Muhterem Hocam, yeni tövbemi aldığımda zikirlerimi çekiyordum, mutsuzluk cehenneminden yeni çıkıyordum, sizi aradım onlarca kişiye küstüğümü beni hiç sevmediklerini söylemiştim. Si
Soru
Muhterem Hocam, yeni tövbemi aldığımda zikirlerimi çekiyordum, mutsuzluk cehenneminden yeni çıkıyordum, sizi aradım onlarca kişiye küstüğümü beni hiç sevmediklerini söylemiştim. Siz bana "Sen onları seviyor musun? Onlardan özür dile, onları çok sevgiyle yaklaş, seni af etmeyenlere hediyeler götür. Seni affedene kadar çabala." dediniz. Tek Tek kapılarını çaldım beni affetmeyene hediyeler götürdüm ve benim ayağım yerden kesildi. Sanki şu kainatı Allah sadece benim için yaratmış, o gün bugündür sizin bana verdiğiniz mutluluk formülünü uyguluyorum. Düşman dediklerim şimdi can dostlarım oldu. Tasavvufta olmasına rağmen kendi haklarından vazgeçmenin artıları vazgeçilmezse eksileri nelerdir açıklar mısınız?
Cevap
Evet sevgili kardeşlerim, üç tür davranış biçimi var Kur'ân-ı Kerim'de. Birisi kısas, diğeri af ve kötülüğe karşı hayırla mukabele etmek.
İnsanla Allah arasındaki ilişkilerde ya müjdelemek var ya da uyarmak var. Kimdir uyarılan kişi? Suç işleyen kişi. Uyarılan kişi için Allah'ın kanunu ne? Adalet. Yani Allahû Tealâ El Adl esmasının sahibidir, El Hakk esmasının sahibidir. El Hakk esmasıyla hak ettiğimiz müjdeleri mutlaka veriyor ama El Adl esmasıyla da yapmış olduğumuz kendimize veya başkasına olan zulümleri de bize ne yapıyor? Karşılığını mutlaka veriyor.
İşte biz, eğer bize birisi zulmetmişse, bizim bunu affetmemiz mi yoksa kısas tatbik etmemiz mi? Hangisi bizim için geçerli? Affetmek. A'râf 199'da Allah ne diyor?
7/ARÂF-199 Huzil afve ve’mur bil urfi ve a’rıd anil câhilîn(câhilîne).
Affı ahzet (affı kendine usül edin) ve irfanla emret ve cahillerden yüz çevir.
Sen affet, marufa emret ve cahillerden ne yap? Yüz çevir. Öyleyse sevgili kardeşlerim, çoğu kişi şunu idrak edemiyor: "Ya ben enayi miyim? Ben affedeceğim" Affeden kişi mi enayi? Yoksa affetmeyen kişi mi enayi?" Evet sevgili kardeşlerim, yani siz bir ticarettesiniz. Kazanmak istiyorsanız kazanmanın bir boyutu da affetmek. Affederseniz kazandığınız derecât cebinizde kalıyor.
Affetmezseniz tekrar o kazandığınız derecâtı karşılık vermek suretiyle kaybediyorsunuz. Halbuki Allahû Teâlâ bizden ne istiyor? Devamlı derecât kazanmamızı istiyor.
Devamlı derecât kazanmak nedir? Kim söyleyecek?
Derecât kaybetmek nedir?
Derecât kazanmak nedir?
Derecât kazanmak mutluluk değil mi? Evet. Derecât kazanmak nedir? Mutsuzluk.
Öyleyse eğer affedersek derecât kazanıyorsak bu bizim için mutluluksa, affetmezsek derecât kaybediyorsak mutsuzluksa o zaman neyi tercih etmemiz lazım? Mutluluğu tercih edip affetmemiz lazım. Daha ötesi var mı? Daha ötesi de var. Kötülüğe karşı ne yapmak lazım? İyilik. O zaman Efendimizin deyimiyle "İki katlı ekmek kadayıfı oluyor." Yani bir affettiğin için derecât kazanıyorsun, bir akabinde kötülüğe karşı hayırla mukabele ettiğin için bir kere daha derecât kazanıyorsun ve bu şekilde mutluluklar üzerine mutluluk yaşıyorsun sevgili kardeşlerim.
Öyleyse tasavvufta olmasına rağmen, kendi haklarından vazgeçmenin artıları çok büyük. Hepimizden Allah affetmemizi istiyor. Genellikle şu yanlışı yapıyoruz: "Ben haklıyım, sen haklısın" tartışmasına gidiyoruz. Hocaya birisi gelmiş, davasını anlatmış falan, şu bu.
Hoca demiş ki "Sen haklısın."
"Sen de haklısın" demiş.
Bir 3 şahıs da gelmiş hoca demiş ki, "Ya sen hoca, o da haklı, o da haklı diyorsun."
"Sen de haklısın." demiş.
Sevgili kardeşlerim, haklı olmakla mutlu olmuyoruz. Acaba anlatabildim mi? Fedakarlıkla mutlu oluyoruz? Karşı tarafa gösterdiğimiz fedakarlıkla mutlu oluyorsak, o zaman bunun tartışmasına girmeden mutluluğu seçmeliyiz. İnşaallah.