Muhterem Hocam, Allah ile aramıza bir mürşidin girmesine gerek yok mudur?
Soru
Muhterem Hocam, Allah ile aramıza bir mürşidin girmesine gerek yok mudur?
Cevap
"Tabiî ki vardır, farzdır.
Şimdi insanlar dikkat ederseniz, ben peygambere inanıyorum, ben kitaba da inanıyorum diyor ama şeytan,, öyle bir tuzağa düşürmüş ki o peygamber de bir insan, o peygamber de geldiği zaman onun döneminde, bugün şu anda mürşidi inkâr edenlerle aynı safha düştüklerini görüyoruz, onu da inkâr etmişlerdir.
Allahû Tealâ, Bakara Suresinin 118. âyet-i kerimesinde peygamberlerle konuşmuştur:
2/BAKARA-118 Ve kâlellezîne lâ ya’lemûne lev lâ yukellimunâllâhu ev te’tînâ âyeh(âyetun), kezâlike kâlellezîne min kablihim misle kavlihim, teşâbehet kulûbuhum, kad beyyennal âyâti li kavmin yûkınûn(yûkınûne).
Ve (gerçeği) bilmeyenler: “Keşke Allah bizimle konuşsa” veya “Bize de bir âyet gelse” dediler. Bunun gibi onlardan öncekiler de, onların sözlerine benzer (sözler) söyledi. Onların kalpleri birbirine benzedi. Âyetlerimizi, yakîn hasıl eden bir kavim için beyan etmiştik.
Bugün mürşidi inkâr edenlerle Resûlullah (S.A.V)'ın döneminde Resûlullah (S.A.V)’ı inkâr edenler aynı kalbin sahibi, aynı sözler. Dolayısıyla Mürşidi yalanlamak Peygamberi yalanlamakla eş değerdir. Çünkü mürşid dediğimiz 14 asır evvel Resûlullah (S.A.V)’ın döneminde 7 safha 4 teslimi yaşayan sahâbe hepsi birer mürşid olmuşlar ve Yusuf Suresinin 108. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ:
12/YÛSUF-108 Kul hâzihî sebîlî ed’û ilâllâhi alâ basîratin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne).
De ki: “Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek) Allah’a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allah’ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.”
Resûlullah (S.A.V)’ı inkâr edenler sahâbeyi de inkâr edenlerdir, sahâbe birer mürşid. Resûlullah (S.A.V) da Allahû Tealâ’nın Peygamberi. Allah’ın Peygamberi diyorsa ki bana itaat eden Benim sahâbeme de itaat eder. Benim sahâbem Gökteki yıldızlar gibidir, hangisine tâbî olursanız hidayet erersiniz.
Öyleyse Allah Resûlü (S.A.V) Allah’ın Peygamberi sadece ben varım dememiş:
HADÎS-İ şerrİF
Kaynak: İbn Abdilber Camiulilim; 11.110, İbn Hazm ahkam 4 c. 82.
“Benim sahâbem gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olursanız hidayete erersiniz.”
Buyurmuştur. Yani bu sözüyle Resûlullah (S.A.V) mürşidleri tasdik etmiş midir? Evet.
Öyleyse her devirde devrin imamı var ve onu temsil eden vesile olanlar var. Âli İmrân Suresinin 112. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ:
3/ÂLİ İMRÂN-112 Duribet aleyhimuz zilletu eyne mâ sukıfû illâ bi hablin minallâhi ve hablin minen nâsi ve bâû bi gadabin minallâhi ve duribet aleyhimul meskeneh(meskenetu), zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnel enbiyâe bi gayri hakk(hakkın), zâlike bimâ asav ve kânû ya’tedûn(ya’tedûne).
Onların üzerlerine, nerede olurlarsa olsunlar zillet (alçaklık) damgası vuruldu. Ancak Allah'ın ipine (Sıratı Mustakîm'e) ve insanlardan bir ipe (Allah'a ulaştıracak olan mürşide) tutunanlar (ulaşanlar) hariç. (Onlar) Allah'tan bir gazaba uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu. Bu, onların Allah'ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve peygamberleri haksız yere öldürmüş olmaları sebebiyledir. İşte bu, onların (Allah'a) isyan etmelerinden ve haddi aşmış olmalarındandır.
Allah’tan bir ip Kur’ân-ı Kerîm, Sıratı Mustakîm. İnsanlardan ip; Allah’ın Mürşidi ve Nisâ Suresinin 80. âyet-i kerimesinde "Resûle itaat Allah’a itaattir." Mâide Suresinin 35. âyet-i kerimesinde ise Allahû Tealâ açıkça "Vesileye Allah’tan isteyin, her devirde hidayete erdiren asaleten veya vekâleten devrin imamı vardır ama onun dışındakiler hepsi vesiledir." buyurmaktadır.
4/NİSÂ-80 Men yutiır resûle fe kad atâallâh(atâallâhe), ve men tevellâ fe mâ erselnâke aleyhim hafîzâ(hafîzen).
Kim Resûl'e itaat ederse, böylece andolsun ki Allah'a itaat etmiş olur. Ve kim yüz çevirirse, o taktirde Biz seni, onların üzerine muhafız olarak göndermedik.
5/MÂİDE-35 Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
Kur’ân-ı Kerîm’de 10 tane âyet-i kerime mürşidi olmayan dalâlettedir, buyuruyor:
MÜRŞİDE TABİ OLMAYAN (Tarikata Girmeyen) DALÂLETTEDİR (10 AYET)
1. ÂLİ İMRÂN-164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine bir ni’met olmak üzere kendilerinden bir resûl beas eder... Ondan evvel onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.
2. A‘RÂF-186 Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın terkeder.
3. NAHL-36 ...Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik. Allah’a kul olsunlar ve tağuttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını, Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. …
4. KEHF-17 …Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa artık onun için veli mürşid bulunmaz.
5. TÂHÂ-123 …“İkiniz oradan inin! Hepiniz birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tabi olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâki olmaz.”
6. KASAS-50 …eğer sana icabet etmezlerse, bil ki onlar heveslerine tâbidirler. Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın kendi heveslerine tâbi olandan daha çok dalâlette kim vardır? ...
7. ZUMER-23 …İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.
8. CÂSİYE-23 Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah onu ilim üzere dalâlette bıraktı. …Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir?…
9. AHKÂF-32 Ve Allah’ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah’tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.
10. CUMA-2 Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. …Ve daha önce elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.
BAŞLANGIÇTA HERKES DALÂLETTE
1. Bakara-198: … Ve sizi hidayete erdirdiği şekilde siz de O’nu zikredin. Ve siz ondan (hidayetten) önce ise, elbette dalâlette kalanlardandınız.
2. Âli İmrân-164: … (Allah’ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir.
Ondan evvel (Allah’a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.
3. En’âm-77: Ay’ı doğarken görünce: “Benim Rabbim bu.” dedi. Fakat kaybolunca: “Eğer Rabbim beni hidayete erdirmezse, mutlaka dalâletteki kavimden olurum.” dedi.
4. Şuarâ-20: Musa (A.S): “Onu yaptığım zaman ben, dalâlette olanlardandım.” dedi.
5. Şûrâ-52: … sana emrimizden bir ruh (Kur’ân-ı Kerim) vahyettik. Ve sen, kitap nedir ve îmân nedir bilmiyordun. …
6. Cuma-2: … O’nun (Allah’ın) âyetlerini okur, onları tezkiye, onlara Kitab’ı ve hikmeti öğretir. Ve
daha önce (Allah’a ulaşmayı dilemeden evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.
7. Duha-7: Ve seni dalâlette buldu sonra hidayete erdirdi.
Başlangıç noktasında herkes dalâlette ama A’râf Suresinin 27 âyet-i kerimesinde:
7/ARÂF-27 Yâ benî âdeme lâ yeftinennekumuş şeytânu kemâ ahrace ebeveykum minel cenneti yenziu anhumâ libâsehumâ li yuriyehumâ sev’âtihimâ innehu yerâkum huve ve kabîluhu min haysu lâ terevnehum innâ cealnâş şeyâtîne evliyâe lillezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).
Ey Âdemoğulları! Şeytan, sizin ebeveyninizi (anne ve babanızı), onların ayıp yerlerinin görünmesi için elbiselerini soyarak, cennetten çıkardığı gibi sakın sizleri de fitneye düşürmesin. Muhakkak ki; o ve onun kabilesi (topluluğu), sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Muhakkak ki; Biz şeytanları mü’min olmayanlara dost kıldık.
Allah ile kul arasına insanlar zaten girmezler ama Allah kullarından dilediğini diğer kullar ile Kendisi arasına koyar. Tekrar ediyoruz, Allah ile kul arasına insanlar zaten girmezler ama Allah kullarından dilediğini diğer kullar ile Kendisinin arasına koyar.
Bu insanlar ya nebî resûller ya da velî resûllerdir. Bütün resûllerin görevi insanları hidayete erdirmek yani Allah’a ulaştırmaktır. Mürşid de insanı Allah’a ulaştırmak için Allah’la kul arasına girer. Allah’la kul arasında bu mutlaka zaruridir, farzdır. Allah öyle buyuruyor."