Muhterem Hocam, tasavvuf ne demektir? Mutluluğa ulaşmakta tasavvuf kavramının rolü nedir?

Soru

Muhterem Hocam, tasavvuf ne demektir? Mutluluğa ulaşmakta tasavvuf kavramının rolü nedir?

Cevap

Evet, gerçekten çok güzel bir tanım. Tasavvuf, İslâm’ın yaşanmasının adıdır. Her zaman Muhterem Efendimiz şöyle buyuruyor: “Mutlu olmak isterseniz tasavvuf, insan olmak isterseniz tasavvuf, Allah’a yakın olmak isterseniz tasavvuf, başkalarını mutlu etmek isterseniz tasavvuf.”

Evet, tasavvuf İslâm dininin hayata geçirilmesi, yaşanmasıdır. Kim İslâm’ı yaşarsa o tasavvuf erbabıdır. Ama hangi İslâm’ı yaşarsa? Tabii ki Kur’ân’daki İslâm’ı, Nebîler Sultanı Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in yaşadığı İslâm’ı, onunla birlikte sahâbenin yaşadığı İslâm’ı yaşarsa o tasavvufta.

Allahû Tealâ hepimizin İslâm olmasını istiyor. Takva sahibi olmak İslâm olmaktır. Günümüz geleneksel din tatbikatı bütün İslâm ülkelerinde duruma hâkim. Ve yüz yıl evvel yaşamış bir Mısırlı diyor ki:

Türk Kökenli Mısırlı âlim Muhammed Abduh’un 100 yıl önce söylediği söz.

“Batı’ya gittim, İslâm’ı gördüm ama Müslüman yoktu; Doğu’ya döndüm, Müslümanları gördüm ama İslâm yoktu.”

Allahû Tealâ, İslâm Allah’a teslim olmaktır. Allah’a teslim olmak, İslâm olmaktır. Mutlu olmak, cennet ve dünya saadetinin sahibi olmak; İslâm olmaktır. Kur’ân’daki dinî hayat yaşantının adı tasavvuftur. Her peygamber devrinde kesinlikle tasavvuf yaşanmıştır. Âdem (A.S) ve ona tâbî olan evlatları tasavvufu yaşadılar. Nuh (A.S)’la gemiye binenler tasavvufu yaşadılar. Hazreti İbrâhîm (A.S), ona tâbî olanlar tasavvufu yaşadılar. Hazreti Musa (A.S), ona tâbî olan rabbâniyyûn tasavvufu yaşadı. Hazreti İsa (A.S), ona tâbî olan havariler tasavvufu yaşadı. Ve Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve ona tâbî olan sahâbe, onlar tasavvufu yaşadılar.

İşte sahâbenin Resûlullah’a tâbî olmak suretiyle 7 safha 4 teslimi yaşamasını Allahû Tealâ, Tevbe Suresinin 100. âyet-i kerimesinde kayıt altına almış:

9/TEVBE-100 Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ihsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehâl enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).

O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

Havarilerin A’dan Z’ye kadar tasavvufu yaşadığını, Allahû Tealâ Saf 14’te ve Mâide 111’de, ona tâbî olan havarileri sahâbeye örnek gösteriyor. “Siz de onlar gibi olun.” buyuruyor.

61/SAFF-14 Yâ eyyuhâllezîne âmenû kûnû ensârallâhi kemâ kâle îsebnu meryeme lil havâriyyîne men ensârî ilâllâh(ilâllâhi), kâlel havâriyûne nahnu ensârullâh(ensârullâhi), fe âmenet tâifetun min benî isrâîle ve keferet tâifeh(tâifetun), fe eyyednellezîne âmenû alâ aduvvihim fe asbehû zâhirîn(zâhirîne).

Ey âmenû olanlar! Allah’ın yardımcıları olun! Meryemoğlu İsa (A.S)’ın havarilere: “Kim Allah’a (ulaşmak için) benim yardımcılarım olur?” dediği zaman, havarilerin: “Biz Allah’ın yardımcılarıyız.” dediği gibi. Bunun üzerine İsrailoğulları’ndan bir grup îmân etti, bir grup inkâr etti. O zaman îmân edenleri düşmanlarına karşı destekledik. Böylece onlar üstün geldiler.

5/MÂİDE-111 Ve iz evhaytu ilâl havâriyyîne en âminû bî ve bi resûlî, kâlû âmennâ veşhed bi ennenâ muslimûn(muslimûne).

Ve havarilere; “Bana ve Resûl'üme îmân edin.” diye vahyettiğim zaman, onlar da “Îmân ettik ve bizim (Hakk'a) teslim olduğumuza şahid ol.” demişlerdi.

Yetmez, Hazreti Musa (A.S)’a tâbî olan rabbâniyyûn ki Allahû Tealâ Âli İmrân Suresinin 79. âyet-i kerimesinde bakın ne buyuruyor:

3/ÂLİ İMRÂN-79 Mâ kâne li beşerrin en yu’tiyehullâhul kitâbe vel hukme ven nubuvvete summe yekûle lin nâsi kûnû ıbâden lî min dûnillâhi ve lâkin kûnû rabbâniyyîne bi mâ kuntum tuallimûnel kitâbe ve bimâ kuntum tedrusûn(tedrusûne).

Bir insan için, Allah'ın kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra onun insanlara; “Allah'tan başka bana kul olun” demesi olamaz (mümkün değildir). Fakat, sizin kitabı tedris etmiş (okuyup öğrenmiş) olmanız ve öğretiyor olmanızdan dolayı ancak: “Rabbâni (kendini Rabb'e adamış) kullar olunuz” der.

Bakın, kitabı tedris etmiş olmanız ve öğretiyor olmanız, yani Resûlullah’ın hadîste zikrettiği: “En hayırlınız Kur’ân-ı Kerim’i öğrenen ve öğreten.” olmanız hasebiyle rabbânî, kendini Rabb’e adamış kullar olunuz buyuruyor.

Âli İmrân Suresinin 78. âyet-i kerimesine baktığımız zaman ne görüyoruz?

3/ÂLİ İMRÂN-78 Ve inne minhum le ferîkan yelvûne elsinetehum bil kitâbi li tahsebûhu minel kitâbi ve mâ huve minel kitâb(kitâbi), ve yekûlûne huve min indillâhi ve mâ huve min indillâh(indillâhi), ve yekûlûne alâllâhil kezibe ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).

Ve muhakkak ki onlardan (Ehli Kitap'tan) bir grup mutlaka, onu (okuduklarını) kitaptan zannetmeniz için kitabı okurken dillerini eğip bükerler oysa o kitaptan değildir. O, Allah'ın katından olmadığı halde: “O, Allah'ın katındandır.” derler. Ve onlar Allah'a karşı bilerek yalan söylüyorlar.

Sevgili kardeşlerim, Âli İmrân 78 ile Bakara 79 arasında kesin bir illiyet rabıtası var. Bakara 79’da ne diyordu Allahû Tealâ?

2/BAKARA-79 Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne).

Artık elleriyle (emaniye bilgiler içeren) kitabı yazanların vay haline! Sonra da onu (bu yazdıklarını) az bir bedel karşılığında satmak için: “Bu Allah’ın indindendir.” derler. İşte onlara yazıklar olsun, elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı ve yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.

İşte Bakara 79’la Âli İmrân 78 arasında kesin bir illiyet rabıtası var. Her peygamber döneminde mutlaka tasavvuf yaşanmıştır.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20265 dk okuma2