ulaştırır.
İSRÂ-53 Ve kullarıma de ki: ‘En güzeli söylesinler!’ Muhakkak ki şeytan, onların aralarını bozar (fesat çıkarır). Muhakkak ki o, insana apaçık düşmandır.
4. NAHL-125 Rabbinin yoluna (Allah’a ulaştıran yola, Sırat-ı Müstakîm’e) hikmetle ve güzel öğütle davet et. Onlarla en güzel şekilde mücâdele et. Muhakkak ki senin Rabbin, O’nun yolundan sapanları ve hidayete erenleri bilir.
5. HACC-67 …Öyleyse emrim konusunda seninle nizâ etmesinler. Sen, Rabbine davet et. Muhakkak ki sen, mutlaka müstakîm (Allah’a doğru istikametlenmiş) olan hidayet üzeresin.
6. KASAS-87 Ve sana indirildikten sonra, Allah’ın âyetlerinden sakın seni alıkoymasın. Ve Rabbine davet et (Allah’a ulaşmaya çağır). Ve sakın müşriklerden olma!
7. FUSSİLET-33 Allah’a davet eden ve sâlih amel (nefs tasfiyesi) yapan ve: ‘Muhakkak ki ben teslim olanlardanım.’ diyenden daha güzel sözlü kim vardır?
Bu âyetlerden de anlıyoruz ki Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V), Allah’ın kendisine öğrettiği âyetlerle çevresindeki sahâbeye, akraba-i taallukatına ve diğer insanları hep Allah’a davet ediyor. “Allah’a ulaşmayı dileyin, Allah’a ulaşmayı dileyin, Allah’a ulaşmayı dileyin.” diye açıklamalarda bulunuyor.
İşte 7 tane hadîs. Bunlar Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’in sözleri. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Müslim - Zühd, Müsnedi Ahmet - 3/12, 21, 33
“Benim hadislerim tartışılacaktır. Bu durumda KUR’ÂN’a bakın, benden zuhur eden hiçbir söz KUR’ÂN’a ters düşemez. Benden KUR’ÂN dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden KUR’ÂN dışında bir şey yazmışsa imha etsin.”
Biz bu Allah’a ulaşma dileği ile ilgili 7 hadîsi niye buraya aldık? Çünkü bunlar tamamen Kur’ân-ı Kerim âyetlerine uyuyor:
7 GRUP HADÎSTE ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK VE CİBRİL HADÎSİ
HADÎS-İ ŞERİF - 1
SORU : Kale imane ya Rasulallah: İman nedir ya Resûlallah?
CEVAP: Kalel imanû en tu’mine billâhi ve melâiketihi ve likâihi ve Resûlihi:
Allah’a, meleklerine ve Allah’a ulaşmaya ve Resûllerine inanmak.
(Sahihi Buhari 1. cild, sayfa 58, 47. Hadîs)
HADÎS-İ ŞERİF – 2
“Yüce Allah kulunu dünya hayatı ile kendi likâsı arasında serbest bıraktı. Kullar Allah’ın likâsını seçti.”
(Sahihi Buhari, 12. Cild, 2043. Hadîs-i Şerif)
YÛNUS – 7, 8: Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır. İşte onların kazandıkları gereğince varacakları yer ateştir.
HADÎS-İ ŞERİF – 3
“Kim Allah’a ulaşmaya muhabbet duyarsa, Allah da onu kendisine ulaştırmaya muhabbet duyar. Kim Allah’a ulaşmayı kerih görürse, Allah da onu Kendisine ulaştırmayı kerih görür.”
(Sahihi Buhari, 12. Cild, 2043. Hadîs-i Şerif)
RA’D – 27: … De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yöneleni kimseyi Kendisine ulaştırır.”
HADÎS-İ ŞERİF – 4
“Ben Dünyayı dostlarım için acı, bulanık, dar ve sıkıntılı olmasını vahyettim. Ta ki bana kavuşmayı özlesinler, bana kavuşmayı dilesinler.”
(Camiu’s Sağir. Hadîs No: 3276. Ravî: Hz. Âişe r.a)
TÂHÂ – 123, 124 :… Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz. Ve kim Benim zikrimden yüz çevirirse, o taktirde mutlaka ona için sıkıntılı bir geçim vardır. Ve kıyâmet günü onu, kör olarak haşredeceğiz.
HADÎS-İ ŞERİF – 5
“Ölmeden evvel ölün, Allah’a dönün ki (Ölmeden önce ruhunuzu Allah’a ulaştırınız ki, teslim ediniz ki) Allah size ondan yedi yüz kata kadar yardımda bulunsun.”
(Acluni keşfü’l hafa c.2. shf:291 (2669) ) – 14. Basamak
HADÎS-İ ŞERİF – 6
“Kul olmak, duanın kabul edilerek ruhunun yükselerek Allah’a ulaşmasıdır.”
(Tirmizî, Da’vat, 112)
HADÎS-İ ŞERİF: “Allah’a şirk koşmadan O’na mülâki olana, cennet vacip olur. Allah’a şirk koşarak mülâki olana da cehennem vacip olur.
( Müslim Îmân-151)
HADÎS-İ ŞERİF - 7
“Sizden biri içiyle (Allah’a ulaşmayı dilerse), dışıyla (mürşidine tâbî olursa) Müslüman olursa, yaptığı her bir hayır, en az 10 mislinden 700 misline kadar sevabıyla yazılır. İşlediği her bir günah da sadece misliyle yazılır. Bu hal, Allah’a kavuşuncaya kadar böyle devam eder.
(Buhari, Îmân 31; Müslim, Îmân 205, (129))
Öyleyse 7 hadîsle ispat ediliyor ki Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’in birinci görevinde, o size âyetleri tilâvet ediyor. Sahâbeye, kendisine Allah’ın indirdiği âyetleri, Kur’ân’ı tilâvet ediyor ve Allah’a davet ediyor.
Daveti kabul edenler, Allah’a ulaşmayı dileyenler. Ve sahâbenin yaşadığı 7 safhadaki İslâm ki bunu başlık olarak şöyle söyleyebiliriz belki: Sahâbenin Kur’ân’ı öğrenmesi ve yaşaması. Hani Kur’ân âyetleriyle sahâbenin hayatı diyoruz ya, şöyle de ifade edebiliriz: Sahâbenin Kur’ân’ı öğrenmesi ve yaşaması.
Öyleyse ilk etapta sahâbenin Kur’ân’ı öğrenmesi söz konusu. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V), Kur’ân’ı Allah’tan öğreniyor ve sahâbeye öğretiyor. Ama sahâbe de Allah’tan öğrenenden öğreniyor. Resûlullah (S.A.V) Efendimiz, Kur’ân-ı Kerim’i sahâbeye öğretmiştir. Sahâbe de Kur’ân-ı Kerim’i Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz’den (S.A.V) öğrenmişlerdir. Özellikle 1. safhayla alâkalı görüyorsunuz, tam 7 tane hadîs söz konusu.
Tekrar sahâbenin Kur’ân’ı öğrenmesi ve yaşamasına bakacak olursak:
PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V) VE SAHÂBENİN (MUHACİR VE ENSARIN) YAŞADIĞI 7 SAFHA İSLÂM
BAKARA–151: Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, (A) âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve (B) sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, (C) size Kitap’ı (Kur’ân-ı Kerim’i) ve (D) hikmeti öğretsin ve (E) (hikmetin özü olan) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.
(A) - Âyetlerin Tilâveti
1 - Allah’a Ulaşmayı Dilemek
ZUMER–17: Ve onlar ki; taguta kul olmaktan içtinap ettiler. Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır...
ENFÂL–29: Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız size furkan sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder...
2 - 12 İhsanla Mürşide Tâbî Olmak
MUMTEHİNE–12: ...sana tâbî olmak için geldikleri zaman, artık onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile...
(B) - Nefs Tezkiyesi
3 - Ruhun Allah’a Teslimi
RA’D–21: ...Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar...
(C) - Kitabın Öğretilmesi
4 - Fizik Vücudun Allah’a Teslimi
ÂLİ İMRÂN–20: ...de ki; “Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah’a teslim ettik.” O kitap verilenlere ve ümmîlere: “Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah’a) teslim ettiniz mi?” Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir...
(D) - Hikmetin Öğretilmesi
5 - Nefsin Allah’a Teslimi
ZUMER–18: Onlar, sözü işitirler, böylece onun en ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).
6 - İrşada Ulaşmak
BAKARA–139: De ki: “Allah hakkında bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? Ve O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Ve bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, O’na muhlis olanlarız (dini O’na hâlis kılanlarız).
HUCURÂT–7: ...Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.
(E) - Hikmetin Ötesi
7 - İradeyi Allah’a Teslim Etmek
TEVBE–100: O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah’a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden bir kısmı ensardan ve bir kısmı da onlara ihsanla tâbî olanlardandı...
1–7. basamakta sahâbe, Zümer 17’ye göre onlar taguta kul iken kalben Allah’a yönelerek, Allah’a ulaşmayı dileyerek şeytana kul olmaktan kendilerini kurtarmış. Allah’a ulaşmayı dileyip şeytana kul olmaktan kurtuldukları için Enfâl 29 ne diyor? Onlara Allah 7 furkan veriyor ve bütün günahlarını örtüyor. Dolayısıyla Allah’a ulaşma dileği, cehennemlik olan sahâbenin hepsini tek bir dilekle cennetlik kılıyor.
Ama Allahû Tealâ onları o hâlde bırakmıyor. Tegâbun 11’e göre hidayetle kalplerine ulaşıyor:
64/TEGÂBUN-11 Mâ esâbe min musîbetin illâ bi iznillâh(bi iznillâhi), ve men yu'min billâhi yehdi kalbeh, vallâhu bikulli şey'in alîm(alîmun).
Allah’ın izni olmadıkça bir musîbet isabet etmez. Ve kim Allah’a îmân ederse (âmenû olursa), (Allah) onun kalbine ulaşır. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir.
Kaf 33'e göre kalbi kendisine çeviriyor:
50/KAF-33 Men haşiyer rahmâne bil gaybi ve câe bi kalbin munîbin.
Gaybda Rahmân’a huşu duyanlar ve münib (Allah’a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah’ın huzuruna) gelenler (için).
En’âm 125’e göre de göğsünden kalbine Allah nur yolunu açıyor:
6/ENÂM-125 Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrahu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrahu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).
Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime (İslâm’a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü’min olmayanların üzerine azap verir.
Böylece zikretmeye başladığı an onun kalbine Allah’ın rahmeti sızıyor ve %2’lik huşûyla, Hadîd 16’ya göre o kişi huşû sahibi oluyor:
57/HADÎD-16 E lem ye’ni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
Allah’ın zikri ile ve Hakk’tan inen şeyle (Allah’ın nurları ile), âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) kalplerinin huşû duyma zamanı gelmedi mi? Kendilerine daha önce kitap verilip de böylece üzerinden uzun zaman geçince, artık (zikri unuttukları için) kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasıklardır.
İşte huşû sahibi olan insan, Allah’tan 12 tane ihsan alan kişidir. Hacet namazıyla mürşidini Allah’tan sorduğu zaman Allah’ın gösterdiği mürşide tâbî oluyor. Özellikle Hazreti Ebubekir, Resûlullah tebliğe başlamadan evvel bir rüya görüyor, etkisinde kalıyor. Ayın parça parça Mekke evlerinin üzerine indiğini görüyor. Ve bunu o günkü Allah dostlarına tabir ettirdiği zaman bir Allah dostu diyor ki: “Âhir zaman peygamberi gelecek. Sen ona îmân edeceksin ve ona yardım edeceksin.”
Çok yıllar sonra Hazreti Muhammed (S.A.V) Efendimiz tebliğe başladığı zaman ilk ona koşan Hazreti Ebubekir diyor ki: “Resûl olduğunu söylüyorsun da delilin ne?” Allah’ın resûlü (S.A.V) Efendimiz, Allah’tan aldığı emir gereğince: “Delilim o gördüğün rüya.” O gördüğün rüya deyince Hazreti Ebubekir hemen ona tâbî oluyor.
İşte dilerse Allahû Tealâ öncesinden de rüyasında mürşidini gösterir, dilerse hacet namazı kılarak da mürşidini gösterir. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V), asaleten devrin imamı olması hasebiyle o gün dünyada yaşayan bütün insanların mürşidi. Bu sadece Efendimiz için değil, Allah’ın nebî resûlleri yaşadıkları dönemlerde bütün dünyada, hatta bütün kâinattaki insanların mürşidi olarak Kur’ân’da yer alıyor. Öyle olunca Peygamber Efendimiz (S.A.V) de bütün insanların mürşidi.
Ve sahâbe, Resûlullah’tan aldığı Kur’ân öğretisiyle Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’e ikinci safhada 12 tane ihsanla tâbî oldular. Mümtehine 12:
60/MUMTEHİNE-12 Yâ eyyuhen nebiyyu izâ câekel mu'minâtu yubâyi'neke alâ en lâ yuşrikne billâhi şey'en ve lâ yesrikne ve lâ yeznîne ve lâ yaktulne evlâdehunne ve lâ ye'tîne bi buhtânin yefterînehu beyne eydîhinne ve erculihinne ve lâ ya'sîneke fî ma'rûfin fe bâyı'hunne vestagfirlehunnallâh(vestagfirlehunnallâhe) innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ey nebî (peygamber)! Mü’min kadınlar; Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinada bulunmamak, evlâtlarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira uydurmamak, maruf bir iş konusunda sana asi olmamak üzere, sana tâbî olmak için geldikleri zaman, artık onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Muhakkak ki Allah; Gafur’dur (mağfiret edendir, günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (Rahîm esması ile tecelli edendir).
İşte bu şartlar altında sahâbenin hepsi Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz’e (S.A.V) biat etmişler. İkinci safha, gerçekten de görüyoruz, 14. basamak. Ama tâbî olmayanlar, tâbî olmayanlar, Allah’a ulaşmayı dilemeyen, dalâlette kalanlar, ikinci basamakta seçilmeyen ve seçilenler olmak üzere, seçilmeyen, kendileri Allah’a ulaşmayı dilemeyen, başkasının dilemesine mâni olan, insanları Allah’ın yolundan saptıranlar. Mesela Ebu Cehil böyle birisi. Hangi âyet-i kerime? Ebu Cehil’in durumu, Nisâ 167, 168, 169:
4/NİSÂ-167 İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlen baîdâ(baîden).
Muhakkak ki inkâr edenler ve Allah’ın yolundan alıkoyanlar (saptırmış olanlar), (mürşidlerine ulaşmadıkları için) uzak bir dalâletle sapmışlardır.
4/NİSÂ-168 İnnellezîne keferû ve zalemû lem yekunillâhu li yagfira lehum ve lâ li yehdiyehum tarîkâ(tarîkan).
Muhakkak ki inkâr edenleri ve zulmedenleri (başkalarını da mürşide ulaşmaktan men edip saptıranları), Allah mağfiret edecek değildir ve yola (Allah’a ulaştıran Sıratı Mustakîm’e) hidayet edecek değildir.
4/NİSÂ-169 İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden). Ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîran).
Ancak cehennem yoluna (hidayet eder, ulaştırır), onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Ve bu, Allah için kolaydır.
Ebu Cehil, bu âyetlerde bahsi geçen bir zalim ve Allahû Tealâ’nın asla mağfiret etmediği birisi. Muhakkak ki onlar kâfirler, Allah yolundan alıkoyanlar, mürşidlerine ulaşmadığı için uzak dalâlete sapmışlardır. Ve onlar kâfirdir ve zalimdir. Asla onları Allah mağfiret etmez ve onları Tarîki Mustakîm’e ulaştırmaz. İllâ Tarîki Cehennem’e. İşte Ebu Cehil ve onun yoldan saptırdığı, bir ve ikinci basamakta kalıp cehenneme gidecek. Ama sahâbe öyle değil. Sahâbe, Kur’ân’ı öğrenen ve yaşayan olarak 3. basamakta Allah’a ulaşmayı dilediler. 7. basamakta 7 furkanın sahibi olarak cennetin de sahibi oldular. Allah onları o hâlde bırakmıyor. Çünkü Allahû Tealâ, kalbinde ulaşma dileğini gördüğü kişinin ruhunu Allah kendisine ulaştıracağını garanti ediyor. Hangi âyette? Şûrâ 13 ve Ra’d 27:
42/ŞÛRÂ-13 Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
13/RAD-27 Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”
İşte bu garanti altında Allahû Tealâ Rahîm esmasıyla tecelli ediyor ve peş peşe ona 7 furkan veriyor. 12 tane ihsanla da Allah o kişiyi mürşidine ulaştırıyor. İşte sahâbe de aynı şekilde mürşid olan Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz’e (S.A.V) biat etmişler. Biat edince, mürşidine tâbiiyetle nefs tezkiyesi başlar. Nefs tezkiyesinin olmazsa olmaz şartı mürşide tâbiiyet. Tâbî olduğu zaman o kişi 7 kalp şartı ve 7 ni’metin sahibi oluyor.
Âyetlere bakacak olursak:
MÜ’MİN OLMANIN 7 İNANÇ ŞARTI
1. Allah’a inanmak. BAKARA - 285
2. Meleklerine inanmak. BAKARA - 285
3. Allah’ın kitaplarına inanmak. BAKARA - 285
4. Resûllerine inanmak. BAKARA - 285
5. Ruhun ölmeden evvel Allah’a ulaştırılmasına inanmak. RA’D - 21
6. Hayrın Allah’tan, şerrin insanın nefsinden olduğuna inanmak. NİSÂ - 79
7. Ba’su ba’del mevt’e, ölümden sonra tekrar canlandırılacağınıza inanmak. BAKARA - 28, 56
ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEYEN KİŞİNİN 7 KALP ŞARTI
1. Kalpteki ekinnet alınır. EN’ÂM - 46
2. İhbat konur. HACC - 54
3. Kalp Allah’a döndürülür. KAF - 33
4. Kalbe giden nur yolu açılır. EN’ÂM - 125
5. Kalbin mührü açılır. ZUMER - 22
6. Kalpteki küfür kelimesi alınır. EN’ÂM - 46
7. Kalbe îmân yazılır. MUCÂDELE - 22
7 Nİ’MET
1. Devrin imamının ruhu gelir. MU’MİN - 15
2. Kalbe îmân yazılır. MUCÂDELE - 22
3. Günahlar sevaba çevrilir. FURKÂN - 70
4. Ruh vücudu terk eder. NEBE - 39
5. Fizik vücut Allah’a kul olmaya başlar. RA’D - 36
6. Salih amel (zikir) başlar. ZUMER - 23
7. İradenin güçlenmesi. BAKARA - 257
Ve böylece emmare, levvame, mülhime, mutmainne, raziye, marziye, tezkiye kademeleriyle bir bir nefs tezkiyesi gerçekleşti:
NEFS TEZKİYESİNİN 7 KADEMESİ
1. NEFS-İ EMMARE: 15 BİN ZİKİR - %7 NUR - 1’e 100 derecat
YÛSUF–53: Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç...
2. NEFS-İ LEVVAME: 17 BİN ZİKİR - %14 NUR - 1’e 200 derecat
KIYÂME–2: Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim.
3. NEFS-İ MÜLHİME: 19 BİN ZİKİR - %21 NUR - 1’e 300 derecat
ŞEMS–8: Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.
4. NEFS-İ MUTMAİNNE: 21 BİN ZİKİR - %28 NUR - 1’e 400 derecat
FECR–27: Ey mutmain olan nefs!
5. NEFS-İ RADİYE: 23 BİN ZİKİR - %35 NUR - 1’e 500 derecat
FECR–28: Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!
6. NEFS-İ MARDİYYE: 25 BİN ZİKİR - %42 NUR - 1’e 600 derecat
FECR–28: Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!
7. NEFS-İ TEZKİYE: 33 BİN ZİKİR - %49 NUR - 1’e 700 derecat
FÂTIR–18: ...Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah’adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah’a döner, ulaşır).
İşte bu 7 kademedeki nefs tezkiyesiyle ruh 7 tane gök katı yükselir, 7 âlemi geçiyor ve ruh yoklukta Allah’ın zatına ulaşıyor. Allah’ın zatında yok oluyor. Sahâbenin hepsi ruhlarını Allahû Tealâ’ya teslim etmişler mi? Evet, Kur’ân-ı Kerim’i öğrenerek ve yaşayarak hepsi ruh teslimine ulaşmış. İşte Ra’d 21:
13/RAD-21 Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.
Bunların bir bütünü olarak Allahû Tealâ, Fecr Suresinin 27, 28, 29, 30. âyetlerinde buyuruyor:
89/FECR-27 Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.
Ey mutmain olan nefs!
89/FECR-28 İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!
89/FECR-29 Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.
89/FECR-30 Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir.
Yaratılış gayemiz neydi? Allah’a kul olmaktı. Ama fizik vücudun Allah’a kul olabilmesi mutlak surette ruhun Allah’ın Zatı'na ulaşmasına bağlı. Ama ruhun Allah’ın zatına ulaşabilmesi nefsin tezkiyesine bağlı. Ama nefs tezkiyesi de fizik vücudun yaptığı zikirlerle hedefi gerçekleştirmesine bağlı. Sonuçta Allahû Tealâ bunu bu şekilde gerçekleştiriyor. Ve sahâbe, çok kısa süre içerisinde hepsi ruhunu Allah’a teslim etmek suretiyle Allah’ın dostu oldular, Allah’ın velîsi oldular.
Neydi yaratılış gayemiz? Allah’a kul olmak, kul oldular. Allah’a dost olmak, Allah’ın dostu oldular. Ve mutlu olmak, dünya saadetinin yarısı, üç tane cennetin de sahibi oldular. Ama sahâbe Resûlullah’la birlikte hayatını yaşadığı için bulundukları yerde kalmadılar. Fizik vücut teslimi için de harekete geçtiler ve zikirlerini artırdılar.
Fenâ kademesinde %51 nur fenâ kademesi. Bekâ kademesinde %61 nur, zühd kademesinde %71 nur ve muhsinler kademesinde %81 nura ulaştı. Bunun mânâsı, nefsin manevî kalbinde her birisi bir birimle ifade edilen 19 tane afet olmasına karşın kalpteki nurlanma %81’e ulaştı. Bunun mânâsı, artık akıl her olayda ruhun talebine uyarak Allah’ın emrini yerine getiren bir duruma ulaştı, doğru düşünme alışkanlığı içerisinde.
Ama nefsin manevî kalbinde 19 afet var. Fakat bu 19 afete şeytan bir şey yapamıyor. Çünkü şeytanın afetlere… Ama fizik vücut Allah’ın emrini yerine getiriyor. Allah’ın emrini yerine getirdiği zaman iblisin afetlere tesiri yok. Böyle olunca da hemen her noktada o Allah’ın emrini yerine getiriyor.
İşte sahâbenin hepsi Âli İmrân 20’ye göre fizik vücutlarını da Allahû Tealâ’ya teslim etmişler:
3/ÂLİ İMRÂN-20 Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebeani, ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâgu, vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: “Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik.” O kitab verilenlere ve ümmîlere: “Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?” de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.
Gerçekten de sahâbenin hepsi Âli İmrân 20’ye göre muhsinler olmuş. Kur’ân’ın ilk dört ruhunu öğrenmek suretiyle fenâ kademesi, bekâ kademesi, zühd kademesi ve muhsinler kademesini geçmişler. Zahidler olmak demek, günün 24 saat muhtevası içinde 13 saat ve daha fazla zikri gerçekleştirmek demek. Bu da o kişinin Allah’ı kendisinden öne geçirmesi mânâsına geliyor. Kendisine ayırdığı zaman 11 saat, Allah’a ayırdığı zaman 13 saat. Öyleyse Allah’ı kendisinden daha fazla seviyor.
Bir insanın Allah’ı kendisinden daha fazla sevdiğini neyle anlarız? Yaptığı zikirle. Eğer o kişi 7–8 saatlik zikir yapıyorsa ama Allahû Tealâ’yı 15–16 saat zikretmemiş, o kendisini tercih ediyor, kendisini daha fazla seviyor. Ama zaman dilimi içerisinde 13 saat ve daha fazlasını zikirle geçiriyorsa o Allah’ı kendisinden daha fazla seviyor.
Arkasından devam ederse daimî zikre ulaşır. Nefsin Allah’a teslimi daimî zikirdir. Allahû Tealâ Zumer Suresinin 18. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:
39/ZUMER-18 Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahsenehu, ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).
Ahsen söz, Resûlullah’ın sözüdür. Ahsen söz Resûlullah’ın sözüdür. Yani sözü dinlerler ve mutlak surette Resûlullah’ın Kur’ân açıklamalarına tâbîler. İşte onlar ulûl’elbab. Allah’ın hidayete erdirdikleri ve onlar ulûl’elbabdır.
Kimdir ulûl’elbab? Âli İmrân 190-191’de:
3/ÂLİ İMRÂN-190 İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı).
Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, ulûl elbab için elbette âyetler (deliller) vardır.
3/ÂLİ İMRÂN-191 Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).
Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.
Öyleyse 24 saatin 24’ünde de her saniye Allah’ı zikrediyor. Şeytanın kapısı kapalı. O sebeple Allah’ın resûlü: “Şeytanın kapısını zikirle kilitleyin.”
İşte dinimizin adı İslâm. İslâm, Allah’a teslim olmak. Bu teslimin ilki ruhun teslimidir, 22. basamakta gerçekleşiyor. İkincisi fizik vücut teslimi, 25. basamak. Ve üçüncüsü nefsin teslimi, 26. basamakta gerçekleşiyor. Arkasından ne var? Arkasından kişinin irşada, ihlâsa ulaşması var.
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Allah şüphesiz ki bu dini nefsinizi ihlâsa ulaştırmak için var etti.” İhlâs, evvela Allah’a teslimle, nefsin Allah’a tesliminden sonra yerin, göğün melekûtunu Allah’ın kendisine göstermesiyle kişi ihlâsa ulaşır.
DÖRDÜNCÜ 7’Lİ BASAMAK
28. Basamak: SALÂH MAKAMI İRADENİN TESLİMİ TAHRİM 8, BAKARA 136
27. Basamak: İHLÂS MAKAMİ NEFSİN TESLİMİ BAKARA 139, BEYYİNE 5, HİCR 40
26. Basamak: ULU’LELBÂB MAKAMI ÂL-İ İMRAN 190, ÂL-İ İMRAN 191, ZUMER 18, ÂL-İ İMRAN 7, ENBİYA 7, MU’MİN 56
25. Basamak: MUHSİNLER MAKAMI FİZİK VÜCUDUN TESLİMİ NİSÂ 125, A’RÂF 56, ÂL-İ İMRAN 20
24. Basamak: ZÜHD MAKAMI YUSUF 20, AHZAB 41-42
23. Basamak: BEKÂ MAKAMI MEÂRİC 41, EN’ÂM 127
22. Basamak: FENÂ MAKAMI RUHUN TESLİMİ ÂL-İ İMRAN 14, YÛNUS 25, NİSÂ 58
Ulûl’elbab kademesinde kalp 7 kademede müzeyyen oluyor. O 7 kademede müzeyyen olmasıyla Allah cehennemin katlarını ve zemin kattaki ana dergâhı gösteriyor. Neyle? Kalp gözüyle. Kime gösteriyor? Kalp gözü açık olana gösteriyor. Kimin kalp gözü açık? Daimî zikir sahiplerinin açık. Sahâbe daimî zikre ulaşmışlar mı? Evet, Zümer Suresinin 18. âyet-i kerimesi bunu söylüyor. Aynı zamanda sahâbenin kalp kulağı da açık. Allah’la tezekkür edebilme yetkisine sahip. Dört vasıf şartıyla üç sonuç şartı o kişiyi ulûl’elbab kılıyor. Ama gök katlarını da Allahû Tealâ bir bir kendisine göstermeye başladığı an, 1. gök katı, 2., 3., 4., 5., 7 tane gök katı ve 7 âlemde olan biteni Allah kendisine gösterdiği zaman o kişi aynı zamanda muhlislerden oluyor. Âli İmrân Suresinin 17. âyet-i kerimesinde: “Es sâbirîne ves sâdikîne…” Gerçekten de baktığımız zaman Âli İmrân 17’de:
3/ÂLİ İMRÂN-17 Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustagfirîne bil eshâr(eshâri).
(Onlar), sabredenler, sâdıklar (ahdlerine vefa edenler), kânitîn olanlar (Allah’ın huzurunda saygı ile duranlar), infâk edenler (Allah için verenler) ve seherlerde mağfiret dileyenlerdir.
Tövbe-i nasuh, seher vaktinde Allah’ın o kişiyi tövbe-i nasuha davet etmesiyle gerçekleşir. Tahrîm Suresinin 8. âyet-i kerimesinde sahâbenin hepsi tövbe-i nasuhla tövbe etmişler:
66/TAHRÎM-8 Yâ eyyuhâllezîne âmenû tûbû ilâllâhi tövbeten nasûhâ(nasûhan), asâ rabbukum en yukeffire ankum seyyiâtikum ve yudhilekum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru, yevme lâ yuhzîllâhun nebiyye vellezîne âmenû meahu, nûruhum yes'â beyne eydîhim ve bi eymânihim yekûlûne rabbenâ etmim lenâ nûrenâ vagfir lenâ, inneke alâ kulli şey'in kadîr(kadîrun).
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)! Allah’a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin! Umulur ki Rabbiniz, sizin günahlarınızı örter ve sizi altından nehirler akan cennetlere koyar. O gün Allah, nebîleri ve O’nunla beraber olanları mahzun etmez. Onların nurları, önlerinde ve sağlarında koşar. “Rabbimiz, bizim nurumuzu tamamla ve bize mağfiret et (günahlarımızı sevaba çevir). Muhakkak ki Sen, herşeye kaadirsin.” derler.
İşte anladığımız kadarıyla ruhun teslimi, fizik vücut teslimi ve nefsin teslimi. Ondan sonra da ihlâsa ulaşmak. Sahâbenin hepsi ihlâsa ulaşmışlar mı? Evet. “Siz Allah hakkında bizimle tartışıyor musunuz? O bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size.”
Evet, sevgili kardeşlerim! Demek ki bizim amellerimiz bize. Sahâbenin hepsi yaptığı amelleri kim için yapmışlar? Allah için yapmışlar. Öbürleri kim için yapmışlar? Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişiler, amelleri boşa gitmiş. O zaman onlar nefsleri için ve şeytanın tuzağına düşmüşler.
Tövbe-i nasuhla tövbe eden, salâha ulaşan kişi, 28. basamağın 1. kademesinde günahları örtülüyor, o güne kadar işlediği günahlar. Arkasından salâh nuru kendisine veriliyor, Tahrîm 8’e göre. Arkasından bir kere daha Allah o kişinin mürşide tâbî olduktan sonra işlediği günahları sevaba çeviriyor. Ve 4. kademesinde Allahû Tealâ, o kişi iradesini Allah’a teslim ediyor.
ADN CENNETLERİ
7. KATI DEVRİN İMAMLARI (NEBÎLER VE VELÎ RESÛLLER) – TASARRUF
A’RÂF 181, SECDE 24, ENBİYÂ 73
6. KATI KAVİM RESÛLLERİ – İRADENİN REF’İ (KAVİM RESÛLLERİ)
NAHL 36, İBRÂHÎM 4, İSRÂ 15, ZUMER 71, MU’MİNÛN 44
5. KATI ŞAHİTLER – İRŞÂDA MEMUR VE MEZUN KILINANLAR
TEVBE 100, ÂLİ-İMRÂN 110, KEHF 17, YÛNUS 26
4. KATI MÜRŞİTLER – İRADESİNİ ALLAH’A TESLİM EDENLER
ÂLİ-İMRÂN 102, HUCURÂT 7
3. KATI SIDDÎKLAR – GÜNAHLARI İKİNCİ DEFA SEVABA ÇEVRİLENLER
TAHRÎM 8, FETİH 2
2. KATI ŞEHİTLER – SALÂH NURU VERİLENLER
TAHRÎM 8, HADÎD 12
1. KATI SALİHLER – GÜNAHLARI İKİNCİ DEFA ÖRTÜLENLER
TAHRÎM 8
İradesini teslim eden kişiler artık mürşidlerdir. Ve Allahû Tealâ Zat'ını da onlara göstermek suretiyle onları şahitlerden kılıyor. Velî, mürşid, şahit. Kime şahit? Allah’ın zatına şahit. Gerçekten de Hacc Suresinin 78. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ şöyle buyuruyor. Hacc 78’de:
22/HACC-78 Ve câhidû fîllâhi hakka cihâdihî, huvectebâkum ve mâ ceale aleykum fîd dîni min haracin, millete ebîkum ibrâhîm(ibrâhîme), huve semmâkumul muslimîne min kablu ve fî hâzâ li yekûner resûlu şehîden aleykum ve tekûnû şuhedâe alân nâsi, fe ekîmûs salâte ve âtuz zekâte va’tesımû billâhi, huve mevlâkum, fe ni’mel mevlâ ve ni’men nasîr(nasîru).
Ve Allah'da hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti. Dinde sizin için bir zorluk kılmadı ki; o, babanız İbrâhîm (A.S)’ın dinidir. O, sizi daha önce de “müslümanlar” (Allah’a teslim olanlar) olarak isimlendirdi. Bunda da (Kur’ân-ı Kerim’de de), resûl size şahit olsun ve siz de insanlara şahitler olasınız diye. Öyleyse namazı ikame edin (kılın), zekâtı verin, Allah’a sarılın (Allah’ın Zat’ında yok olun). O, sizin Mevlâ’nız. (O), ne güzel Mevlâ (dost) ve ne güzel yardımcı.
İşte şahitler. Resûl bize şahit. Devrin imamı olan resûl bize şahit. Bizi de Allahû Tealâ insanlara şahit kılıyor. “Öyleyse namazı ikame edin, zekâtı verin, Allah’a sarılın. Öyleyse namazı ikame edin, zekâtı verin, Allah’a sarılın. O sizin Mevlâ’nız. Ne güzel Mevlâ, ne güzel yardımcıdır.”
Sevgili kardeşlerim! Görüyorsunuz ki 23 senelik zaman dilimi içinde Allahû Tealâ’nın Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz’e (S.A.V) indirdiği Kur’ân ve âyetlerini bir bir sahâbeye anlatmak suretiyle, sahâbenin de Resûlullah’ın kendisine öğrettiği Kur’ân âyetlerini öğrenerek ve yaşayarak 7 safha 4 teslimi yaşadılar. Ve o döneme Asr-ı Saadet deniyor.
İşte sahâbenin yaşadığı Asr-ı Saadet, üç âlemde de kavganın bittiği bir sulh ve sükûn hâli, bir mutluluk zamanını içeriyor.
MUTLULUĞUN 3 ŞARTI:
1. Şart: Mutluluk, üç alemde de olmalıdır: İç dünyada mutluluk, Dış dünyada mutluluk, Allah ile olan ilişkilerde mutluluk.
2. Şart: Mutluluk, daimi olmalıdır.
3. Şart: Mutluluk, üç alemde de Sulh ve Sükûn halini ifade etmelidir.
Sahâbenin nefsi ile ruhu arasındaki kavgayı Allahû Tealâ bitirdi. Birinci şart, iç dünyamızda mutluluk, kavga bitti. Dış dünyamızda kavgayı bitirdi. Sahâbe, kendisiyle diğer insanlar arasında artık kavga sıfır. Allah’la ilişkilerinde Allah’ın bütün emirlerine sahâbe itaat eden, yasakları işlemeyen bir durumda.
İkinci şart, mutluluk daimî bir sulh ve sükûn hâli, kesintisizdir. Ve üçüncü hâl, üç âlemde, iç dünyamızda, diğer insanlarla ilişkilerimizde, Allah’la ilişkilerimizde A’dan Z’ye kadar bir sulh ve sükûn hâlini yaşadılar sahâbe. O döneme Asr-ı Saadet deniyor.
Ama gelelim bakalım bugünkü yaşanan İslâm tatbikatı, İslâm’ın beş şartına dayalı. İslâm’ın beş şartıyla hiç kimse Allah’ın âyetlerine îmân eden bir durumda değil. Hiç kimse Kur’ân’daki İslâm’ı yaşamıyor. İslâm âleminin bu noktaya varmasının arkasında, Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz’in (S.A.V) de buyurduğu gibi: “Bir zaman gelecek, bütün milletler İslâm’ın başına üşüşecek.”
Sahâbe sual soruyor: “Yâ Resûlullah! Biz Kur’ân’ı öğrenen insanların, Müslümanların sayısının azlığı mı?” “Hayır.” diyor. Yani insanların Allah’a ulaşmayı dilememesi ve hayattayken ruhunu Allah’a ulaştırmaması. Evet, dünya… Ve kimdir dünya? Yûnus 7’ye göre:
10/YÛNUS-7 İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
Çünkü Resûlullah (S.A.V):
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Acluni Keşfu'l Hafa c.2, shf:291 (2669) - 14. Basamak
«MÛTU KABLE EN TEMÛTU»
«qatlaa qabl 'an tamut»
«اقتلی قبل أن تموت»
"Ölmeden evvel ölün, Allah'a dönün ki, (ölmeden önce ruhunuzu Allah'a ulaştırınız ki, teslim ediniz ki) Allah size ondan yedi yüze kadar artan yardımlarda bulunsun."
Ölmeden evvel ölmek, ruhu hayattayken Allah’a ulaştırmaktır. Allah’a ulaşmayı dilemek. Hâlbuki Allah bizden ne istiyor? Allah’a ulaşmayı dilememizi. 1. safhada, 3. basamakta. 14. basamakta da Allahû Tealâ mürşidimize tâbî olmak suretiyle ruhumuzu da hayattayken Allah’a ulaştırmamızı istiyor ki sahâbenin hepsi bu 7 safha 4 teslimi yaşadılar ve Asr-ı Saadet’e ulaştılar.
İşte sevgili kardeşlerim! Biz de Resûlullah’ın sahâbeye öğrettiği gibi, öğrettiği gibi, içinde bulunduğumuz çağ Hidayet Çağı. Hidayet Çağı’nda devrin imamı Mehdi (A.S), Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’in geleceğini bize müjdelediği, “Ümmetimin en hayırlısı.” diye buyurduğu Mehdi (A.S), Kur’ân-ı Kerim’i Allah’tan öğrendi ve Allah’tan öğrendiğini de bize öğretti.
Devrin imamları Kur’ân’ı Allah’tan öğrenen, kutsal kitapları Allah’tan öğrenenlerdir. Diğer insanlar da Kur’ân’ı devrin imamından öğrenenlerdir. Biz de Hidayet Çağı’nda Resûlullah’ın “Ümmetimin en hayırlısı.” buyurduğu Mehdi (A.S)’dan Kur’ân’ı öğrendik. Mehdi (A.S)’ın Kur’ân öğretisiyle sahâbenin 7 safha 4 teslimi yaşadığı ve Asr-ı Saadet’e ulaştığını âyetlerden net olarak görüyoruz."