Muhterem Hocam, zikir kavramının mutlu olmamızda rolü nedir?

Soru

Muhterem Hocam, zikir kavramının mutlu olmamızda rolü nedir?

Cevap

Zikirle mutluluk arasında %100 bir bağlantı vardır. Çünkü mutluluk, nefsin kalbindeki afetlerin azalmasına paralel bir seyir takip ediyor. Nefsin kalbindeki afetlerin azalmasına vasıta olan yegâne ibadet, vasıta zikirdir. Zikir adlı bir ibadete bağlıdır. Bu sebeple zikir, ibadetlerin arasında en önemli yeri işgal eder. Zikir ibadetlerin sultanıdır.

Allahû Tealâ zikri de, çok zikri de ve daimî zikri de farz kılmıştır. Zikrin farz kılındığı âyet, Müzzemmil 8:

73/MUZZEMMİL-8 Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).

Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.

Çok zikir de farz:

33/AHZÂB-41 Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).

Ey âmenû olanlar! Allah’ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.

Allah’ı çok zikirle zikredin. 24 saatlik zaman dilimi içerisinde çok zikir, 13 saat ve daha fazlasını ihtiva ediyor.

Daimî zikir de farz Allahû Tealâ Nisâ Suresi'nin 103. âyet-i kerimesinde:

4/NİSÂ-103 Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).

Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.

“Namazı kılıp bitirdikten sonra ayaktayken, otururken ve yan üstü yatarken Allah’ı zikredin.” İnsanoğlu için bir üçüncü hâl mevcut değil; ya ayaktadır, ya oturuyordur ya da geceleyin yan üstü yatıyordur. Öyleyse Allahû Tealâ bu âyet-i kerime ile 24 saat zikri de bize farz kılmış.

Zikrin kalpte Allah isminin tekrarıyla olduğu zaten Müzzemmil 8’de ifade ediyor. Ve Ra’d 28’de de:

13/RA'D-28 Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).

Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?

Zikrin “Allah, Allah, Allah” diye zikretmek veya dilin hareketiyle ama sessiz zikretmek veya dilin hareketi olmadan içimizdeki sesle kalp zikrini yapmak hepsi Allah’ın katında geçerlidir. Zikrimiz arttıkça mutluluğumuzun da zikrimize paralel olarak arttığını göreceğiz.

Daimî zikre ulaştığımız zaman sonsuz mutlulukları yaşamaya başlarız ki Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyurur ki:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizî 5/459, İbni Mâce 2/1245

“Size amellerinizin en iyisini, Rabbinizin huzurunda en temizini ve derecelerinizde en yükseğini, altın ve gümüş infak etmekten daha hayırlısını, düşmanla karşı karşıya gelip onları öldürmenizden, onların sizi öldürüp şehit etmesinden daha iyisini söyleyeyim mi?” buyurdu. “Evet” dediler. Resûlullah (S.A.V) şöyle dedi: “Allah’ı zikretmektir.”

Öyleyse zikirden daha büyük bir ibadet söz konusu değildir. Allahû Tealâ insan için tayin ettiği hedef mutluluktur. Allah’a kul olmak, Allah’a dost olmak mutlu olmak demektir. Ama bu zikirsiz mümkün değildir. Ankebût sûresinin 45. âyet-i kerîmesinde:

29/ANKEBÛT-45 Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne).

Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.

Kur’ân âyetlerinin tilavetinin bir zikir olduğu, namaz kılmanın da bir zikir olduğu, Allah isminin tekrarının da bir zikir olduğu ifade ediliyor. Bu zikirler arasında en kıymetli olan, Allah isminin tekrarıdır.

Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz buyurur ki: “Zikir ve namazdan gâfil olmayın ki kalpleriniz katılaşmasın.”

İşte zikirsizlik sebebiyle kalpler katılaşıyor. Hadîd 16’da:

57/HADÎD-16 E lem ye’ni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).

Allah’ın zikri ile ve Hakk’tan inen şeyle (Allah’ın nurları ile), âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) kalplerinin huşû duyma zamanı gelmedi mi? Kendilerine daha önce kitap verilip de böylece üzerinden uzun zaman geçince, artık (zikri unuttukları için) kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasıklardır.

Allah’ın zikri ve bu zikirle paralel Hakk’tan inen şeyle huşûya ulaşma zamanı gelmedi mi? Yani uzun zaman geçmesine rağmen zikirsiz (zikretmedikleri bir uzun devresi olmuş) ve kalpleri bu sebeple katılaşmış. Kalpleri katılaşanların Kur’ân’daki adı fâsıklardır. İşte Allahû Tealâ zikir ve namazdan gafil olmayın ki kalpleriniz katılaşmasın.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 22 Ekim 20264 dk okuma1