Muhterem Hocam, zikir çekmeyen bir insan tasavvufî eğitim görmediği için tam bilmiyor. Zikrin önemi günümüzde yeterince biliniyor mu?

Soru

Muhterem Hocam, zikir çekmeyen bir insan tasavvufî eğitim görmediği için tam bilmiyor. Zikrin önemi günümüzde yeterince biliniyor mu?

Cevap

Hayır. Yani bir tek dilektir Allah’a ulaşmak.

Zumer Suresinin 9. âyet-i kerimesinde:

39/ZUMER-9 Em men huve kânitun ânâel leyli sâciden ve kâimen yahzerul âhırete ve yercû rahmete rabbih(rabbihî), kul hel yestevîllezîne ya’lemûne vellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne), innemâ yetezekkeru ulûl’elbab(elbâbi).

Gece boyunca secde ederek ve kıyamda (ayakta) durarak kanitin olan, ahiretten çekinen (korkan) ve Rabbinin rahmetini dileyen mi? De ki: "(Hiç) bilenle bilmeyen bir olur mu? Ancak ulûl’elbab (daimî zikir sahipleri) tezekkür eder."

Kimdir bilenler? En alt seviyede Allah’a ulaşmayı dileyenler. Çünkü Zumer Suresi'nin 54. âyet-i kerimesinde:

39/ZUMER-54 Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).

Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

Ama bu dileğin sahibi olmayanlar, onlar nefslerinin hevasına uyanlardan. Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir. Yûnus 7, 8. Onlar hangi âyeti görse îmân etmeyen, irşad yolunu tutmayan A’râf 146, 147 ve Câsiye 23’te hevasına tâbî olan, hastaları engelli olan insanlar.

10/YÛNUS-7 İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).

Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10/YÛNUS-8 Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

7/ARÂF-146 Se asrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minu bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîlâ(sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn(gâfilîne).

Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir.

7/ARÂF-147 Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ ve likâil âhirati habitat a’mâluhum, hel yuczevne illâ mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).

Ve onlar ki; âyetlerimizi ve ahirete ulaşmayı (hayatta iken ruhun Allah’a ulaşmasını) tekzip ettiler (yalanladılar) ve onların amelleri, heba oldu (boşa gitti). Onlar, yaptıklarından başka bir şeyle mi cezalandırılır?

7/ARÂF-148 Vettehaze kavmu mûsâ min ba’dihî min huliyyihim iclen ceseden lehu huvâr(huvârun), e lem yerev ennehu lâ yukellimuhum ve lâ yehdîhim sebîlen ittehazûhu ve kânû zâlimîn(zâlimîne).

Musa (A.S)’nın kavmi, ondan sonra (Musa A.S’ın Tur dağına gitmesinden sonra) ziynet eşyalarından, böğüren (ses çıkaran) bir buzağı heykeli (yapıp) onu (ilâh) edindiler. Onun, onlarla konuşmadığını ve onları yola hidayet etmediğini (hidayete erdirmediğini) görmüyorlar mı? Onu (ilâh) edindiler ve zalimler oldular.

45/CÂSİYE-23 E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveten, fe men yehdîhi min ba’dillâhi, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).

Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?

Ötesi de var mı? Var tabii. Hacc 8’de:

22/HACC-8 Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin).

Ve insanlardan (öyle) kimseler vardır ki; bir ilme, bir hidayetçiye ve nurlu (aydınlatıcı) bir kitaba sahip olmaksızın Allah hakkında mücâdele eder.

İnsanların Allah yolunda teçhiz edilmeleri Allah’ın verdiği ilimle gerçekleşir. Ama cehaletle ilim sahibi olmak arasında köprü kesinlikle bir dilektir. Bu dilek Allah’a ulaşmayı dilemektir.

Dilediğimiz anda Allahû Tealâ derhal kalbimizdeki bu talebi işitir ve görür. Ve Allahû Tealâ bir taraftan o kişiyi ilimle teçhiz ederken öbür taraftan da onun iç dünyasında, dış dünyasında onu Allah’a ulaştıracak olan bütün şartları gerçekleştirir.

Bu kişinin devamlı ilminin artması ancak ve ancak zikrin artışına bağlıdır. Allah Resûlü: “Faydasız ilimden Allah’a sığınırım.” buyuruyor. Kimdir bu faydasız ilmin sahipleri? Kendileri Allah’a ulaşmayı dilemeyen, başkasının dilemesine mâni olan, hevasına tâbî olanlar.

Onun için Allahû Tealâ âyet-i kerimede: Ve Allah’la mücadele eder, ilmi yok. İlmi olmadığına rağmen Allah’la mücadele eder. Bir hidayetçiye tâbii değil. Nurlu bir kitaba, mukaddes bir kitaba, Allah’tan gelen bir kitaba dayanmadan sadece zannıyla Allah’a karşı mücadele ediyor.

O, o inatçı şeytana tâbî olan birisidir. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 20 Ekim 2026Son güncelleme: 20 Ekim 20264 dk okuma0