Muhterem Hocam, sosyal medyada bir din adamını dinlerken herhangi birini evliya olarak gösterip de gidip ona tâbî olmak şirktir, Allah ile kul arasına kimse giremez dedi. Bu konuda

Soru

Muhterem Hocam, sosyal medyada bir din adamını dinlerken herhangi birini evliya olarak gösterip de gidip ona tâbî olmak şirktir, Allah ile kul arasına kimse giremez dedi. Bu konuda ne buyurursunuz?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, bu görüşteki insanlar Kur’ân’dan nasibini almayan insanlar. Gerçekten de eğer Kur’ân-ı Kerim’i okumuş olsaydı, tâbî okumak yetmiyor, mürşidine tabi olan birisi olsaydı bu sözü söylemezdi. Çünkü Kur’ân-ı Kerim mürşidle okunan bir kitap. Onun için Allah Resûlü (S.A.V):

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Ramuz’ul Ehadis, Hadîs-i Şerif, No: 4474

“Kur’ân tilâvetle değil, hidayetle okunur.”

Allahû Tealâ’nın kitabı olan Kur’ân-ı Kerim’de özellikle Enbiyâ 73’te Allahû Tealâ buyuruyor ki:

21/ENBİYÂ-73 Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi’lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez zekâti, ve kânû lenâ âbidîn(âbidîne).

Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah’a ulaştıran) imamlar kıldık. Ve onlara, hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.

Öyleyse bizzat Allahû Tealâ Kendisiyle diğer insanlar arasında imam tayin ediyor. Bu, her devirde huzur namazının imamı, Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Sadece onlar mı var? Hayır. Nahl Suresinin 36. âyet-i kerimesinde:

16/NAHL-36 Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâletu, fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).

Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).

Belki o zat-ı muhterem diyecek ki: “Tamam, Enbiyâ 73 peygamberleri ifade ediyor.” Evet ama peygamberlerin fetret döneminde ne diyeceksin? İşte her kavimde eksiksiz gönderdiği velî resûller var. Onlardan bir tanesini yine Secde 24’e göre vekâleten devrin imamı olarak tayin ediyor.

32/SECDE-24 Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).

Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık, sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.

Öyleyse hiçbir zaman dilimi yoktur ki huzur namazının imamı olmasın. Huzur namazının imamı Allah’ı temsil ediyor ama huzur namazını temsil eden kavim resûlleri var. Nahl 36’da onların arkasından onların yetiştirdiği, o kavim resûllerini temsil eden velî mürşidler var.

Kehf Suresinin 17. âyet-i kerimesinde:

18/KEHF-17 Ve terâş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minhu, zâlike min âyâtillâhi, men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).

Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah’ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

İşte bu zat-ı muhterem bir velî mürşidin olmayacağını ifade ediyor. O zaman velî mürşid yoktur diyen kişi dalâlettedir. Onun için bir Allah dostu şöyle ifade ediyor: “Demek ki şimdiki zamanda bir kâmil mürşid var muhaccep. Bu sözü söyleyen henüz olmamış ehl-i edep.” İşte bu zat-ı muhterem de henüz edep ehlinden olmamıştır. Yani Allah’a ulaşmayı dilemeyen, 10 âyet gereğince dalâlette olan birisi. Evet, 10 tane âyet bunu söylüyor. Bu 10 âyetten bir tanesi de Kehf 17’dir.

MÜRŞİDE TÂBÎ OLMAYAN (Tarikata Girmeyen) DALÂLETTEDİR (10 ÂYET)

1. ÂLİ İMRÂN-164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine bir ni’met olmak üzere kendilerinden bir resûl beas eder... Ondan evvel onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.

2. A‘RÂF-186 Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın terkeder.

3. NAHL-36 ...Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik. Allah’a kul olsunlar ve taguttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını, Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. …

4. KEHF-17 …Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa artık onun için velî mürşid bulunmaz.

5. TÂHÂ-123 …“İkiniz oradan inin! Hepiniz birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”

6. KASAS-50 …eğer sana icabet etmezlerse, bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? ...

7. ZUMER-23 …İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.

8. CÂSİYE-23 Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah onu ilim üzere dalâlette bıraktı. …Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir?…

9. AHKÂF-32 Ve Allah’ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah’tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.

10. CUMA-2 Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. …Ve daha önce elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.

Öyleyse “Birini evliya olarak gösterip de gidip ona tâbî olmak şirktir.” diyen kişi, 10 âyet gereğince dalâlettedir. Dalâlette olduğu için de Allah’a ulaşmayı dilemeyen birisi, henüz ehl-i edep arasına girmemiştir. Ehl-i edepten olmayan bir insanın da mürşide tâbî olması daha düşünülemez. Yetmez. Mâide Suresinin 35. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:

5/MÂİDE-35 Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).

Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

“Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete.” Ey âmenû olanlar! Takva sahibi olun ve sizi Allah’a ulaştırmaya vesile olacak mürşidi Allah’tan isteyin. İşte her devirde devrin imamı hidayete erdirir ama kavim resûlleri, velî mürşidler, vekil mürşidlerin hepsi hidayete vesile olanlardır. Allahû Tealâ vesileyi Allah’tan isteyin buyuruyor. Herhangi birisine tâbî olunmuyor. Allah’ın gösterdiği kişiye tâbî olunuyor.

Allah da şirki mi emrediyor zat-ı muhterem? Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 12 Eylül 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20266 dk okuma0