Muhterem Hocam, zorda kalan, belki de bir mucize bekleyen bir kul Allah’a nasıl sığınmalı, nasıl dua etmelidir?
Soru
Muhterem Hocam, zorda kalan, belki de bir mucize bekleyen bir kul Allah’a nasıl sığınmalı, nasıl dua etmelidir?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, bizimle Allah arasındaki ilişki dua üzerine bina edilmiş. Bir gün şunu da öğreneceksiniz aslında Allahû Tealâ kâinatı dua üzerine inşa etmiş. Ve Furkân Suresinin 77. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ: “Duanız olmasa Allah katında ne kıymetiniz var? Rabbim dualarınız olmasa size değer vermez”
25/FURKÂN-77 Kul mâ ya’beu bikum rabbî lev lâ duâukum, fe kad kezzebtum fe sevfe yekûnu lizâmâ(lizâmen).
(Onlara): “Rabbim, dualarınız olmasa size değer vermez. Oysa siz yalanlamıştınız. Fakat (azap) kaçınılmaz olacak.” de.
Öyleyse dua deyip geçmeyin. Dua, Rabbimizi, Allah’ı bir işin yapılması istikametinde davet etmektir. Nasıl zâhirî âlemde bazen gücümüzü aşan bir işle karşılaştığımız zaman dışımızdaki insanlardan yardım istiyorsak, tıpkı bunun gibi. Ben bu misali vermemin sebebi insanlar anlasın diye. Yani soyutu somuta indirmek üzere bu misali verdim.
Öyleyse her zaman biz insanlar bir konunun tamamlanması istikametinde ihtiyaç sahibiyiz. Nitekim Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor: “Ey insanlar! Hepiniz dalâlettesiniz. Hidayete erdirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi hidayete erdireyim."
Öyleyse hidayet noktasında bizim Rabbimize ihtiyacımız var mı? %100 evet. “Ey insanlar, hepiniz Allah’a muhtaçsınız. Ni’metlendirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi ni’metlendireyim.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Müslim - Riyadussalihin s.137
“Ey insanlar! Hepiniz dalâlettesiniz. Hidayete erdirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi hidayete erdireyim.
Ey kullarım, ben zulmü kendime haram kıldım, sizin aranızda da zulmü haram kıldım. O halde birbirinize zulmetmeyiniz.
Ey insanlar! Hepiniz Allah’a muhtaçsınız. Ni’metlendirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi ni’metlendireyim.”
Öyleyse görüyorsunuz ki her yönüyle biz Allah’a ihtiyaç içindeyiz. O zaman çoğu zaman insanlar kendilerini aşan bir durumla karşılaştıkları zaman hemen ümitsizliğe düşerler, yeise düşerler. “Tamam artık bu konuda benim yapabileceğim bir şey yok.” derler. Halbuki öyle değil.
Bizler için imkânsız ama Allah için çok kolay. Bu hem Rabbimizin 99 esmâsından bir tanesi El-Kadîr olması hasebiyle hem de İncil’deki Luka 18:27’de bunu Allahû Tealâ ifade ediyor: “Kullar için imkânsız ama Allah için çok kolay.”
İNCİL
Matta 19:26 İsa onlara bakarak, "İnsanlar için bu imkânsız, ama Allah için herşey mümkündür" dedi.
Markos 10:27 İsa onlara bakarak, "İnsanlar için bu imkânsız, ama Allah için değil. Allah için herşey mümkündür" dedi.
Luka 18:27 İsa, "İnsanlar için imkânsız olan, Allah için mümkündür" dedi.
Öyleyse her hâlükârda bir engelle karşılaşabiliriz. Hiç yeise düşmeyeceğiz. Yapmamız gereken şey ne? Luka 18:27: "İnsanlar için imkânsız olan Allah için mümkündür.” O zaman Rabbimize talepte bulunacağız. İşte burada da Allahû Tealâ Bakara 186’da ölçüyü veriyor: “Kullarım sana Benden sordularsa Ben onlara yakınım.”
2/BAKARA-186 Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, felyestecîbû lî velyu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).
Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
Burada da çok mucize bir olay var bu âyette. Nasıl bir mucize? Dikkat ederseniz başka âyetlerde Allahû Tealâ: “Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz ricalin dışında başka kimseyi vazifeli kılmadık. Bilmiyorsanız zikir ehline sorun.”
21/ENBİYÂ-7 Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.
Bu âyet gereğince de cehaletten kurtulmanın yolu ehl-i zikre sormak. Öyleyse her hâlükârda biz sadece gücümüz açısından zayıf değiliz, ilmimiz açısından da zayıfız yani bir şey bilmiyoruz.
Nitekim Allah’a giden yolda ilk âyet Bakara 216’da Allahû Tealâ şu şekilde dersi bize veriyor. Diyor ki: “Öyle olaylar var ki siz şerr zannedersiniz, belki de hayırdır. Öyle olaylar var ki siz hayır zannedersiniz, belki de şerrdir. Siz bilmezsiniz, Rabbiniz bilir.”
2/BAKARA-216 Kutibe aleykumul kitâlu ve huve kurhun lekum, ve asâ en tekrahû şey’en ve huve hayrun lekum, ve asâ en tuhıbbû şey’en ve huve şerrun lekum vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Savaş, o sizin için kerih olsa da (hoşunuza gitmese de) üzerinize farz kılındı. Ve hoşlanmayacağınız bir şey olur ki, o sizin için bir hayırdır. Ve seveceğiniz bir şey olur ki, o sizin için bir şerrdir. Ve (bütün bunları) Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, hem güç açısından âciziz, zayıfız hem de ilim açısından cahiliz. Bu iki açıdan Rabbimize sığınmak durumundayız. İşte bu sığınmada ne yapılması lazım? Allah’ı davet etmeliyiz, dua etmeliyiz. Hangi konu olursa olsun.
Ne diyelim mesela? Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) Allah’a dua etmiş: “Ya Rabbi, benim ilmimi artır.”
Hangi âyet-i kerimede bu söyleniyor? Tâhâ Suresinin 114. âyeti “Kul Rabbi zidnî ilmen.” Allah Resûlü dua etmiş Allahû Tealâ’ya “Benim ilmimi artır.” diyor.
20/TÂHÂ-114 Fe teâlâllâhul melikul hak(hakku), ve lâ ta’cel bil kur’âni min kabli en yukdâ ileyke vahyuhu ve kul rabbi zidnî ılmâ(ılmen).
İşte Hakk ve Melik olan Allah, Yüce’dir. Ve Kur’ân’ın tamamlanması hususunda O’nun vahyi, sana kada edilmeden (tamamlanmadan) önce acele etme. Ve “Rabbim, benim ilmimi artır.” de.
Biz de ne yapabiliriz? Biz de Rabbimizden talepte bulunacağız. “Ya Rabbi, bize fizik ötesi ilmi ver. İrfanı ver. Hikmeti ver. Ne verirsen..." Yani her zaman Rabbimize ihtiyacımız var. Her zaman Allah’a sığınmak durumundayız. Ve dikkat ederseniz, Allah’a sığınmayı kul nasıl yapabilir? Ne ile yapabilir? Dua ile yapabilir. Başka bir engel çıktı karşınıza, hemen havlu atmak gerekmiyor. Derhal Rabbimize sığınacağız ve Rabbimizden yardım dileyeceğiz.
Mesela Efendimiz çok güzel bir dua bize öğretti. Ne dedi? Allahû Tealâ’nın bize verdiği ev ödevi ne? Bu dünya hayatını yaşarken fizik vücut ölmeden evvel ruhumuzu Allah’a ulaştırmak. Bu bizim ev ödevimiz, vazifemiz. Ama biz tek başımıza bunu yapabilir miyiz? Hayır. Ve Efendimiz şu duayı bize öğretti: “Ya Rabbim, bugüne kadar ne kadar dostların varsa, onlar Sana ruhlarını nasıl ulaştırdılarsa, Sen onların ruhunu nasıl Kendine ulaştırdıysan, ben de Sana ulaşmayı diliyorum. Benim de ruhumu Kendine ulaştır.”
Ve dikkat ederseniz bu duada biz acziyetimizi bildiriyoruz, fakrımızı bildiriyoruz. Ve eğer gerçekten bu talep kalbimizde varsa, Allahû Tealâ’nın bizi hedefe ulaştırmaması mümkün değil. Öyleyse bu şekilde Allah’a daima sığınmalıyız. Allah razı olsun.