Muhterem Hocam, bir misafirimiz "Zikir konusunda insanlarımızın çoğu bunu sürekli yapabilecek kapasitede değil." dedi. Allahû Tealâ daimî zikir emrini sadece o kapasitede olan insan
Soru
Muhterem Hocam, bir misafirimiz "Zikir konusunda insanlarımızın çoğu bunu sürekli yapabilecek kapasitede değil." dedi. Allahû Tealâ daimî zikir emrini sadece o kapasitede olan insanlara mı vermiştir?
Cevap
Tabiî Allahû Tealâ kapasiteyi her gün artırıyor ama bir başlangıç noktası var ki bu bir dilektir. Bu dileğin sahibi olan kişi Allah’ı sevdiğinin de işaretini veriyor. Eğer zikrini artırırsa Allah’a olan sevgisi de artar, çevresindeki insanlara olan sevgisi de artar. Âli İmrân’da 191 de:
3/ÂLİ İMRÂN-191 Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).
Onlar (ulûl'elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): ""Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.
“Onlar ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken Allah’ı zikrederler.” buyuruluyor. Nisâ 103'deki daimî zikir emri de öyle:
4/NİSÂ-103 Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).
Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, ""vakitleri belirlenmiş bir farz"" olmuştur.
“Namazı kılıp bitirdikten sonra ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken Allah’ı zikredin.” Bu imkân dâhilinde. Allah hiç kimseye gücünden fazlasını yüklemez. Daimî zikir hepimizin üzerine farzdır. Bir insan üç hâlde bulunabilir: ya oturuyordur, ya ayaktadır ya da yan üstü yatıyordur. Üç hâlin üçünde de zikrediyorsa, insanın kalbindeki sese, içindeki bir ses eşlik ediyorsa o zaman o kişi daimî zikrin sahibi olmuştur. Bütün mesele o sesi kalbimizin atışlarında devamlı kılmaktır.
Bunu gerçekleştirebilenlerin hepsi önce bir süre zikretmişler, sonra zikri günün yarısının ötesine taşıyıp zahid olmuşlar sonra da daimî zikrin sahibi olarak nefslerini de Allah’a teslim etmişlerdir.