Mutluluk / Blog Serisi 08

Kur’ân’a Göre Mutluluk Nedir?

İç dünyada, insanlarla ve Allah ile sulh

15 dk okuma 11 ayet atfı

Mutluluk, insanın iç dünyasında, diğer insanlarla ilişkilerinde ve Allah ile olan ilişkilerinde sulh ve sükûna ulaşmasıdır. Bu sulh ve sükûnun devamlı hâle gelmesi, mutluluğun temel özelliğidir. İnsanın içindeki çatışmaların sona ermesi, başkalarına karşı düşmanlık taşımaması ve Allah’ın emirlerine uyum sağlaması, aynı bütünün birbirini tamamlayan taraflarıdır.

Allahû Tealâ, insanın hem dünya saadetine hem de cennet saadetine ulaşmasını ister. Allah’a kulluk, nefsin arınması ve teslimiyet, insanı bu hedefe ulaştırır. Kur’ân’ın insanlara gösterdiği yol, Allah’a yönelmekle başlayan ve teslimlerle ilerleyen bir mutluluk yoludur.

Yûnus Suresinin 62 ve 63. âyet-i kerimelerinde Allah’ın dostlarından, onların âmenû olmalarından ve takva sahibi oluşlarından bahsedilir. Ardından şöyle buyrulur:

Bu âyetler, Allah’ın dostları için hem dünya hayatını hem de âhireti içine alan bir müjde taşır. Allah’a yönelmek, insanın yaşadığı dünyadaki huzuruyla da ölümden sonraki saadetiyle de ilgilidir. (Yûnus, 10/62-64)

Geçici zevk ile kalıcı saadet arasındaki fark

Mutluluğun kalıcı olması, onu geçici zevklerden ayırır. İnsan bir isteğine kavuştuğunda sevinebilir, hoşuna giden bir olaydan zevk duyabilir. Fakat o olay sona erdiğinde iç dünyasındaki kavga, korku, öfke veya tatminsizlik devam ediyorsa, yaşadığı sevinç henüz devamlı bir saadete dönüşmemiştir.

Bir zevkin yaşanmasıyla, insanın iç dünyasında huzurun yerleşmesi farklıdır. Zevk belirli bir olayla başlayıp bitebilir. Kalıcı mutluluk ise insanın nefsindeki değişimle, Allah ile ilişkisiyle ve başkalarına karşı tutumuyla bağlantılıdır.

Bu sebeple zenginlik, tek başına mutluluğu meydana getirmez. Malı ve imkânları artan insanın nefsindeki kin, haset, öfke ve huzursuzluk kendiliğinden ortadan kalkmaz. Maddî imkânların azlığı da kişinin Allah’a yönelmesine ve bu yolda huzur bulmasına engel değildir. Mutluluğun temeli, insanın neye sahip olduğundan önce, Allah ile ilişkisinin ve nefsinin hangi durumda olduğuyla ilgilidir.

Nahl Suresinin 97. âyet-i kerimesinde, mü’min olarak salih amel işleyen kadın ve erkeğe tayyib bir hayat yaşatılacağı bildirilir. Buradaki salih amel, nefsi tezkiye ve tasfiye eden amellerle açıklanır. Temiz ve güzel bir hayatın, insanın îmânı ve nefsinin arınmasıyla ilişkisi vardır. (Nahl, 16/97)

Mutluluğun ilk cephesi: İç dünya

Mutluluğun ilk cephesi, insanın iç dünyasıdır. İnsanın ruhu hayrı ister. Allah’ın emirlerine itaat etmeyi, yasaklarından uzak durmayı talep eder. Nefsin başlangıçtaki afetleri ise bunlara karşı çıkar. Birbirine zıt talepler, insanın içinde çatışma meydana getirir.

Nefs öfkeye, kine veya intikama yönelirken ruh bunların karşısında yer alır. Akıl, bu talepler karşısında karar verir; davranışlar da bu kararlarla ortaya çıkar. İnsan, nefsinin afetlerine uydukça hem içindeki çatışmayı hem de yanlış davranışlarının ardından gelen huzursuzluğu yaşar.

İç dünyadaki sulh ve sükûn, bu çatışmayı meydana getiren afetlerin temizlenmesiyle yerleşir. Nefsin kalbinde faziletler arttıkça nefsin talepleri değişir. Allah’ın emirlerine karşı koyan yapı zayıflar; ruhun hasletlerine uygun bir yöneliş kuvvetlenir.

Nefs tasfiye edildiğinde, Allah’ın emrine karşı çıkan afetler ortadan kalkar. Ruh da nefs de hayra yönelir. İç dünyadaki kavganın sona ermesi, insanın devamlı huzura ulaşmasının temelidir.

Şems Suresinin 9. âyet-i kerimesi, nefsin arınmasını kurtuluşla birlikte açıklar:

Nefs tezkiyesi bu sebeple insanın mutluluğuyla doğrudan ilişkilidir. Kalbin karanlıkları azaldıkça, bu karanlıkların meydana getirdiği talepler ve huzursuzluklar da azalır.

Mutluluğun ikinci cephesi: Diğer insanlarla ilişkiler

Mutluluğun ikinci cephesi, diğer insanlarla ilişkilerdir. Nefsin afetleri, insanın içindeki çatışmayı dış dünyasına da taşır. Öfke, başkasını inciten sözlere; kin, intikam arayışına; üstünlük isteği, insanları küçümsemeye dönüşebilir. Böylece iç dünyadaki huzursuzluk, insanlar arasındaki ilişkilere yansır.

Dış dünyadaki sulh, kişinin kendi tarafından başkalarına yönelttiği kötülük ve düşmanlığın sona ermesiyle ilgilidir. Nefsindeki afetleri temizlenen insan, başkalarını huzursuz etmek isteyen taleplerden uzaklaşır. İnsanlara faydalı olmak, onları incitmemek ve iyilik ulaştırmak onun davranışlarında yerleşir.

Fussilet Suresinin 34. âyet-i kerimesinde iyilikle kötülüğün eşit olmadığı bildirilir ve kötülüğün en güzel şekilde karşılanması istenir. Bu davranışın, düşmanlık bulunan bir ilişkide dostluğa kapı açması anlatılır. (Fussilet, 41/34)

Burada kişinin kendisine yapılan kötülüğe nasıl karşılık verdiği önem kazanır. Başkasının düşmanlığı karşısında kendi içinde de düşmanlık beslemek, kavgayı sürdürür. Nefsin arınmasıyla insan, kendisine kötülük edene karşı da iyilikle davranabilecek bir olgunluğa ulaşır.

Fussilet Suresinin 35. âyet-i kerimesinde bu haslet, sabır sahipleri ve hazz’ul azîm sahipleriyle birlikte açıklanır. Kötülüğü iyilikle karşılamak, nefsin afetlerinden kurtulmanın davranışlarda görülen neticelerindendir. (Fussilet, 41/35)

Mutluluğun üçüncü cephesi: Allah ile ilişkiler

Mutluluğun üçüncü cephesi, Allah ile ilişkilerdir. Bu ilişkinin muhtevasında Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından sakınmak vardır. İnsan, nefsinin karşı koyuşu sebebiyle ibadetlerden uzaklaşıyor veya yasaklara yöneliyorsa, bu alanda da bir uyumsuzluk yaşar.

Nefs arındıkça Allah’ın emirlerine karşı duyulan isteksizlik azalır. İbadetler, insanın zevk alarak yerine getirdiği vazifelere dönüşür. Allah’ın emrine uymak ve yasak ettiği fiilden uzak durmak, kişiye huzur verir.

İç dünyadaki, dış dünyadaki ve Allah ile ilişkilerdeki mutluluk birbirini tamamlar. Nefsin temizlenmesi insanın taleplerini değiştirir; değişen talepler davranışlara yansır; Allah’a itaat de bu bütün içinde daha güçlü bir hâle gelir.

Mutluluk yolunun başlangıcı

Bu yolun başlangıcı Allah’a ulaşmayı dilemektir. İnsan, dünya hayatını yaşarken ruhunu Allah’a ulaştırmayı kalpten ister. Zumer Suresinin 54. âyet-i kerimesinde Allah’a yönelmek ve O’na teslim olmak birlikte emredilir. Bu yöneliş, teslimiyet yolunun başlangıcıdır. (Zumer, 39/54)

Şûrâ Suresinin 13. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ’nın Kendisine yönelen kişiyi Kendisine ulaştırması açıklanır. İnsan bu dileğin sahibi olur; onu hazırlayan, yardım eden ve ruhunu Kendisine ulaştıran Allah’tır. (Şûrâ, 42/13)

Allah’a ulaşmayı dilemenin ardından mürşide tâbiiyet, ruhun Allah’a ulaşması, fizik vücudun teslimi, nefsin teslimi, muhlis olmak ve iradenin teslimi gelir. Bu safhalar boyunca insanın Allah ile ilişkisi derinleşir; nefsinin kalbi arındıkça yaşayacağı saadet de artar.

Ancak yolun başlangıcıyla bütün teslimlerin tamamlandığı noktayı birbirine karıştırmamak gerekir. Allah’a yönelen kişi, ilerleyeceği yola adım atmıştır. Nefsin bütün afetlerinden temizlenmesi ve devamlı sulh ve sükûna ulaşılması, bu yolun daha ileri safhalarındadır.

Dünya saadeti ve cennet saadeti

Dünya saadeti ile cennet saadeti de aynı şekilde değerlendirilmez. Cennet saadeti, âhirette yaşanacak mutluluktur. Dünya saadeti ise insanın henüz bu hayatı yaşarken ulaşacağı huzurdur.

Allah’a ulaşmayı dilemek, cennet saadetine açılan başlangıçtır. Dünya saadetinin kalpte yerleşmesi ise nefsin tezkiyesi ve tasfiyesiyle kademe kademe ilerler. Ruhun teslim edildiği noktada nefs henüz bütün afetlerinden kurtulmuş değildir. Bu sebeple sonraki teslimlere ve daha ileri bir arınmaya ihtiyaç vardır.

Tezkiyede nefsin kalbindeki karanlıklar azalır. Tasfiyede ise afetlerin tamamen temizlenmesi söz konusudur. Mutluluğun devamlılığı, insanın içindeki kavganın sebeplerinin ortadan kalkmasıyla ilişkilidir.

Zikir kalbi nasıl mutlu eder?

Zikir, kalbin arınmasında temel bir vazife görür. Ra’d Suresinin 28. âyet-i kerimesinde şöyle buyrulur:

Allah’ın ismini zikretmek, Allah’a ulaşmayı dilemekle başlayan ve tâbiiyetle ilerleyen süreçte nefsin kalbinin nurlanmasına vesile olur. Allah’ın nurları kalbe ulaştıkça faziletler yerleşir; afetlerin hâkimiyeti azalır.

Bu sebeple zikrin mutlulukla ilişkisi, yalnız zikredilen anda duyulan bir ferahlıktan ibaret değildir. Zikir, insanın kalbindeki yapının değişmesiyle ilgilidir. Nefsin talepleri değiştikçe insanın kendisiyle, başkalarıyla ve Allah’ın emirleriyle ilişkisi de değişir.

Daimî zikirde nefsin afetlerden temizlenmesi tamamlanır. Âli İmrân Suresinin 191. âyet-i kerimesinde ulûl’elbabın ayaktayken, otururken ve yan üstü yatarken Allah’ı zikrettikleri bildirilir. Bu devamlılık, nefsin teslimi ve kalpteki arınmayla bağlantılıdır. (Âli İmrân, 3/191)

Başkalarını mutlu etmek

Başkalarını mutlu etmek, insanın kendi mutluluğuna da kapı açar. İnsan yalnız kendisine ne verileceğini düşündüğünde, beklentileri ve nefsinin talepleri etrafında yaşar. Başkalarına iyilik ulaştırmayı hedeflediğinde ise dikkatini onların ihtiyaçlarına ve mutluluğuna çevirir.

Bir insana güzel davranmak, ona yardımcı olmak ve gönlünü ferahlatmak için gösterilen gayret, iyiliği yapan kişiye de huzur verir. Başkasının mutluluğu için yaşamak, insanın kendi menfaatini öne çıkaran taleplerden uzaklaşmasını sağlar.

Burada niyetin samimiyeti önemlidir. İyiliği, karşıdaki insanın mutluluğunu gerçekten isteyerek yapmak gerekir. Kişinin gayreti bazen beklediği neticeyi hemen vermeyebilir. Fakat Allah için güzel bir davranışta bulunmaya çalışması, başlı başına bir değer taşır.

İnsanın mutluluk vermek için harekete geçmesi, bütün teslimlerini tamamlamasını bekleyeceği bir vazife değildir. Nefsini arındırma gayretiyle birlikte davranışlarını da güzelleştirebilir. Zikrini artırırken insanlara daha güzel sözler söylemeye, onları incitmemeye ve faydalı olmaya çalışır.

Böylece kalpteki arınmayla davranışlardaki güzelleşme birlikte ilerler. İnsan başkalarına huzur ulaştırdıkça, iyiliğin kendi iç dünyasında meydana getirdiği ferahlığı da yaşar.

İmtihanlarda mutluluk ve sabır

Mutluluk yolunda imtihanlar da vardır. Allah’a yönelmek, dünya hayatındaki bütün güçlüklerin ortadan kalkması anlamına gelmez. Bakara Suresinin 155. âyet-i kerimesinde korku, açlık, mal, can ve ürün eksikliğiyle imtihan edilmekten bahsedilir; sabredenler müjdelenir. (Bakara, 2/155)

İnsan bir imtihan sırasında sıkıntı veya acı duyabilir. Allah’ın dostlarının da acı yaşayabilecekleri, fakat Allah’ın onlara dayanma gücü verdiği açıklanır. Burada hedef, yaşanan güçlüğün içinde Allah ile bağı korumak ve sabırla ilerlemektir.

Hayır, şer ve olayları değerlendirmek

Olayları değerlendirirken yalnız hoşumuza gidip gitmemelerine bakmak yeterli değildir. Bakara Suresinin 216. âyet-i kerimesinde, insanın hoşlanmadığı bir şeyin kendisi için hayır, sevdiği bir şeyin ise şer olabileceği bildirilir. Allah bilir; insan ise her olayın bütün neticelerini bilemez. (Bakara, 2/216)

Hayır, insana derecat kazandıran; şer ise derecat kaybettiren olaylarla açıklanır. Bu sebeple insanın hoşuna giden her şey onu Allah’a yaklaştırmayabilir. Zorlandığı bir olay ise sabrına, arınmasına ve Allah’a yönelmesine vesile olabilir.

Şükür ve hidayet nimetleri

Şükür de bu yolun bir parçasıdır. İbrâhîm Suresinin 7. âyet-i kerimesinde şükredenler için artırma vaadi vardır. Bu artış, hidayet yolundaki ilerleyiş ve Allah’ın ni’metleriyle birlikte açıklanır. (İbrâhîm, 14/7)

Allah’a yönelen insan, kendisine açılan yolu, kalbindeki değişimi ve kendisine yapılan yardımları birer ni’met olarak değerlendirir. Şükrü, yalnız maddî imkânlara bağlı kalmaz; Allah’ın onu hidayete yöneltmesini ve teslimlere hazırlamasını da içine alır.

Kur’ân’a göre mutluluk yolunun bütünü

Kur’ân’ın gösterdiği mutluluk yolunda insan, Allah’a ulaşmayı diler; nefsini tezkiye ve tasfiye eder; ruhunu, fizik vücudunu, nefsini ve iradesini Allah’a teslim etmeye yönelir. Bu ilerleyişin davranışlardaki karşılığı sevgidir, iyiliktir ve başkalarına mutluluk ulaştırmaktır. Kalpteki afetler temizlendikçe iç kavga sona erer; insanın dış dünyasına da Allah ile ilişkilerine de sulh ve sükûn yerleşir.

Merak edilenler

Sık Sorulan Sorular

Kur’ân’a göre mutluluk nedir?

Kur’ân’ın gösterdiği mutluluk yolunda insan, Allah’a ulaşmayı diler; nefsini tezkiye ve tasfiye eder; ruhunu, fizik vücudunu, nefsini ve iradesini Allah’a teslim etmeye yönelir. Bu ilerleyişin davranışlardaki karşılığı sevgidir, iyiliktir ve başkalarına mutluluk ulaştırmaktır. Kalpteki afetler temizlendikçe iç kavga sona erer; insanın dış dünyasına da Allah ile ilişkilerine de sulh ve sükûn yerleşir.

Geçici zevk ile kalıcı mutluluk arasındaki fark nedir?

Mutluluğun kalıcı olması, onu geçici zevklerden ayırır. İnsan bir isteğine kavuştuğunda sevinebilir, hoşuna giden bir olaydan zevk duyabilir. Fakat o olay sona erdiğinde iç dünyasındaki kavga, korku, öfke veya tatminsizlik devam ediyorsa, yaşadığı sevinç henüz devamlı bir saadete dönüşmemiştir.

Mutluluğun üç cephesi nelerdir?

Kur’ân’a göre mutluluk; insanın iç dünyasında, diğer insanlarla ilişkilerinde ve Allah ile olan ilişkilerinde sulh ve sükûna ulaşmasıdır. Bu üç alandaki huzurun devamlı hâle gelmesi, kalıcı mutluluğun temel özelliğidir.

Zikir kalbi nasıl mutlu eder?

Zikir, kalbin arınmasında temel bir vazife görür. Ra’d Suresinin 28. âyet-i kerimesinde şöyle buyrulur: RA’D 28: Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?

Başkalarını mutlu etmek insanı nasıl etkiler?

Başkalarını mutlu etmek, insanın kendi mutluluğuna da kapı açar. İnsan yalnız kendisine ne verileceğini düşündüğünde, beklentileri ve nefsinin talepleri etrafında yaşar. Başkalarına iyilik ulaştırmayı hedeflediğinde ise dikkatini onların ihtiyaçlarına ve mutluluğuna çevirir.

Bu yazıda geçen ayetler
Yûnus-62-64Nahl-97Şems-9Fussilet-34-35Zumer-54Şûrâ-13Ra’d-28Âli İmrân-191Bakara-155Bakara-216İbrâhîm-7
İlgili Konu Rehberleri

Mutluluk ile ilgili sorular

Tümünü Gör