Muhterem Hocam, yapılan her tövbe insanı kurtuluşa ulaştırır mı?
Soru
Muhterem Hocam, yapılan her tövbe insanı kurtuluşa ulaştırır mı?
Cevap
Üç çeşit tövbeden bahsedebiliriz. Birincisi kişinin kendi kendine yaptığı tövbe. Allah’a ulaşmayı dilemeden yapılan tövbeler derecat kazandırmasına rağmen, Allah’a ulaşmayı dilemediği takdirde hepsi boşa gidiyor. Ama kim ki 12 tane ihsanla, Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşidinin önünde tövbe ederse, o tövbe günahların hepsini sevaba çeviriyor. Bir de Tövbe-i Nasuh var. Zumer Suresinin 53. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor:
39/ZUMER-53: Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh(rahmetillâhi), innallâhe yagfiruz zunûbe cemîâ(cemîan), innehu huvel gafûrur rahîm(rahîmu).
De ki: “Ey nefsleri üzerine israf yüklemiş (haddi aşmış) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah, günahların hepsini mağfiret eder (sevaba çevirir). O, muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderen).”
İnsanlar günahları için Allah’a tövbe ederler, mağfiret talebinde bulunurlar. Ama şeytan, günahların büyüklüğünü insanlara özel manada göstermek suretiyle onları ye’se düşürür. Fakat Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Hiçbir zaman, günahınız ne olursa olsun, kâinat kadar günahınız olsun, Benim rahmetim kâinatı kuşatmıştır.” Öyleyse günahın büyüklüğü, cinsi ne olursa olsun, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Yani Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin tövbesini Allah mutlaka kabul eder.
Fâtır-5’te:
35/FÂTIR-5: Yâ eyyuhen nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yegurrennekum billâhil garûr(garûru).
Ey insanlar! Muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. Aldatıcılar da sizi Allah ile (affına güvendirerek) aldatmasınlar.
İşte dünya hayatının kendisini aldattığı insanlar, şeytanın Allah’ın affına güvendirerek aldattığı insanlar, onlar Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir. İnsan ile Allah arasındaki ilişkide en önemli unsur duadır. Bakara Suresinin 186. âyet-i kerimesinde buyuruluyor:
2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, felyestecîbû lî velyu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).
Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
Öyleyse en alt seviyede duamızın kabulü, bizim Allah’ın davetine icabet etmemize bağlı. Enfâl-29’da:
8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
En alt seviyede kişinin duasının kabul olduğu yer, takva sahibi olmasıdır. Takva sahibi olmayanların duasını Allahû Tealâ icabet etmez. Onlar da Allah’tan talepte bulunurlar ama onların tüm istekleri dünyevîdir. Hucurât-14’te sahâbe gibi gelip Resûlullah (S.A.V)’in önünde tövbe edenler var, ama Allahû Tealâ diyor ki: “Sizin kalbinize îmân girmedi.”
49/HUCURÂT-14: Kâletil a’râbu âmennâ, kul lem tu’minû ve lâkin kûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil îmânu fî kulûbikum, ve in tutîullâhe ve resûlehu lâ yelitkum min a’mâlikum şey’â(şey’en), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah’a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: “Teslim olduk.” deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi. Ve eğer Allah’a ve O’nun Resûl’üne itaat ederseniz (Allah’a ulaşmayı dilerseniz), amellerinizden bir şey eksiltmez. Muhakkak ki Allah, Gafur’dur, Rahîm’dir.”
Kalbine îmân girmeyen insanlar, onlar Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir. Ama kim ki 12 tane ihsanla mürşidinin önünde tövbe ederse, Furkân-70’e göre Allahû Tealâ onun bütün günahlarını sevaba çevirir.
25/FURKÂN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).
Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).
Allahû Tealâ’nın insanların tövbesini kabulü Allah’ın şartına dayalıdır. Allahû Tealâ ölçü veriyor: mü’min olmak veya olmamak. Ne zaman bir insan Allah’a ulaşmayı dilerse, mevcut günahlarının affedilmesi konusunda ilk adımı atmıştır. Mutlak bir sonuca ulaşacaktır. Bir insanın cehennem karanlıklarından cennetin aydınlıklarına ulaştıracak olan tövbe mürşid önünde yapılan bir tövbedir. 12 tane ihsanla yapılacak olan tövbe ki mutlak bir garantiyi ifade ediyor. Bu tövbeyi gerçekleştirmek Allah’a ulaşmayı dilemeye bağlıdır.
O yüzden Mevlana Celaleddin Rumi “Gel, ne olursan ol gel; ister kâfir, ister mecusi, ister putperest ol, gel.” der. Dikkat ederseniz Mevlana bunu kendinden söylemiyor, âyetlere dayanarak söylüyor. Hacc Suresinin 17. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ kâfirlere de hitap ediyor, mecusilere de sesleniyor, putperestlere de sesleniyor ve diyor ki: Allah’a ulaşmayı dileyin. “Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir; yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.”
22/HACC-17: İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ves sâbiîne ven nasârâ vel mecûse vellezîne eşrakû innallâhe yafsılu beynehum yevmel kıyâmeti, innallâhe alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).
Gerçekten âmenû olan (Allah’a ulaşmayı dileyen) kimseler ile haduların (yahudilerin), sabiinlerin (yıldızlara tapanların), hristiyanların, mecusilerin (ateşe tapanların) ve şirk koşanların (putlara tapanların); (onların) arasını Allah, kıyâmet günü mutlaka (cennet ve cehennem ehli olarak) ayıracaktır. Muhakkak ki Allah, herşeye şahittir.
Bu âyet-i kerimede bahsi geçen mecusiler ateşe tapanlar olarak, putperestler puta tapanlar olarak ve kâfirler de inanmayanlar olarak zikrediliyor. Bu âyete baktığımız zaman âmenû olanlar 1, yahudiler 2, sâbiîler 3, hristiyanlar 4, mecusiler 5 ve müşrik olanlar 6. Bu 6 gruptan kim Allah’a ulaşmayı dilerse, o kurtuluştadır. Allah razı olsun.