Muhterem Hocam, yozlaşma içerisinde olduğumuzu fark ettiğimiz zaman bizim yapmamız gereken nedir? Açıklar mısınız?

Soru

Muhterem Hocam, yozlaşma içerisinde olduğumuzu fark ettiğimiz zaman bizim yapmamız gereken nedir? Açıklar mısınız?

Cevap

Yozlaşma, kişinin Allah’ın kendisine tevdi ettiği görevleri bırakması, yapmaması anlamına geliyor. Halk arasında bir söz var: “Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur.” Bakarsan, yozlaşmanın zıttı olan tezkiye ve tasfiyeyi yerine getirirsin. Bakmazsan, o zaman tezkiye ve tasfiye yok. Kendi haline bırakılırsa; her gün biraz daha yozlaşmanın girdabı içerisinde kendini kaybedersin. Ne yapmamız lazım? Yozlaşma içerisinde olmak istemiyorsak, hemen Allah’a ulaşmayı dileyip tövbemizi yenilememiz, tazelememiz ve zikre başlamamız lazım. Çünkü zikir bırakıldığı zaman ki zikrin terk edilmesine sebep olan şeytandır. Mucâdele Suresi’nin 19. âyet-i kerimesinde:

58/MUCÂDELE-19 İstahveze aleyhimuş şeytânu fe ensâhum zikrallâh(zikrallâhi), ulâike hizbuş şeytân(şeytâni), elâ inne hizbeşşeytâni humul hâsirûn(hâsirûne). Şeytan onları kuşattı. Böylece Allah’ın zikrini onlara unutturdu. İşte onlar, şeytanın taraftarlarıdır. Şeytanın taraftarları, gerçekten hüsranda olanlar, onlar değil mi?

Yani şeytan kime zikri unutturmuşsa, o şeytanın tarafıdır. Nitekim Kehf Suresi’nin 28. âyet-i kerimesinde:

18/KEHF-28 Vasbır nefseke meallezîne yed'ûne rabbehum bil gadâti vel aşiyyi yurîdûne vechehu ve lâ ta'du aynâke anhum, turîdu zînetel hayâtid dunyâ ve lâ tutı' men agfelnâ kalbehu an zikrinâ vettebea hevâhu ve kâne emruhu furutâ(furutan). Sabah akşam, O’nun Vechi'ni (Zat’ını) isteyerek Rabbine dua edenlerle beraber nefsini sabırlı tut. Dünya hayatının ziynetini dileyerek gözünü onlardan çevirme! Kalbini zikrimizden gâfil kıldığımız ve hevasına (heveslerine) tâbî olan kimselere isteyerek, işinde haddi aşmış olanlara itaat etme!

“Kalbini zikrimizden gâfil kıldığımız kişiye itaat etme. O, hevasına tâbî olmuştur. Ve onun işi hevasına tâbî olan kimselere itaat etme. Kalbini zikrimizden gâfil kıldığımız, hevasına tâbî olan kimselere itaat etme." Bunlar ikisi, dünya hayatını talep eden, Allah’ın kalbini zikrinden gâfil kıldığı ve hevasına tâbî olan kimseye itaat edilmemesini emir buyuruyor. Kim bunlar? Nisâ Suresi’nin 167, 168, 169. âyet-i kerimelerinde belirtilenler:

4/NİSÂ-167 İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlen baîdâ(baîden). Muhakkak ki inkâr edenler ve Allah’ın yolundan alıkoyanlar (saptırmış olanlar), (mürşidlerine ulaşmadıkları için) uzak bir dalâletle sapmışlardır.

4/NİSÂ-168 İnnellezîne keferû ve zâlemû lem yekunillâhu li yagfira lehum ve lâ li yehdiyehum tarîkâ(tarîkan). Muhakkak ki inkâr edenleri ve zulmedenleri (başkalarını da mürşide ulaşmaktan men edip saptıranları), Allah mağfiret edecek değildir ve yola (Allah’a ulaştıran Sıratı Mustakîm’e) hidayet edecek değildir.

4/NİSÂ-169 İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden). Ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîran). Ancak cehennem yoluna (hidayet eder, ulaştırır), onlar orada ebedîyyen kalacak olanlardır. Ve bu, Allah için kolaydır.

Onlar kâfirdirler ve insanları Allah yolundan saptırırlar. Bunlar kâfirdirler ve zalimdirler. İşte bu, hevasına tâbî olanlar, bunlar nefslerini ilâh edinenlerdir. Allahû Tealâ bunlara itaat etmememizi buyuruyor. Yozlaşmayı insanlara empoze eden bu insanlardır.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 7 Eylül 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20263 dk okuma8