Muhterem Hocam, mürşid olarak peşine düştüğüm bir kişi yok. Sadece Kur’ân’a uymaya çalışıyorum. Bir mürşide tâbî olmadan, Kur’ân-ı Kerim’e gerçek mânâda uymak mümkün müdür?

Soru

Muhterem Hocam, mürşid olarak peşine düştüğüm bir kişi yok. Sadece Kur’ân’a uymaya çalışıyorum. Bir mürşide tâbî olmadan, Kur’ân-ı Kerim’e gerçek mânâda uymak mümkün müdür?

Cevap

Hayır. Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz: “Hikmet sahibi âlimin sohbetinde bulunmak, kelâmını işitmek üzerinize farz. Bilin ki Allah ölü kalpleri hikmet nuru ile diriltir.” Öyleyse hikmet nurunun sahibi olan mürşidler (irşada memur ve mezun kılınanlar); ölü kalpler onunla diriliyor. Ve Mâide 35’te “Vesileyi Allah’tan isteyin.” Bakara 45-46: “Hacet namazıyla.” Bunu gerçekleştirin.

5/MÂİDE-35 Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne). Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

2/BAKARA-45 Vesteînû bis sabri ves salât(salâti), ve innehâ le kebîratun illâ alâl hâşiîn(hâşiîne). (Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.

2/BAKARA-46 Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne). Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

Allahû Tealâ’nın indirdiği bir nur olan Kur’ân-ı Kerim, farzların muhtevidir. Kur’ân-ı Kerim, insanlardan bir mürşide tâbî olmayı farz kılmıştır. Mürşide tâbî olmak sadece tarikat yolu değil, aynı zamanda Kur’ân yoludur. Allah’a ulaşmak için aracı olan mürşid, mutlaka gereklidir. Farzdır ve Kur’ân’ın olmazsa olmaz şartıdır.

İşte 10 âyet-i kerime, "Mürşidine tâbî olmayan dalâlettedir." buyuruyor. Ve 7 grup âyet-i kerime, "Dalâlette olanların gideceği yer cehennem."

MÜRŞİDE TÂBÎ OLMAYAN (Tarikata Girmeyen) DALÂLETTEDİR (10 ÂYET) 1. ÂLİ İMRÂN-164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine bir ni’met olmak üzere kendilerinden bir resûl beas eder... Ondan evvel onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler. 2. A‘RÂF-186 Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın terkeder. 3. NAHL-36 ...Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik. Allah’a kul olsunlar ve taguttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını, Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. … 4. KEHF-17 …Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa artık onun için velî mürşid bulunmaz. 5. TÂHÂ-123 …“İkiniz oradan inin! Hepiniz birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.” 6. KASAS-50 …eğer sana icabet etmezlerse, bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? ... 7. ZUMER-23 …İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur. 8. CÂSİYE-23 Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah onu ilim üzere dalâlette bıraktı. …Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir?… 9. AHKÂF-32 Ve Allah’ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah’tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler. 10. CUMA-2 Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. …Ve daha önce elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.

DALÂLETTE OLANLARIN GİDECEĞİ YER CEHENNEM 1. NİSÂ-167 Muhakkak ki inkâr edenler ve Allah’ın yolundan alıkoyanlar, uzak bir dalâletle sapmışlardır. NİSÂ-168 Muhakkak ki inkâr edenleri ve zulmedenleri, Allah mağfiret edecek değildir ve yola hidayet edecek değildir. NİSÂ-169 Ancak cehennem yoluna (hidayet eder, ulaştırır), onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır… 2. A’RÂF-178 Allah kimi hidayete erdirirse artık o hidayete ermiştir. Ve kim dalâlette bırakılırsa, işte onlar, onlar artık hüsrana uğrayanlardır. MU’MİNÛN-103 Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır. 3. A’RÂF-179 Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler. İşte onlar, onlar gâfillerdir. 4. İSRÂ-97 Ve Allah, kimi (Kendisine) ulaştırırsa, artık o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa, o taktirde onlar için O’ndan (Allah’tan) başka dostlar bulamazsın. Ve kıyâmet günü onları kör, dilsiz ve sağır olarak yüzüstü (sürünerek) haşrederiz. Onların me’vası cehennemdir… 5. FURKÂN-34 Cehenneme yüzleri üstü haşredilenler (toplananlar), işte onlar, gideceği mekânı şerrli olanlar ve sebîlden sapanlar (dalâlette kalanlar)dır. 6. YÂSÎN-62 Ve andolsun ki sizden birçoklarını dalâlette bıraktı. Hâlâ akıl etmez misiniz? YÂSÎN-63 Size vaadedilmiş olan cehennem (işte) budur. 7. KAMER-47 Muhakkak ki mücrimler (suçlular), dalâlet ve çılgınlık içindedir.

Ama 7 grup âyet-i kerimede de mürşide tâbî olmayı, Allahû Tealâ bize farz kılıyor: Âli İmrân 31, Âli İmrân 164, Meryem 43, Yâsîn 21, Mu’min 38, Zuhrûf 61, Cuma 2.

ALLAH’A ULAŞMAYI (HİDAYETİ) DİLEYEN – ALLAH’I SEVENLER – SEBÎLİ REŞAD ÜZERİNDE 1. BAKARA-46 …Rab’lerine muhakkak mülâki olacaklarına....yakîn derecesinde inanırlar. BAKARA-156 …"Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız)” derler. 2. BAKARA-249 …O kendilerinin muhakkak Allah’a mülâki olacaklarını kesin olarak bilenler… 3. EN’ÂM-154 …onlar, Rab’lerine mülâki olacaklarına inanırlar… 4. RA’D-2 …Âyetleri ayrı ayrı açıklar ki; böylece Rabbinize mülâki olmaya yakîn hasıl edersiniz. 5. KEHF-110 …Kim Rabbine mülâki olmayı dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın… 6. ANKEBÛT-5 Kim Allah’a mülâki olmayı dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir… 7. İNŞİKAK-6 Ey İnsan! Muhakkak ki sen, Rabbine doğru cehd ile (nefsinle) cihad edersin. Sonunda O’na mülâki olursun.

ALLAH’A ULAŞMAYI (HİDAYETİ) DİLEYEN – MÜRŞİDE TÂBÎ – TARÎKİ VE SIRATI MUSTAKÎM ÜZERİNDE 1. ÂLİ İMRÂN-31 …Allah’ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbî olunuz ki Allah da sizi sevsin… 2. ÂLİ İMRÂN-164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine bir ni'met olmak üzere kendilerinden bir resûl beas eder... 3. MERYEM-43 …bana tâbî ol. Seni, Sıratı Seviye’ye hidayet edeyim. RA’D-7 …Sen, sadece bir uyarıcısın ve bütün kavimler için hidayetçi vardır. 4. YÂSÎN-21 (Tebliğlerine karşılık) sizden ücret istemeyen (bu) kişilere tâbî olun. Ve onlar, mehdilerdir. 5. MU’MİN-38 Ve âmenû olan adam şöyle dedi: “Ey kavmim! Bana tâbî olun ki sizi irşad yoluna ulaştırayım.” 6. ZUHRÛF-61 …Sakın şüphe etmeyiniz! Ve bana tâbî olun, işte bu Sıratı Müstakîm’dir. 7. CUMA-2 Ümmîler arasında kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. Onlara, O’nun (Allah’ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder...

7 âyet-i kerimede, Allah’a ulaşmayı dileyen kişi kalben dilemiş; 7 furkanın sahibi ise 12 tane ihsanla Allah onu mutlaka mürşidine ulaştırıyor ve Allah’ın gösterdiği mürşide tâbî oluyor. Ama Allah’a ulaşmayı dilemediyse, onlar için bir mürşid yok. Ve o zaman da 10 âyet gereğince, mürşidi olmayan kişi 10 âyet gereğince dalâlette. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20266 dk okuma3