Muhterem Hocam, zikir deyince ne anlamalıyız?
Soru
Muhterem Hocam, zikir deyince ne anlamalıyız?
Cevap
Aslında zikir deyince Allah'ın isminin art arda tekrarını anlam. Çünkü Allahû Tealâ Ankebut Suresinin 45 âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:
29/ANKEBÛT-45 Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne).
Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.
İşte Allah'a zikrinin en büyük olması Allahû Tealâ'nın insanlar için tayin ettiği mutluluk hedefine ancak zikirle ulaşmamız söz konusu. Cehri zikir, Hafi zikir ve kalp zikri olmak üzere Kur’ân-ı Kerim'de üç çeşit zikir tarif edilmiş. Cehri zikirde Allah isminin sesli olarak art arda tekrarı söz konusu. Hafi zikirde sessiz olarak Allah isminin tekrarı söz konusu ki Allahû Tealâ bunu A'râf Suresinin 205 âyet-i kerimesinde dile getiriyor:
7/ARÂF-205 Vezkur rabbeke fî nefsike tedarruan ve hîfeten ve dûnel cehri minel kavli bil guduvvi vel âsâli ve lâ tekun minel gâfilîn(gâfilîne).
Ve sabah ve akşam vakitlerinde Rabbini kendi kendine, korkarak ve yalvararak, sözün sesli olmayanı ile zikret. Ve gâfillerden olma.
İşte az zikir. Bu âyet-i kerimede farz kılınmış. Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kesilerek Allah'a dön. Gerçekten de zikrin Allah ismiyle olduğunu Allahû Tealâ "Rabbinin ismini zikret." âyetiyle söylüyor:
73/MUZZEMMİL-8 Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.
İşte az zikir. Bu âyet-i kerimede farz kılınmış. Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kesilerek Allah'a dön. Çok zikir Ahzap Suresinin 41 âyet-i kerimesi:
33/AHZÂB-41 Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).
Ey âmenû olanlar! Allah’ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.
Daimî zikir Nisâ 103:
4/NİSÂ-103 Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).
Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.
Şimdi sevgili kardeşlerim, günümüzde bu zikirlerin hiçbirisi yok. Ne az zikir, ne çok zikir, ne daimî zikir. Neden öyle diyoruz? Çünkü Allah'a ulaşma dileği yok. Ne kalmış geride? İslamın beş şartı. İslamın beş şartı vasıta emirleri içeriyor ve insanlar namaz sırası yapılan tesbihatı zikir olarak kabul ediyorlar. Halbuki öyle değil.
Allah'a ulaşma dileği ama arkasından da mutlaka zikir gelmesi lâzım. Allah'ın yanında üç tane zikir mesesi vardır, ifade ettik. Namazın, Kur’ân-ı Kerim tilâvetinin ve zikrullahın beraberce mütala edildiği Ankebut 45'i söyledik.
Bu kainatta en hayırlı, en çok derecat kazandıran, en temiz ibadet zikirdir. Çünkü manevi tekamül zikir merdiveni üzerine bina edilir. Onun ötesinde herşey zikre yardımcıdır. Allahû Tealâ'nın farzı sadece ara sıra zikir yapmak değildir. Daimî zikri farz kılmıştır.
İşte Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in hadîsinde buyuruyor ki:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Tirmizî 5/459, İbni Mâce 2/1245
“Size amellerinizin en iyisini, Rabbinizin huzurunda en temizini ve derecelerinizde en yükseğini, altın ve gümüş infâk etmekten daha hayırlısını, düşmanla karşı karşıya gelip onları öldürmenizden, onların sizi öldürüp şehit etmesinden daha iyisini söyleyeyim mi?” buyurdu. “Evet.” dediler. Resûlullah (S.A.V) şöyle dedi: “Allah’ı zikretmektir.”
Ve Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor: "Ben size Allah'a çok zikretmeyi emrediyorum. Düşmandan kaçan kişi nasıl bir korunaklı kalenin içerisine sığınırsa emin olursa kişi ancak Zikrullah'la Allah'ın azabında kurtulabilir, emin olabilir. Alimlerin uykusu, cahilin ibadetinden daha hayırlıdır."