Muhterem Hocam, Âli İmrân-56. âyetinde inkâr edenlerden bahsediyor. Bu âyette ve yüzlerce âyetlerde Allah bizlere bildiriyor. Burada inkâr edenler; hidayeti ve hidayetçiyi inkâr ed
Soru
Muhterem Hocam, Âli İmrân-56. âyetinde inkâr edenlerden bahsediyor. Bu âyette ve yüzlerce âyetlerde Allah bizlere bildiriyor. Burada inkâr edenler; hidayeti ve hidayetçiyi inkâr ediyor diyebilir miyiz?
Cevap
Âli İmrân Suresinin 56. âyetine baktığımız zaman ne görüyoruz?
3/ÂLİ İMRÂN-56 Fe emmellezîne keferû fe uazzibuhum azâben şedîden fîd dunyâ vel âhıreti, ve mâ lehum min nâsirîn(nâsirîne).
Fakat inkâr edenlere ise, o taktirde dünyada ve ahirette şiddetli azapla azap edeceğim. Ve onların bir yardımcısı yoktur.
Evet, inkâr edenler ise, o taktirde dünya ve ahirette şiddetli azaba uğrayacaklardır.
İki âyet evveline bakalım inşaallah: 54, 55, 56.
3/ÂLİ İMRÂN-54 Ve mekerû ve mekarallâh(mekarallâhu), vallâhu hayrul mâkirîn(mâkirîne).
Ve onlar hile yaptılar, Allah da (onlara) hile yaptı. Ve Allah, (hileye karşı) hile yapanların en hayırlısıdır.
“..onlar hile yaptılar, Allah da (onlara) hile yaptı. Ve Allah, (hileye karşı) hile yapanların en hayırlısıdır.”
3/ÂLİ İMRÂN-55 İz kâlellâhu yâ îsâ innî muteveffîke ve râfiuke ileyye ve mutahhiruke minellezîne keferû ve câilullezînettebeûke fevkallezîne keferû ilâ yevmil kıyâmeh(kıyâmeti), summe ileyye merciukum fe ahkumu beynekum fîmâ kuntum fîhi tahtelifûn(tahtelifûne).
Allah, şöyle buyurmuştu: “Ey İsa (A.S)! Muhakkak ki seni vefat ettirecek olan ve seni Kendime (katıma) yükseltecek olan ve kâfirlerden temizleyecek olan Benim. Sana tâbî olanları kıyâmet gününe kadar, kâfirlerden üstün kılacak olan Benim. Sonra sizin merciiniz Benim (dönüşünüz Bana’dır). O zaman sizin ihtilâf etmiş olduğunuz şeyler hakkında aranızda hüküm vereceğim.”
55’e bakalım: “Allah şöyle buyurmuştu: “Ey İsa! Muhakkak ki seni vefat ettirecek olan ve seni katıma yükseltecek olan, kâfirlerden temizleyecek olan Benim. Sana tâbî olanları, kıyâmet gününe kadar, kâfirlerden üstün kılacak olan Benim. Sonra sizin merciiniz Benim (dönüşünüz Bana’dır). O zaman ihtilâf etmiş olduğunuz şeyler hakkında hükmü Ben vereceğim.”
Evet, işte bu. Hz. İsa (A.S)’a tâbî olanlar var, bir de tâbî olmayan (ulaşmayı dilemeyen, tâbiiyeti gerçekleştirmeyenler) var.
İşte bu, ulaşmayı dilemeyen ve tâbiiyeti gerçekleştirmeyenleri; “hem dünyada hem ahirette azaba dûçar edeceğim.”
Gerçekten de Hz. Ali diyor ki: “Ulaşmayı dilemeyenler için musîbetler bir azap, dileyenler için bir imtihan.”
Öyleyse bunlar dilemiyorlarsa, başlarına gelen her musîbet bir azap hükmündedir.
Muhterem Efendimiz'in tefsirinde: Bütün insanlar kalplerinde küfür kelimesiyle doğarlar. Bütün kalpler doğuştan itibaren mühürlüdür. Mühürlü kalpler ise kâfire aittir. Küfrün sahibi ve kalplerindeki küfre malik olan insanlar kâfir adıyla; kalplerinde îmân yazılan insanlar ise mü’minler adıyla anılmaktadır.
Bütün kâfirler aynı zamanda dalâlette olanlardır. Kâfirlerin de, dalâlette olanların da kalpleri mühürlüdür. Bütün kâfirler, bütün dalâlette olanlar aynı zamanda fâsıklardır; onların kalpleri de mühürlüdür. Oysa mühürlü olan kalplerin içinde sadece küfür yazısı vardır. Kimin kalbinin mührünü Allahû Tealâ açmışsa, küfür kelimesini kalpten alır. Mutlaka O, kalbin içine îmân kelimesini yazar.
İşte kâfirler; kişiler kâfirlerse, kalplerinin üzerinde küfür yazıyorsa, kalpler mühürlüyse, bunlar kesinlikle mürşidlerine ulaşmamışlardır. Ulaşmamışlarsa yardımcıları yoktur. Çünkü ancak mürşide ulaştıkları için, mürşid sebebiyle Allahû Tealâ onlara yardımda bulunur. Mürşide ulaşırlarsa kurtuluşa ulaşacaklardır.
Allah’a ulaşmayı dilemeden mürşide ulaştıklarında da, kurtuluşa ulaşacaklarını zannediyorlar. Allah’a ulaşmayı dilemedikçe, Allah 7 tane ni'meti vermez; mürşidini de göstermez. “Mürşide ulaşan kurtuluyormuş” diye devrin imamına bile tâbî olsa, kurtuluşa ulaşamazlar.
Başka bir ifadeyle, mürşide ulaşmadan evvelki 12 tane ihsanı almadıkça, nefsin tezkiyesi için hazırlıklanmadıkça, kalpte 7 şart oluşmadıkça Allah’ın yardımları gelmez. Bunlar olmaksızın hedefe ulaşılmaz. Allah’a ulaşmayı dilemedikçe, kim hangi mürşide ulaşırsa ulaşsın kurtulamaz.
Mürşide ulaşmak, belli şartlara sahip olmadıkça bir kurtuluş değildir. Mürşide ulaşmak daha evvel şartlara bağımlıdır. Allah’a ulaşmayı dileyerek hedefe ulaşılır. Allahû Tealâ burada kâfirlerin kurtuluşunun olmadığını söylüyor. Dünyada ve ahirette insanlara azap var. Dünyada azap; her hatanın arkasından hemen Allahû Tealâ’nın, hem ruhun nefse yaptığı azap (vicdan azabı) ve hem de diğer azapların hepsi peş peşe geliyorlar. Eğer akıllarını başlarına toplayamazlarsa, aynı azap bu sefer işkence ve fiziki azap şeklinde tahakkuk edecektir.