Muhterem Hocam, zikir yapan bir insandaki değişim çevresine de tesir eder mi? Zikretmek bize ne kazandırır?
Soru
Muhterem Hocam, zikir yapan bir insandaki değişim çevresine de tesir eder mi? Zikretmek bize ne kazandırır?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, şu dünyada ve ahirette Allah’ın bize ulaştırmak istediği her ne özellik varsa hepsi zikirle elde edilir. Zikirsiz nefs tezkiyesi ve tasfiyesi mümkün değil. Zaten nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yoksa da hayat yoktur, din yoktur.
Onun için Peygamber Efendimiz (S.A.V) “Allah şüphesiz ki bu dini nefsinizi ihlâsa ulaştırmak için, yani nefsinizi tezkiye ve tasfiye etmeniz için yarattı.” Eğer nefs tezkiyesi ve tasfiyesi zikirle oluyorsa zikir yoksa din yoktur. Evet, zikir yoksa din yoktur.
O zaman şuraya beraberce bakalım. Zikreden insan eğer mürşidine tâbî ise gerekli şartları yerine getirmiş, 12 tane ihsanla tâbiiyetini gerçekleştiriyor. Zikre başlıyorsa zikir ona iki çift nur getirir. Bir tanesi rahmet ve fazl, diğeri de rahmet ve salâvât.
Ve Allahû Tealâ Nûr Suresinin 21. âyet-i kerimesinde: Allah’ın fazlı ve rahmeti olmasa içinizden hiçbiri ebediyen nefsini tezkiye edemez. Yani Allah’ın fazlı ve rahmeti olmasa içinizden hiçbiri...
24/NÛR - 21
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).
Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir) Alîm’dir (en iyi bilendir).
Ne zaman Allah’ın fazlı ve rahmeti bize ulaşıyor? Hadîd 16’da: O âmenû olanların kalplerini Allah’ın zikri ve Hakk’tan inen şeyle... Âmenû olan kişi kimdir? Allah’a ulaşmayı dileyen.
57/HADÎD - 16
E lem ye’ni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
Allah’ın zikri ile ve Hakk’tan inen şeyle (Allah’ın nurları ile), âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) kalplerinin huşû duyma zamanı gelmedi mi? Kendilerine daha önce kitap verilip de böylece üzerinden uzun zaman geçince, artık (zikri unuttukları için) kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasıklardır.
Allah’ın zikri ve o zikirle birlikte Hakk’tan inen şey rahmet ve fazl. Rahmet içeri giriyor. Kişiyi huşû sahibi kılıyor ve huşû sahibi olan insan ancak mürşidine ulaşıyor.
O zaman zikir yapan bir insandaki değişim çevresine tesir eder mi? Evet. Çünkü o kişi devamlı zikreden bir noktada nefsin manevî kalbindeki afetler yavaş yavaş azalır. Yerini fazıllara bırakır. O zaman o kişinin çevresindeki davranışları faziletli bir insanın davranışları gibi olmaya başlar.
Ve insanlar da ona bakarlar. O güzel değişimi onda görünce onlar da onun gibi olmak isterler. Dolayısıyla iç dünyasını değiştiren, zikirle değiştiren bir insanın ona paralel dış dünyasını da Allahû Tealâ değiştirir ve Allah’la ilişkilerinde en üst seviyedeki bir noktaya Allah onu ulaştırır. Allah razı olsun.