Muhterem Hocam, ehli zikre sorulmayan her konuda zanların devreye girdiğini söylemek mümkün müdür?
Soru
Muhterem Hocam, ehli zikre sorulmayan her konuda zanların devreye girdiğini söylemek mümkün müdür?
Cevap
Hucurât Suresinin 12. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ: "Ey âmenû olanlar! Zandan çok sakının. Bazı zanlar günahtır."
49/HUCURÂT-12 Yâ eyyyuhellezîne âmenûctenibû kesîran minez zanni, inne ba’daz zanni ismun, ve lâ tecessesû ve lâ yagteb ba’dukum ba’dâ(ba’dan), e yuhıbbu ehadukum en ye’kule lahme ahîhi meyten fe kerihtumûh(kerihtumûhu), vettekullâh(vettekullâhe), innallâhe tevvâbun rahîm(rahîmun).
Ey âmenû olanlar! Zandan çok sakının. Muhakkak ki bazı zanlar günahtır. Ve tecessüs etmeyin (merak edip insanların hatalarını araştırmayın). Sizin bir kısmınız diğerlerinin dedikodusunu yapmasın. Hiç sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Elbette ondan tiksinirsiniz. Ve Allah’a karşı takva sahibi olunuz. Muhakkak ki Allah, tövbeleri kabul eden ve Rahîm olandır.
Öyleyse zanla hareket etmemek lâzım. Zan, hiçbir esasa, bir kanuna dayanmayan insanın düşüncesinde oluşan yanlış şeylerin toplamıdır. Bir insan eğer Allah dizaynını bilmiyorsa o sadece zanla hareket eder. Zanneden bir insan ilmi incelediği zaman hangi konuda ise ilmin hakikati oraya ulaşır, o zaman zan biter.
Nefsimizin 19 afetinden bir tanesi de zandır. Allahû Tealâ'nın "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" demekten muradı budur. Bilmeyenler, zanda bulunanlardır, bilenler de Allah'ın hükmü icra edenlerdir.
ORTAK AKIL
NEFS 19 AFETİ ile AKLA Ulaşır
1. Kin ve Nefret
2. Küfür
3. Yalan
4. Zulüm
5. Haset
6. Cehalet
7. Cimrilik
8. Öfke ve Gayz
9. İsyan
10. Sabırsızlık
11. Kibir ve Gurur
12. Hırs ve Şehvet
13. Nankörlük
14. Dedikodu
15. Zan
16. İptilalar (Kötü Alışkanlıklar)
17. Vefasızlık
18. Mürailik
19. Fitne Fesat
RUH 19 HASLETİ ile AKLA Ulaşır
1. Sevgi
2. Îmân
3. Doğruluk
4. Adalet
5. Edep
6. İlim
7. Cömertlik
8. Sekinnet
9. İtaat
10. Sabır
11. Tevazu
12. Kanaat
13. Şükür
14. Ketumiyet
15. Hakikat
16. Faziletler
17. Vefa
18. İhlâs
19. Tevhit
SECDE-9 Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel efidete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
HİCR-26 Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.
ŞEMS-7 Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).
İnsanlar Kur’ân-ı Kerim'i bir tarafa bırakmışlar, zanlarına esir olmuşlar. "Eğer Allah bize bu hakikatleri öğretmeseydi, biz de size öğretemezdik." buyuruyor Efendimiz. Ama durum öyle değil, öğretti. Bizim de öğretmemizi ve size öğretmemizi istiyor. "
"En hayırlınız, Kur’ân-ı Kerim'i öğrenen ve öğretendir."
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buhari, Fezailül Kur'ân 21
Kaynak: Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman 57.
Hayrukum men teâlleme elkur’âne ve âllemehu: “Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğretendir."
"Ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorluklarınızı gideren VELİNİZ OLAN KİMSEYE KATILINIZ, O MEHDİ'DİR."
Tedebbür, tefekkür ve tezekkür... Tedebbür, Kur’ân âyetleriyle tedbir almaktır. Örneğin SÂD Suresinin 28. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ ne buyuruyor? Sad 28'de: "Hiç âmenû olanlarlı (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlarlı yeryüzünde fesat çıkaranlar ya da takva sahiplerini facirlerle bir mi tutarız?"
38/SÂD-28 Em nec’alullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti kel mufsidine fîl ardı em nec’alul muttekîne kel fuccâr(fuccâri).
Hiç âmenû olanları (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanları, yeryüzünde fesat çıkaranlarla ya da takva sahiplerini, facirlerle bir tutar mıyız?
Bir tarafta kişi takva sahibi, diğeri de fücur sahibi. Öyleyse sevgili kardeşlerim, yapılması gereken şey ne? Mutlak surette zanna tâbî olmadan ehli zikre sormak.
Herkes Kur’ân-ı Kerim'i okur. Kur’ân-ı Kerim'in bir kısım âyetleri muhkem âyetlerdir; mânâsı üzerinde onlar kişi tarafından öğrenilebilir. Ama bir kısım müteşabih âyetler; müteşabih âyetlerin mânâsını Allah bilir. İlimde rusuh sahibi olanları "Hepsi Allah'tandır." derler ama onlar da tezekkür edemezler. Tezekkür eden ulûl’elbab; o zaman ulûl’elbaba sormak lâzım. Kişi âyetlerin manasının bir kısmını biliyor, bilmediklerini ulûl’elbaba sormak suretiyle öğrenebilir. Yani Kur’ân'ın bütününe ancak ulûl’elbabla, mürşide tâbî olmakla elde edilebilir.
Zumer 9: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bunu ancak ulûl’elbab tezekkür edebilir."
39/ZUMER-9 Em men huve kânitun ânâel leyli sâciden ve kâimen yahzerul âhırete ve yercû rahmete rabbih(rabbihî), kul hel yestevîllezîne ya’lemûne vellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne), innemâ yetezekkeru ulûl elbâb(elbâbi).
Gece boyunca secde ederek ve kıyamda (ayakta) durarak kanitin olan, ahiretten çekinen (korkan) ve Rabbinin rahmetini dileyen mi? De ki: "(Hiç) bilenle bilmeyen bir olur mu? Ancak ulûl’elbab (daimî zikir sahipleri) tezekkür eder."
Bilenler ulûl’elbabtır, diğerleri de zanlara tâbî olan insanlardır. Allah razı olsun.