Soru yok. 24.11.2023 Her An Kuran Her An Mutluluk
Soru
Soru yok. 24.11.2023 Her An Kuran Her An Mutluluk
Cevap
Kur’ân-ı Kerîm’e göre Allah’ın halkı ve şeytanın halkı olmak üzere iki grup insan söz konusu.
Her devirde insanların yüzde doksanından fazlası, dinde fırkalara ayrılan şeytanın halkı olarak Kur’ân’da yer alıyor.
A’râf Sûresinin 179. âyet-i kerimesinde:
“Andolsun ki cehennemi insanların ve cinlerin çoğunu hazırladık.”
7/ARÂF-179 Ve lekad zere’nâ li cehenneme kesîran minel cinni vel insi, lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel en’âmi bel hum edallu, ulâike humul gâfilûn(gâfilûne).
Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler. İşte onlar, onlar gâfillerdir.
Bu âyet-i kerimeden anlıyoruz ki her devirdeki insanların ve cinlerin çoğu şeytanın halkını teşkil ediyor. Şeytanla birlikte cehenneme gideceklerdir.
Kalpleri var, fıkıh etmezler; kulakları var, işitmezler; gözleri var, görmezler. Bunlar hayvanlar gibidir.
İşte her devirde insanların çoğu şeytanın halkını teşkil ediyor. Allah’a ulaşmayı dilemedikleri için Allahû Tealâ her devirdeki yaşayan insanlara, akıl ve baliğ olanlara, mutlaka katından hidayetçiler gönderiyor. Tâhâ 123'te
“...Birbirinize düşman olarak yeryüzüne ininiz. Siz ve şeytan... benden size hidayetim gelecek. Kim hidayetime tâbi olursa, o dalâlette kalmaz, şakîlerden olmaz.
20/TÂHÂ-123 Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvvun, fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ.
(Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkîlerden olmaz.”
Şakîler, cehenneme giden insanların genel adı. Şakîlerin temel özelliği, hepsi sağır, dilsiz ve körlerden oluşuyor.
Bakara Sûresinin 18. âyet-i kerimesinde bu cehennemlikler:
“Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Onlar dönemezler.”
2/BAKARA-18 Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn(yerciûne).
Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Artık onlar dönemezler.
Dünya hayatını yaşarken ruhlarını Allah’a ulaştırmayanlardır. Sebe Sûresinin 20. âyet-i kerimesinde...
Fırkalara ayrılmak açısından da yine insanların çoğunun dinde fırkalara ayrılacağı ifade ediliyor.
34/SEBE-20 Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mu’minîn(mu’minîne).
Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.
Mü’minler fırkasının dışındaki bütün diğer fırkalar, yetmiş iki tane fırka, şeytana tâbî oluyor.
Resûlullah (S.A.V) Efendimiz şöyle buyuruyor:
“Benim ümmetim 73 fırkaya ayrılacak. 72 tanesi cehenneme gidecek, bir tanesi hariç.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Tirmizî 2778, İbnî Mâce 3991 – 3994
Benim ümmetim 73 fırkaya ayrılacaktır. 72 tanesi cehenneme gidecek, bir tanesi hariç.
İşte her devirde Sırat-ı Mustakîm üzerinde olan fırka-i nâciye, onlar Allah’ın halkını teşkil ediyor.
Yedi safha dâvete baktığımız zaman, Allah’ın katından gelen hidayetçiler herkesi Allah’a dâvet ediyorlar. Ve dâveti kabul edenler ve etmeyenler diye iki gruba ayrılıyor.
Dâveti kabul etmeyenler şeytanın halkı, dâvetini kabul edenler Allah’ın halkı, fırka-i nâciyeyi teşkil ediyor.
ALLAH’A DAVET EDENLER
1. ENFÂL-24 …Allah ve Resûlü sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman (davete) icabet edin! Ve Allah’ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve muhakkak sizin O’na haşrolunacağınızı bilin!
BAKARA-139 De ki: ‘Allah hakkında bizimle mücadele mi ediyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size aittir. Ve biz, O’na muhlis olanlarız.’
2. YÛSUF-108 De ki: ‘Benim ve bana tâbi olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek) Allah’a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur.’
3. YÛNUS-25 Ve Allah, teslim yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zât’ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sırat-ı Müstakîm’e ulaştırır.
İSRÂ-53 Ve kullarıma de ki: ‘En güzeli söylesinler!’ Muhakkak ki şeytan, onların aralarını bozar (fesat çıkarır). Muhakkak ki o, insana apaçık düşmandır.
4. NAHL-125 Rabbinin yoluna (Allah’a ulaştıran yola, Sırat-ı Müstakîm’e) hikmetle ve güzel öğütle davet et. Onlarla en güzel şekilde mücâdele et. Muhakkak ki senin Rabbin, O’nun yolundan sapanları ve hidayete erenleri bilir.
5. HACC-67 …Öyleyse emrim konusunda seninle nizâ etmesinler. Sen, Rabbine davet et. Muhakkak ki sen, mutlaka müstakîm (Allah’a doğru istikametlenmiş) olan hidayet üzeresin.
6. KASAS-87 Ve sana indirildikten sonra, Allah’ın âyetlerinden sakın seni alıkoymasın. Ve Rabbine davet et (Allah’a ulaşmaya çağır). Ve sakın müşriklerden olma!
7. FUSSİLET-33 Allah’a davet eden ve sâlih amel (nefs tasfiyesi) yapan ve: ‘Muhakkak ki ben teslim olanlardanım.’ diyenden daha güzel sözlü kim vardır?
İşte Enfâl 24:
“Allah ve Resûlü sizi hayat verecek şeylere davet ettiği zaman daveti kabul edin.”
Ve Yûsuf Sûresinin 108. âyet-i kerimesinde:
“De ki: Ben ve bana tâbî olanlar basiretle Allah’ın Zat'ını görerek davet ettiğimiz Sıratı Mustakîm yol işte bu yoldur.”
Öyleyse her devirde kurtuluşa ulaşanlar, onlar dinde fırkalara ayrılmayan, Sırat-ı Mustakîm üzerinde bulunanlardır.
Nitekim Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’e:
“Yâ Resûlullah, o kurtuluşa ulaşan fırka-i nâciye kimlerden oluşuyor?”
“Ben ve sizin gibi Sırat-ı Mustakîm üzerinde olanlar.”
Öyleyse her devirde İblîs’e tâbî olanlar, dinde fırkalara ayrılanları oluşturmuşlar.
Fırka-i nâciye, Allah’a ulaştıran Sırat-ı Mustakîm üzerindedir.
Nitekim İbni Mes'ud (R.A rivayet edilen bir hadîste Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz yere bir düz çizgi çiziyor:
Sağına, soluna başka çizgiler çizerek:
“Bunlar da diğer yollardır. Her birinin üzerinde yanlışa davet eden birtakım şeytanlar var.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: İbn Mâce, Mukaddime 1
İbni Mes'ud (R.A.) şunu naklediyor:
"Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir gün yere düz bir çizgi çizdi ve 'Bu Allah'ın yoludur' dedi. Daha sonra bu çizginin sağına ve soluna başka çizgiler çizerek 'Bunlar ise diğer yollardır. Her biri üzerinde yanlışa davet eden birtakım şeytanlar vardır.' buyurdu."
Öyleyse yermiş iki fırka, her birisinin üzerinde yanlışa davet eden şeytanlar ve bunların hepsi şeytana tâbî olanlar. Bir tek Mü’minler Fırkası, onlar Sırat-ı Mustakîm üzerinde olanlar. Onlar dinden fırkalara ayrılmayan, kendisine hidayet tebliği ulaştığı zaman daveti kabul edenler, kalben Allah’a ulaşmayı dileyenler. İşte kâfirler kimlerdir? Bakara 67 bize cevap veriyor:
"İşte kalplerinin üzerini, işitme hassalarının üzerini mühürledik, basar hassası üzerinde perde var."
2/BAKARA-67 Ve iz kâle mûsâ li kavmihî innallâhe ye’murukum en tezbehû bakarah(bakaraten), kâlû e tettehızunâ huzuvâ(huzuven), kâle eûzu billâhi en ekûne minel câhilîn(câhilîne).
Ve Musa (a.s) kavmine: “Muhakkak ki Allah sizin bir inek kesmenizi emrediyor.” demişti. (Onlar): “Bizimle alay mı ediyorsun?” dediler. (Musa a.s) onlara: “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.” dedi.
Yani kâfirler, tebliğ kendilerine ulaştığı zaman daveti kabul etmeyen, Allah’ın hassasına engel koyan kişilerdir.
Öte yandan seçilmiş olmasına rağmen faydasız ilmi sebebiyle yine sağır, dilsiz ve körden bahsediyor.
Allahû Tealâ Câsiye 23’te:
“İlâh edindiği kişiyi görmedin mi? Allah bir ilim üzere onu dalâlete bıraktı. İşitme hassasını ve kalbini mühürledi, basar hassası üzerinde perde var.”
45/CÂSİYE-23 E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveten, fe men yehdîhi min ba’dillâhi, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?
Görüyorsunuz ki birileri sağır, dilsiz ve körler.
Sevgili kardeşlerim, başlangıç noktasında bütün insanlar on dokuz tane negatif özelliğin sahibi.
ALLAH;A ULAŞMAYI DİLEMEYENLERİN 19 NEGATİF ÖZELLİĞİ
1. Allah`ın âyetlerinden gâfildir. Yûnus-7 / Nahl-78
2. Şirktedir. Zumer-65
3. Küfürdedir. Sebe-20
4. Dalâlettedir. Rad-27
5. Sağır, kör ve dilsizdir, ölüdür. Bakara 18-171 / Zuhrûf 40 / En`âm 39 -122 / 8-24
6. Fısktadır. Bakara-26
7. Şeytanın kulu ve dostudur. Bakara-257 / Zumer-17
8. Dinde fırkalara ayrılmıştır. En`âm-43
9. Zalimdir (nefsine zulmedendir). Mâide-51 / İbrâhîm-27
10. Cahildir (akletmeyendir). Bakara-13 / Bakara-142
11. İsyandadır. Yûnus-11
12. Sebîlel gayydadır. Arâf-146
13. Fitnededir. A`râf-27 / Enfâl-28
14. Birbirine düşmandır. Âli İmrân-103
15. Amelleri boşa giden (hüsranda). Zumer-65
16. Takva sahibi değildir. Rûm-32
17. Mü`min değildir. Sebe-20
18. Hidayette değildir. Yûnus-45
19. Gideceği yer cehennem. Mu`minûn-103 / A;râf-178
Ve bu on dokuz negatif özelliğin sahibi olan insanlar, âyetlerden gafildir; şirktedir, küfürdedir, dalâlettedir, fısktadır, isyandadır, zalimdir, cahildir, fitnedir; sağır, dilsiz ve körler. Şeytanın kulu, dostudurlar. Sebîl-i gayydadırlar. Dinde fırkalara ayrılmışlardır, birbirine düşmandırlar. Takva amelleri boşa gider. Gideceği yer cehennemdir. Takva sahibi değil, mü’min değil, hidayette değil.
Herkes başlangıçta öyle. Ama Allah katından hidayetçiler gönderiyor. Hidayet tebliğine muhatap olduğu zaman o kişi kalben Allah’a ulaşmayı dilerse, bu on dokuz negatif özellik on dokuz pozitif özelliğe dönüşüyor. Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin on dokuz negatif özelliği, Allah’a ulaşmayı dileyenlerin on dokuz tane ppozitif özelliği. Âyetlere yakin sahibidir.
ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEYENLERİN 19 POZİTİF ÖZELLİĞİ
1. Allah`ın ayetlerine yakîn hasıl edenler. Rad-2 / Secde-24
2. Şirkten kurtulmuştur. Rûm-31
3. Küfürden kurtulmuştur. Sebe-20
4. Dalaletten kurtulmuştur. Ra`d-27
5. Sağır, dilsiz ve kör olmaktan kurtulmuştur. Hacc 51 / Enâm 46 -122 / İsrâ 46- / Enfâl 24
6. Fısktan kurtulmuştur. Bakara 27
7. Şeytanın kulu ve dostu olmaktan kurtulmuştur. Zumer 17
8. Kurtuluşa eren fırkadır. Âli İmrân 103 / Rûm 32 / Zilzâl 20
9. Zulümden kurtulmuştur (nefsine zulmetmeyendir). Bakara 257
10. Cehaletten kurtulmuştur (akledendir). Bakara 2 / Rad 4
11. İsyandan kurtulmuştur. Hucurât-7
12. Sebîlel rüşddedir (rüşd yolundadır). Mu`min-38
13. Fitneden kurtulmuştur. Enfâl-28
14. Birbirine dost olmuşlardır. Âli İmrân 103
15. Amelleri boşa gitmeyendir (hüsranda değildir). Âli İmrân 100 / Rûm 32 / Zilzâl 20
16. Takva sahibidir. Rûm-31
17. Mümindir. Sebe-20
18. Hidayettedir. Rad-27
19. Gideceği yer cennettir. Mu`minûn-102
Evet, âyetlere yakin sahibidir. Günahları örtülür. Şirkten kurtulmuştur. Aslında buraya “şirkten kurtulmuştur, küfürden kurtulmuştur, dalâletten kurtulmuştur” bu istikamette diğer on dokuz tane negatif özelliğe benzetirsek daha iyi olur inşaallah.
Öyleyse on dokuz tane negatif özellik, Allah’a ulaşmayı dilemesi hasebiyle on dokuz pozitif özelliğe dönüşüyor.
On dokuz negatif özelliğin sahibi olan halk, şeytanın halkı. On dokuz tane pozitif özelliğin sahibi olan halk, Allah’ın halkı. Daveti kabul eden, Allah’a ulaşmayı dileyenler.
İşte Allahû Tealâ Tevbe Sûresinin 126. âyet-i kerimesinde:
“Onlar senede bir iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Tövbe etmiyorlar ve zikre başlamıyorlar.”
9/TEVBE-126 E ve lâ yerevne ennehum yuftenûne fî kulli âmin merraten ev merrateyni summe lâ yetûbûne ve lâ hum yezzekkerûn(yezzekkerûne).
Ve onlar, senede bir veya iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra tövbe etmiyorlar (Allah’a yönelmiyorlar) ve onlar zikir yapmıyorlar (Allah’ın ismini art arda tekrar etmiyorlar).
Yani imtihan edilmesine rağmen musibetlerle Allah’a ulaşmayı dilemiyor.
Yedi âyet-i kerimede musibet.
CEHENNEME (ATEŞE) DAVET EDENLER
1. FESAT ÇIKARANLAR
TEVBE-32: … ağızları ile Allah'ın nurunu söndürmeyi istiyorlar.
RAD-25: Allah'ın ahdini bozarlar ve Allah’ın Ona ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler. Ve yeryüzünde fesat çıkarırlar (insanların da Sıratı Müstakîme ulaşmalarına mani oldukları için fesat çıkarırlar).
KASAS-41: Ve Biz, onları ateşe davet eden imamlar (önderler) kıldık. Ve kıyâmet günü onlara yardım olunmaz.
2. SÂDAT VE KÜBERALAR
AHZÂB-67: Ve cehennemde olanlar derler ki: Yarabbi, muhakkak ki biz, sâdatlarımıza (dinde ileri gidenlerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik.
AHZÂB-68: Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onlara büyük bir lânetle lânetle.
3. HİDAYETİ GİZLEYENLER
BAKARA-159: İndirdiğimiz o beyyinelerden olan şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaştırılmasını) Kitapta Allah insanlara açıkladıktan sonra gizleyenler, onlara hem Allah lânet eder hem de lânet ediciler lânet eder.
ÂLİ İMRÂN-7: … Kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve tevîlde bulunmak istedikleri için O (Kitab);ın müteşâbih olan kısmına uyarlar.
4. RESÛL VE ÂYETLERLE ALAY EDENLER
KEHF-106: (Âyetlerimi) örtmeleri (inkâr etmeleri) ve âyetlerimi ve resûllerimi alay konusu edinmeleri sebebiyle, onların cezası işte bu cehennemdir.
ENÂM-68: Âyetlerimiz hakkında (alaylı) konuşmaya dalanları gördüğün zaman…
NİSÂ-140: Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onların alaya alındığını işittiğiniz zaman…
5. ZÜLMANÎ İLİMLERLE AMEL EDENLER
BAKARA-102: … Ve onlar kendilerine fayda vermeyen, zarar veren şeyleri öğreniyorlar. Andolsun ki onlar, onu (sihri ve ona ait bilgileri) satın alan kimsenin ahirette bir nasibi olmadığını kesin olarak öğrendiler. Elbette onunla nefslerini sattıkları şey ne kötü, keşke bilselerdi.
Seçilmeyen, ondan azı. Allah kendilerinde hayır görmüyor. Kalplerin zeyğ var. Bu insanlar, âdetlerini bozanlar, fesat çıkaranlar; sadat ve küffar, hidayeti gizleyenler, resûllerle alay edenler, zulüm amel edenler, her devirde ateşe çağıranlar.
Bu beş grup insan, Allah onlarda hayır görmediği için seçilmiyor.
Geri kalanların hepsini seçiyor. Ama bu seçilen insanların yüzde doksandan fazlası da yine çoğunlukla 7 âyet-i kerimede bildirildiği gibi musibetlerle imtihan oluyorlar.
7 âyet-i kerimede:
“Musibet kula musibet gelmez, Hak yazmayınca; Hak musibet yazmaz, kul azmayınca.”
Musibetlerle imtihan olanlardan yüzde doksanı musibetlerle imtihan oluyor ve onlar yine tövbe edip zikre başlamıyor.
Dalâlet onların üzerine hak oluyor.
DALÂLET VE AZAP SÖZÜ ÜZERLERİNE HAK OLANLAR
1. ARÂF-30 Bir kısmı hidayete erdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. Muhakkak ki onlar, Allah;tan başka şeytanları dostlar edindiler. Ve onlar kendilerinin hidayete erdiklerini zannediyorlar.
2. NAHL-36 Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik. (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu…
3. KASAS-63 Üzerlerine azap sözü hak olanlar: Rabbimiz, azdırdıklarımız işte bunlar. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Onlardan berî olduğumuzu (kurtulduğumuzu) Sana arz ederiz. Onlar, bize tapmıyorlardı (nefslerine uyuyorlardı).dediler.
4. ZUMER-71 …Ve onun (cehennemin) bekçileri onlara derler ki: Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne (buraya) geleceğinizi (söyleyerek) uyarsın?(Cehenneme gidenler) dediler ki: Evet (geldiler) Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.
Bir grup insan seçilmiştir, musîbetlerle imtihan oluyor ama ölüme kadar Allah’a ulaşmayı dilemiyor ve dalâlet üzerine hak oluyor.
İşte dalâlet üzerine hak olanlar, Allah’ın yolundan saptıranlar olmak üzere iki grup. Altı grup oluşuyor. Bunların hepsinin gideceği yer cehennem. Bunlar sağır, dilsiz ve körlerden oluşuyor.
Dalâlet ve azaazap sözü üzerine hak olanlar, A’râf 30, Âli İmrân 36, Zumer 71.
Her devirde on dokuz negatif özelliğin sahibi olan, davete muhatap olduğu zaman daveti kabul edenler var. Kalben Allah’a ulaşmayı dileyenler.
İşte Allahû Tealâ Bakara Sûresinin 155, 156 ve 157. âyet-i kerimelerinde bunlardan bahsediyor:
“Sizi mutlaka korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele.”
Kimdir o sabredenler?
Onlar ki kendilerine musîbet isabet ettiği zaman:
“Biz muhakkak ki Allah içiniz, yani Hak içiniz. O’na ulaşmak, teslim olmak için yaratıldık ve muhakkak ki O’na ulaşacağız, döneceğiz.”
2/BAKARA-155 Ve le nebluvennekum bi şey’in minel havfi vel cûi ve naksın minel emvâli vel enfusi ves semerât(semerâti), ve beşşiris sâbirîn(sâbirîne).
Ve sizi mutlaka korku ve açlıktan ve mal, can ve ürün eksikliğinden imtihan ederiz. Ve sabredenleri müjdele.
2/BAKARA-156 Ellezîne izâ esâbethum un, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar ki, kendilerine bir isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.
2/BAKARA-157 Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn(muhtedûne).
İşte onlar (dünya hayatında Allah’a mutlaka döneceklerinden emin olanlar) ki Rab’lerinden salâvât ve rahmet onların üzerinedir. İşte onlar, onlar hidayete ermiş olanlardır.
“Hak için halk ile olanlar, dâvete muhatap olduğu zaman dâveti kabul eden, Allah’ın halkıyla beraber olanlar.
Hak için halk ile olanlar, kalben Allah’a ulaşmayı dileyen ve Allah’a ulaşmayı dileyenlerle beraber olanlar.
Dinimiz Hanîf dini, babamız İbrahim Hanîf, Arapça adıyla İslâm.
Üç esas üzerine bina edilir:
Vahdet: Allah’ın tekliği. Hak tektir. Tevhid: Allah’a ulaşmayı dileyenlerin vücuda getirdiği tek toplum, tek cemaat, tek halk. İşte onlar Allah’a ulaşmayı dileyen ve tevhîd içerisinde olan Allah’ın halkı ile beraber olanlar. Ne yapmıştır kişi Allah’ın halkıyla beraber? Üçüncü basamakta Allah Rahim esmasıyla tecelli etmiş peş peşe yedi furkân vermiş. Âmenû olan kişi sağır, dilsiz ve kör olmaktan kurtulmuş. Yedi furkânın sahibi ve birinci cennetin sahibi. Bunlar Allah’ın halkını oluşturuyor. Allah o hâlde bırakmıyor. Tegâbûn 11'e göre hidayetle kalbine ulaşıyor. Kaf 33'e göre Allahû Tealâ o kalbi Kendisine çeviriyor. En’âm 125’e göre göğsünden kalbine nur yolunu açıyor.
Ve huşû sahibi olan bu kişi, perşembeyi cumaya bağlayan gece hacet namazı kılarak mürşidini Allah’tan talep ediyor.
Mürşid farz mıdır? Farzdır.
“Vesileyi Allah’tan isteyin” buyuruyor.
İKİNCİ 7'Lİ BASAMAK
14. Basamak: MÜRŞİDE BAĞLANMAK (TÂBÎ OLMAK) ÂLİ İMRÂN 31, ÂLİ İMRÂN 164, MERYEM 43,
YÂSÎN 21, MU'MİN 38, ZUHRÛF 61, CUMA 2
13. Basamak: MÜRŞİDİN ARANMASI BAKARA 45-46, MÂİDE 35, FÂTİHA 5-6, BAKARA 153, CİNN 14,
NAHL 9
12. Basamak: HUŞÛNUN OLUŞMASI HADİD 16, MUMİNUN 1-2
11. Basamak: KİŞİNİN ZİKİR YAPMAYA BAŞLAMASI ZUMER 22
10. Basamak: KİŞİNİN GÖĞSÜNDEN KALBİNE NUR YOLUNUN AÇILMASI ENÂM 125
9. Basamak: KALBİN ALLAH'A DÖNMESİ KAF 33
8. Basamak: ALLAH'IN KALBE HİDAYETLE ULAŞMASI TEGÂBUN 11
İşte hacet namazıyla Allah’ın kendisine gösterdiği mürşide tâbî olması halinde Allahû Tealâ ona yedi nimet veriyor, yedi kalp şartının sahibi oluyor.
HACET NAMAZI
ÖNCE BOY ABDESTİ ALINIR, HACET NAMAZINA NİYET EDİLİR.
1. REKÂT: Subhâneke - Fâtiha - 3 Âyetel Kursî
2. REKÂT: Fâtiha - İhlâs - Felak - Nâs
OTURUNCA: Ettehiyyatü
3. REKÂT: Fâtiha - İhlâs - Felak - Nâs
4. REKÂT: Fâtiha - İhlâs - Felak - Nâs
OTURUNCA: Ettehiyyatu - Allahümme Salli - Allahümme Barik – Rabbena
Allah'tan mürşid istenir: Bu namaz, perşembeyi cumaya bağlayan gece veya kandil gecelerinde kılınır. Dua bitince, uyumadan önce 3 Âyetel Kürsî okunur. Kimseyle konuşmadan, kıbleye doğru sağ yan üstü yatılıp ALLAH'I zikir ederek uyunur.
BAKARA-45: (Allah’tan tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
BAKARA 46: Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
Yedi nimet, yedi kalp şartının sahibi olan kişi Allah’ın halkıdır.
Şeytanın halkından ayrılmış vaziyette Allahû Tealâ kendi halkını o halde bırakmıyor.
Yedi nimeti halkına veren Rabbimiz, her bir ferdi yedi kalp şartı, yedi nimetin sahibidir ve böylece nefs tezkiyesine başlıyor.
Emmârede yüzde yedi, Levvamede yüzde yedi, Mülhimede yüzde yedi, Mutmainnede yüzde yedi, Radiyyede yüzde yedi, Mardiyyede yüzde yedi ve Tezkiyede yüzde yedi. Zikirlerle birlikte o kişinin kalbine Allah’ın nurları ulaşıyor.
NEFS TEZKİYESİNİN 7 KADEMESİ
1. NEFS-İ EMMARE: 15 BİN ZİKİR - %7 NUR - 1'e 100 derecat
YÛSUF–53: Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç...
2. NEFS-İ LEVVAME: 17 BİN ZİKİR - %14 NUR - 1;e 200 derecat
KIYÂME–2: Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim.
3. NEFS-İ MÜLHİME: 19 BİN ZİKİR - %21 NUR - 1'e 300 derecat
ŞEMS–8: Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.
4. NEFS-İ MUTMAİNNE: 21 BİN ZİKİR - %28 NUR - 1'e 400 derecat
FECR–27: Ey mutmain olan nefs!
5. NEFS-İ RADİYE: 23 BİN ZİKİR - %35 NUR - 1'e 500 derecat
FECR–28: Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!
6. NEFS-İ MARDİYYE: 25 BİN ZİKİR - %42 NUR - 1'e 600 derecat
FECR–28: Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!
7. NEFS-İ TEZKİYE: 33 BİN ZİKİR - %49 NUR - 1'e 700 derecat
FÂTIR–18: ...Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah'adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah'a döner, ulaşır).
Yüzde kırk dokuz fazıl, yüzde iki rahmet; toplam yüzde elli bir kalp aydınlandığı zaman, nefsi yedi kademede tezkiye olan bu kişinin ruhu yedi tane gök katı yükselerek, yedi âlem geçtikten sonra yoklukta Allah’ın Zât’ına ulaşıyor, vuslata eriyor. Ve o kişi şeytana kul olmaktan kurtulup Allah’ın kulları arasına geliyor.
Resûlullah (S.A.V) Efendimiz hamd eder, şükreder:
“Allah beni kulluğuna kabul etti.”
dediği zaman sahâbe:
“Yâ Resûlullah, biz Allah’ın kulu değil miyiz?”
Hayır. Bu bahsettiğimiz kulluk, ruhunu Allah’a ulaştıran, ermiş evliya olanların şeytana kul olmaktan kurtulup Allah’a kul olması.
Öyleyse şeytana kul olmaktan kurtulup Allah’a kul olanlar yine Allah’ın halkını teşkil ediyor.
Tek bir dilekle kalben Allah’a ulaşmayı diledi. Allahû Tealâ’nın da Şûrâ 13, Rad 27’de belirttiği gibi Kendisine yönelen bu insanları, Allah’ın halkının ruhunu Kendisine ulaştırdı ve böylece ermiş evliya oldular.
ŞÛRA – 13 … kebure alâl muşrikîne mâ ted'ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
…Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O;na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
RAD - 27 ...kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
...Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir)."
Ermiş evliya olduktan sonra o kişi artık irfanla öğrendiklerini başkasına öğretmek noktasında Hakk’ı tavsiye edebilir.
Hakk’ı tavsiye ettiği zaman işin başlangıç noktasında o kişi artık “hak ile halk içindir”; ama henüz aslî hedefine ulaşmamıştır. Ma’rûfu emreden ve münkerden nehyeden bir konumda değil, ağırlıklı olarak “hak için halk iledir”, Allah’ın halkı iledir.
Kişi ruhunu Allah’a ulaştırdıktan, Allah onun ruhunu Kendisine vâsıl ettikten sonra, eğer koruyucu kalkan kalktıktan sonra:
“Ben fizik vücudumu da Allahû Tealâ’ya teslim etmek istiyorum.”
diye talepte bulunursa, Allah bu talebi onun kalbinde görürse ve Allah’a tevekkül ederse, o zaman zikri artacaktır.
Allah’ın yardımıyla Fenâ kademesi, Bekâ kademesi, Zühd kademesi, Muhsinler kademesi, Ulû’l-Elbâb kademesi ve diğer kademelerde zikrini artırmak suretiyle kalbi yüzde seksen bir nurlandığı zaman o kişi günlük olarak on sekiz saat zikre ulaşacaktır.
Ruhun tesliminde üç, dört saatlik zikirle Allah o kişinin ruhunu teslim aldı. Ama fizik vücudunu Allah’a teslim etmek, Muhsinler olmak için zikrini altı kat daha artırması lâzım. Altı kere üç, on sekiz.
İşte on sekiz saat zikre ulaştığı zaman fizik vücudunu da Allahû Tealâ’ya teslim ediyor.
Fizik vücudunu Allah’a teslim eden kişiler, onlar ağırlıklı olarak “hak için halk iledir”; ama az miktarda da “hak ile halk için” olmuşlardır. Çünkü öğrendiklerini başkasına öğretmekle vazifelidirler. Öğretenler “hak ile halk içindir”.
Öğrenenler “hak için halk iledir”.
Ve devam ediyoruz.
Zikrini artırırsa, daimî zikre ulaşırsa, daimî zikirdeki bir insan, kalbi yedi kademede müzeyyen olan bir insandır. On dpkuz faziletin sahibidir. Yirmi dört saat Allah’ı zikrediyor. Kalp gözü, kalp kulağı açık. Ehl-i hayırdır, ehl-i hikmet ve hüküm sahibidir ve ehl-i tezekkürdür.
Kalbi yedi kademede müzeyyen olan bu kişiye Allahû Tealâ yerin melekûtunu gösteriyor. Yerin melekûtu kendisine gösterilen kişi yine nasıl birisidir?
Ağırlıklı olarak “hak için halk iledir”; ama öğrendiklerini başkalarıyla paylaşıp öğretmeye kalktığı zaman bu kesimde de az da olsa “hak ile halk içindir”.
Ve yoluna devam etmesi hâlinde yerin, göğün melekûtu kendisine Allah’ın gösterdiği kişi ihlâsa ulaşırsa, ihlâsta göklerin melekûtu da Allahû Tealâ kendisine gösteriyor.
Ve yine bu noktada yüzde doksandan fazla ağırlıklı olarak “hak için halk iledir”. Henüz “muhlis olarak hak ile halk için” noktasına gelmemiştir.
İradesini teslim edip irşada memur ve mezun kılınmadığı için “muhlis olarak hak ile halk için” olanlar, onlar iradesini de Allah’a teslim eden, Allah’ın Zât’ını kendisine gösterdiği kişilerdir.
Yani Allah tarafından irşada memur ve mezun kılınanlardır.
Kur’ân’dan devam ediyoruz.
Baktığımız zaman:
gök katı, ikinci gök katı, üçüncü gök katı, dört, beş, altı, yedi...
Birinci gök katında Allahû Tealâ’nın kendisine çimenler üzerine secde mahalini. İkinci gök katında suvarılma havuzları. Üçüncü
gök katında iki katlı mescit. Dördüncü gök katında Mescid-i Aksâ. Beşinci gök katında Mescid-i Harâm. Altıncı gök katında sıbgatullah, nurlanma,
ve yedinci gök katında yedi âlem geçerek varlıklar âleminin son noktasındaki Sidretü’l-Müntehâ.
Allah o kişiye gösterdiği zaman o kişi yine “hak için halk iledir”.
Tövbe-i Nasuha, Allah’ın dâvetiyle gerçekleşiyor.
Ve bir seher vaktinde Tövbe-i Nasuha’ya dâvet edildiği zaman salâha geçiyor.
Salâhın birinci kademesi, günahları Allah örtüyor. Mürşide tâbî olduktan o noktaya gelene kadar işlediği günahları.
İkinci kademesinde Allah o kişiye salâh nurunu veriyor. Üçüncü
kademesinde günahları bir kere daha sevaba çevriliyor. Mağfiret olayı gerçekleşiyor.
Ve altıncı kademesinde o kişi iradesini de Allah’a teslim edenlerden oluyor.
İradesini Allah’a teslim eden kişi, Allahû Tealâ Zât’ını gösterdiği zaman beşinci kademesinde Allah’ın Zât’ını gören şahitlerdir.
Onlar Allah tarafından irşada memur ve mezun kılınanlardan seçilenlerdir.
ADN CENNETLERİ
7. KATI DEVRİN İMAMLARI (NEBÎLER VE VELÎ RESÛLLER) – TASARRUF
ARÂF 181, SECDE 24, ENBİYÂ 73
6. KATI KAVİM RESÛLLERİ – İRADENİN REF'İ (KAVİM RESÛLLERİ)
NAHL 36, İBRÂHÎM 4, İSRÂ 15, ZUMER 71, MUMİNÛN 44
5. KATI ŞAHİTLER – İRŞÂDA MEMUR VE MEZUN KILINANLAR
TEVBE 100, ÂLİ-İMRÂN 110, KEHF 17, YÛNUS 26
4. KATI MÜRŞİDLER – İRADESİNİ ALLAH'A TESLİM EDENLER
ÂLİ-İMRÂN 102, HUCURÂT 7
3. KATI SIDDÎKLAR – GÜNAHLARI İKİNCİ DEFA SEVABA ÇEVRİLENLER
TAHRÎM 8, FETİH 2
2. KATI ŞEHİTLER – SALÂH NURU VERİLENLER
TAHRÎM 8, HADÎD 12
1. KATI SALİHLER – GÜNAHLARI İKİNCİ DEFA ÖRTÜLENLER
TAHRÎM 8
Yedi safha, dört teslimi yaşayan herkes şahitlerdendir.
İster Yûnus 100, ister Âli İmrân 110, ister Kehf 17, Yûnus 26 ve Hac 78’de Allah Resûlü üzerinize şahit olsun. Siz de insanlara şahit olun.
İnsanlara şahit olanlar, yedi safha, dört teslimi yaşayanlar olarak karşımıza çıkıyor.
Ve onlar bu noktaya kadar “hak için halk ile” idiler.
Ama ne zaman irade teslimini olup Allah tarafından irşada memur ve mezun kılındı, o kişi artık irşada memur ve mezun kılınanların hepsi “hak ile halk içindir”.
İşte sevgili kardeşlerim, insanlık tarihi boyunca Allah’ın halkı ve şeytanın halkı olmak üzere iki grup insan var.
Şeytanın halkı, Allah’a ulaşmayı dilemeyen, on dokuz negatif özelliğin sahibi, sağır, dilsiz ve körlerden oluşuyor. Onların gideceği yer cehennem.
Cehennemlikler cehennemin kapılarından girdiklerinde, cehennem bekçisi onlara sual soruyor:
“Yaşadığınız zaman dilimi içerisinde size âyetleri tilâvet eden resûl gelmedi mi?”
“Geldi.”
diyorlar.
“Ama azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.”
Daveti kabul etmemişler.
Mülk 8, 9, 10’da da aynı şey cevap veriyor:
“Size nezir gelmedi mi?”
“Geldi.”
“Ama biz onları yalanladık. Allah bir şey indirmemiştir dedik. Eğer işitseydik veya akıl etmiş olsaydık cehennemde olmazdık.”
67/MULK-8 Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).
(Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.
67/MULK-9 Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).
Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”
67/MULK-10 Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).
Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.
Öyleyse bir kere daha söyleyelim:
Şeytanın halkı, seçilmeyen, Allah’ın kendilerinde hayır görmediği bir grup var. Kalplerinde zeyğ var ve kalpleri hasta olan bu insanlar seçilmiyor.
Geri kalan insanların yüzde doksandan fazlası seçiliyor.
Bu yüzde doksandan fazla seçilen kişiler de işledikleri şerrler sebebiyle Allah onları musîbetlerle imtihan ediyor.
Musîbetlerden ders alanlar, onlar Kasas 47’de zikredildiği gibi:
“Ellerimizle yaptığımız şerrler sebebiyle bize bir isabet ettiği zaman, bize bir resûl göndersen, bize resûl gönderseydin, âyetlerine tâbî olsak ve mü’minlerden olsak.”
diye talepte bulunuyorlar.
28/KASAS-47 Ve lev lâ en tusîbehum un bimâ kaddemet eydîhim fe yekûlû rabbenâ lev lâ erselte ileynâ resûlen fe nettebia âyâtike ve nekûne minel mu’minîn(mu’minîne).
Ve eğer elleriyle takdim ettikleri (yaptıkları) sebebiyle onlara bir isabet ederse: "Rabbimiz keşke bize bir resûl gönderseydin böylece biz, Senin âyetlerine tâbî olur ve mü’minlerden olurduk." diyecek olmasalardı (seni Nebî-Resûl olarak göndermezdik).
İşte lerle imtihan olanlar, Allah’ın kendileri için tayin ettiği mürşidi Allah’tan talep istiyorlar ve mürşide tâbiyetle kalplerine imânın yazılması söz konusu.
İşte bu, her devirde gerçekleşiyor.
İblîsin zannı onların üzerinde doğrulandı. Mü’minleri oluşturan tek bir fırka hariç, hepsi şeytana tâbî oldu.
İşte Mü’minler Fırkası, kalben Allah’a ulaşmayı dileyen, mürşidine tâbî olan insanlar. Onlar Sıratı Mustakîm üzerinde olanlardır. Onlar Allah’ın halkıdır.
Ve Allah’ın halkı, Allah’a ulaşmayı dileyen herkes Allah’ın halkıyla beraberdir.
Yani “hak için halk iledir”.
Hak için halk ile olarak ruhunu teslim ediyor.
Hak için halk ile olarak fizik vücut teslimini yapıyor.
Hak için halk ile olarak nefsini teslim ediyor.
Hak için halk ile olarak iradesini de teslim ediyor.
Ama ne zaman Allah tarafından irşada memur ve mezun kılındı, o zaman o kişi “hak ile halk için” oluyor.
İşte insanlık tarihi boyunca her zaman bu olay, din muhtevası içerisinde yaşanıyor, gerçekleşiyor.
Yirmi sekiz basamak, İslâm merdiveninin yirmi sekiz basamağının beşinci kademesine kadar o kişiler hak için Allah’ın halkıdır.
Ama Allah tarafından irşada memur ve mezun kılınanların, salâhın beşinci kademesi, altıncı kademesi ve yedinci kademesi, onlar da “hak ile halk içindir”.
Devrin İmamı “hak ile halk içindir”.
Kavim resûlleri “hak ile halk içindir”.
Ve iradesini teslim eden, irşada memur ve mezun kılınan Velî mürşidler, onlar “hak ile halk içindir”