Muhterem Hocam, surelerde geçen resûl kelimesinin tefsirini, siz mürşit olarak yapmışsınız. Bu konuyu açıklar mısınız?
Soru
Muhterem Hocam, surelerde geçen resûl kelimesinin tefsirini, siz mürşit olarak yapmışsınız. Bu konuyu açıklar mısınız?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, nebî resûller var ve velî resûller var. Kur’ân âyetlerini incelediğimiz zaman nebî resûllerle velî resûller arasında birbirinden farklı tam on tane özellik var. Bir kere nebîler sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) son nebîdir. Kendisinden sonra nebî gelmeyecek. Ama velî resûller kıyamete kadar devam edecektir.
Şimdi hemen dikkatle bakalım. Eğer Peygamber Efendimiz (S.A.V) son nebîyse, o son nebî resûlse ve Peygamber Efendimiz’den (S.A.V) sonra bir daha nebî resûl gelmeyecekse Allahû Tealâ, Âli İmrân Suresinin 81. âyet-i kerimesinde, Allahû Tealâ ezelden nebîlerden, ulûl’azm nebîlerinden misak alıyor.
3/ÂLİ İMRÂN – 81 Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tansurunnehu, kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne).
Ve Allah, nebilerden, “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, O'na mutlaka îmân edeceksiniz ve O'na mutlaka yardım edeceksiniz” diye misak aldığı zaman, “İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?” diye buyurdu. (Onlar da): “İkrar ettik (kabul ettik)” dediler. (Allahû Tealâ): “Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.
Kimdir bu ulûl’azm nebîleri? Ulûl’azm nebîleri Ahzâb Suresinin 7. âyet-i kerimesinde:
33/AHZÂB – 7 Ve iz ehaznâ minen nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûhın ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsâbni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ(galîzan).
O zaman ki; Biz, nebîlerden onların misaklerini almıştık. Ve senden ve Hz. Nuh’tan ve Hz. İbrâhîm’den ve Hz. Musa’dan ve Meryemoğlu Hz. İsa’dan ve onlardan ağır bir misak aldık.
Yani Hz. Nuh (A.S), Hz. İbrâhîm (A.S), Hz. Musa (A.S), Hz. İsa (A.S) ve nebîler sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V), ulûl’azm nebîleri ve ezelde ulûl’azm nebîlerinden misak alıyor. Ulûl’azm nebîleri arasında Peygamber Efendimiz (S.A.V) var mı? Var. Peygamber Efendimiz (S.A.V) Efendimiz son nebî ama son nebî olmasına rağmen Âli İmrân 81’de nebîlerden, ulûl’azm nebîlerinden misak aldığı zaman: “Size kitap ve hikmet verdim. Sizden sonra bir resûlümüz gelecek.” Ne demiş oluyor Allahû Tealâ ulûl’azm nebîlerine hitap ederek? “Sizden sonra bir resûlünüz gelecek.”
Peygamber Efendimiz (S.A.V) son nebî resûlse ondan sonra gelecek olan nebî resûl olabilir mi? İmkânsız. Allahû Tealâ, Ahzâb 40’ta:
33/AHZÂB – 40 Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyine, ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).
Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusudur). Allah, herşeyi en iyi bilendir.
Öyleyse nebî resûller Peygamber Efendimiz’le (S.A.V) sona ermiştir ama velî resûller kıyamete kadar devam edecektir. İmam-ı Rabbanî Hazretleri bu sebeple ne diyor? “İnsanlar iki yolla hidayete ererler. Kutb-u nübüvvet ve kutb-u velâyet.” Kutb-u nübüvvetle hidayete erenler sahâbedir. Ama tâbiîn, tebe-i tâbiîn ve o günden bu yana kıyamete kadar hidayete erecek olan insanlar, hepsi kutb-u velâyetle hidayete ereceklerdir.
İşte bu kutb-u velâyetle hidayete erenler, onlar velî resûllerinin eliyle hidayete ererler. Resûllerinin arasından seçtiği birisini, Allah ona gaybı bildiriyor ve o seçtiği velî resûller arasında her kavmin içerisinde ardı arkası kesilmeksizin Allah’ın gönderdiği resûller var. Nahl Suresinin 36. âyet-i kerimesinde: “Biz bütün ümmetlere taguttan içtinap etsinler, Allah’a kul olsunlar diye resûller beas ettik.”
16/NAHL – 36 Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâletu, fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).
İşte Allahû Tealâ âyet-i kerimede Nisâ 165’te müjdeleyici ve uyarıcı, resûl göndermesek İsrâ 15’te, Tâhâ 134’te resûl göndermesek azap etmeyiz.
4/NİSÂ – 165 Rusulen mubeşşirîne ve munzirîne li ellâ yekûne lin nâsi alâllâhi huccetun ba’der rusul(rusuli). Ve kânallâhu azîzen hakîmâ(hakîmen).
(Onlar) müjdeleyici ve uyarıcı resûllerdir ki, insanların, resûllerden sonra Allah’a karşı (bizi uyaran ve müjdeleyen bir resûl gelmedi diye) hüccetleri (delilleri) olmasın. Ve Allah, Azîz’dir, Hakîm’dir.
17/İSRÂ – 15 Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsihî, ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziratun vizra uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).
Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.
20/TÂHÂ – 134 Ve lev ennâ ehleknâhum bi azâbin min kablihî le kâlû rabbenâ lev lâ erselte ileynâ resûlen fe nettebia âyâtike min kabli en nezille ve nahzâ.
Ondan önce gerçekten Biz onları, azapla helâk etmiş olsaydık, muhakkak şöyle derlerdi: “Rabbimiz, bize resûl gönderseydin olmaz mıydı? Böylece biz de zelil (rezil) ve rüsva olmadan önce senin âyetlerine tâbî olsaydık.”
Ve Kasas 47’de: “Keşke bize de bir resûl gönderseydin, âyetlerine tâbî olsaydık.”
28/KASAS – 47 Ve lev lâ en tusîbehum musîbetun bimâ kaddemet eydîhim fe yekûlû rabbenâ lev lâ erselte ileynâ resûlen fe nettebia âyâtike ve nekûne minel mu’minîn(mu’minîne).
Ve eğer elleriyle takdim ettikleri (yaptıkları) sebebiyle onlara bir musîbet isabet ederse: “Rabbimiz keşke bize bir resûl gönderseydin böylece biz, Senin âyetlerine tâbî olur ve mü’minlerden olurduk.” diyecek olmasalardı (seni Nebî-Resûl olarak göndermezdik).
Öyleyse Allahû Tealâ’nın, insanların Allah üzerindeki hakkı onlara resûl göndermesi, tebliği almaları, tebliği kabul eden, daveti kabul edenlerin Allah’ın onlara azap etmemesi. İşte o resûller de insanları Allah’a davet ediyorlar. 19 özelliğin sahibi olan insanların şirkten kurtularak Allah’ın davetini kabul etmeleri ancak resûlün davetine uymalarıyla mümkündür.
Resûl göndermezsek azap etmeyiz. Herkes, her devirde cehennemlikler olduğuna göre o cehennemlikler cehenneme gitmesinin arkasında resûlün davetini kabul etmemeleri, isyan etmeleri sebebiyle cehenneme gitmişlerse, öbür insanlar cennete gitmişlerse bunun mânâsı ne? Bunun mânâsı o cehennemliklere resûl gitmiştir.
Mulk Suresinin 8, 9, 10. âyet-i kerimesi gereğince:
67/MULK – 8 Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).
(Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.
67/MULK – 9 Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).
Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”
67/MULK – 10 Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).
Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.
Öyleyse cehennemliklerin hepsinin arkasında nezirin uyarmasına rağmen uyarıyı dikkate almayan, kalben ulaşmayı dilemeyenler cehennemi hak etmişlerdir. Cennetlikler de kendilerine tebliğ yapıldığı zaman daveti kabul eden, Allah’ın müjdesine mazhar olanlardır. Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir.
Bütün resûllerin görevine baktığımız zaman En’âm 48’de:
6/EN’ÂM – 48 Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah’a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
Öyleyse her resûl nezirdir. Her nezir resûldür. Ve onların görevi müjdeleyici, uyarıcı. Kimler için müjdeci? Allah’a ulaşmayı dileyenler için. Kimler için uyarıcı? Ulaşmayı dilemeyenler için.
O zaman eğer olay buysa herkese tebliğci ulaşıyor ve daveti kabul etmeyenler, uyarıyı dikkate almayanlar, azap onların üzerine hak oluyor. Ama daveti kabul edip itaat edenler, onlar Allah’ın mükâfatı, müjdeye kavuşuyorlar.
İşte nebî resûller asaleten şefaat yetkisine sahiptir. Ama onun yerine geçen velî resûller vekâleten. Nebî resûller asaleten devrin imamıdır. Ama velî resûller vekâleten. Nebî resûllerin beş görevine karşılık velî resûllerin dört görevi var. Nebî resûller sadece insanlardan seçilir. Ama velî resûller insanlardan, meleklerden ve cinlerden seçilir. Velî resûller arasında fetret dönemi yok ama nebî resûller arasında fetret dönemi var. Bütün bu birbirinden farklı, tam 10 tane özellik.
Evet. O resûller, velî resûller mürşittir. Ama sadece onlar mürşit değil. 7 safha 7 teslimini yaşayan velî mürşitler de vardır. Onun dışında yani insanlık tarihi boyunca her devirde Allah’ı temsil eden devrin imamı var. İnsanlık tarihi boyunca ayrı lisanı konuşan her kavmin içerisinde ardı arkası kesilmeksizin velî resûller var. İnsanlık tarihi boyunca her resûlün etrafında 7 safha 4 teslimi yaşayan velî mürşitler var. Salihler var, muhlisler var. Ulûl’elbab var, muhsinler var ve zahidler var.
Resûlullah’ın ifadesiyle: “Âlimler, peygamberlerin varisleridir.” Her devirde peygamberin varisi 7 grup insan var. Kimdir peygamberin varisi? Devrin imamıdır. Velî resûllerdir. Velî mürşitlerdir. Muhlislerdir. Ulûl’elbabdır. Muhsinlerdir ve zahidlerdir. Bunların hepsi âlimler. Resûlullah’ın varisleri cihetiyle biz insanlara dinimizi öğretenlerdir. Allah razı olsun.