Muhterem Hocam, Kur’ân meali okuyorum. Âli İmrân Suresinin 8. âyetinde “Rabbimiz, kalplerimizi saptırma…”, İbrâhîm Suresinin 4. âyetinde ise “…Allah dilediğini hidayete kavuşturur,
Soru
Muhterem Hocam, Kur’ân meali okuyorum. Âli İmrân Suresinin 8. âyetinde “Rabbimiz, kalplerimizi saptırma…”, İbrâhîm Suresinin 4. âyetinde ise “…Allah dilediğini hidayete kavuşturur, dilediğini sapıklıkta bırakır...” deniyor. Allah insanın kalbini saptırır mı da böyle dua ediliyor? Allah insanı sapıklıkta bırakır mı? Meallerde mi yanlışlık var, yoksa benim bilmediğim bir husus mu var? Açıklar mısınız?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, Allah’ın en üst seviyedeki kanunu liyâkat ve mükâfat kanunudur. Neye lâyıksak onun gereğini bize veriyor. Hidayete erdiren de Allah’tır, dalâlette bırakan da Allah’tır.
Kimi Allahû Tealâ hidayete erdiriyor? Kimi dalâlette bırakıyor? Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor: “Ey insanlar! Hepiniz dalâlettesiniz. Hidayete erdirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi hidayete erdireyim.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Muslim - Riyadussalihin s.137
“Ey insanlar! Hepiniz dalâlettesiniz. Hidayete erdirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi hidayete erdireyim.
Ey kullarım, ben zulmü kendime haram kıldım, sizin aranızda da zulmü haram kıldım. O halde birbirinize zulmetmeyiniz.
Ey insanlar! Hepiniz Allah’a muhtaçsınız. Ni'metlendirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi ni'metlendireyim.”
Öyleyse dalâletin zıddı olan hidayet. Hidayetin, kişinin serbest iradesiyle dilemesi halinde Allah onu hidayete erdiriyor. Dalâlette; bunu dilemezse (kalben “Allah’a ulaşmayı” dilemezse), Allah onu dalâlette bırakıyor.
Öte yandan Allah, kalbi (insanın kalbini) saptırır mı? Hayır değil. Kişi eğer fıska düşerse, o zaman Allahû Tealâ, Nahl 106’da zikrettiği gibi onun sadrını (göğsünü) küfre açıyor. Çünkü kendisi bu durumu hak ediyor. “Kalbi îmânla mutmain olmuş olduğu halde zorlanan hariç; kim îmânından sonra (hidayete erdikten sonra), Allah’ı inkâr ederse…”
16/NAHL-106 Men kefere billâhi min ba’di îmânihî illâ men ukrihe ve kalbuhu mutmainnun bil îmâni ve lâkin men şeraha bil kufri sadran fe aleyhim gadabun minallâh(minallâhi), ve lehum azâbun azîm(azîmun).
Kalbi îmânla mutmain olmuş olduğu halde zorlanan kimse hariç, fakat kim îmânından (hidayete erdikten) sonra Allah’ı inkâr ederse ve kim küfre göğüs açarsa (irşad makamından şüphe edip fıska düşerse, kişinin küfrü talebi sebebiyle, Allahû Tealâ, onun göğsünü küfre açar, şerheder), artık Allah’tan bir gazap onların üzerinedir ve onlar için azîm azap vardır.
İşte bir mürşidden şüphe etmek var, bir de Allah’ı inkâr etmek.
”… Allah’ı inkâr ederse, kim küfre göğsünü açarsa…”
Yani birincisi Allah’ı inkâr ederse (Allah’a ulaşmayı dilemek yoktur). Kim küfre göğsü açarsa (irşad makamından şüphe edip fıska düşerse, kişinin küfrü talebi sebebiyle Allahû Tealâ onun göğsünü küfre açar, şerheder), artık Allah’tan bir gazap onların üzerinedir; onlar için azîm azap vardır.” Yani kendisi bunu diyor.
Nasıl hidayete erdiriyordu? Allah’a ulaşmayı dilediği an. Allah onun kalbinde bu talebi gördüğü an; o talebin sahibi kişiyi hidayete erdiriyor Allahû Tealâ.
Ama eğer kalbi talebiyle “Allah’a ulaşmayı dilemek yoktur.” derse, bunu dediği an o zaman küfrü hak etmiştir.
Allah küfre göğüs açarsa (irşad makamından) ondan sonrada o kişinin talebi sebebiyle Allahû Tealâ onun göğsünü küfre açar, şerheder. Yani kendisi talep ediyor, hidayetteyken talep ediyor. Talep ettiği an, o zaman o şekilde bırakıyor.
"Meallerde mi yanlışlık var, yoksa benim bilmediğim?" Hayır. Tekrar ediyorum: Herkes dalâlette. Ama dalâlette olanlardan kim Allah’a ulaşmayı dilerse, onu hidayete erdiriyor; kim dilemezse de dalâlette bırakıyor.
Ama hidayete erdikten sonra tekrar Allah’ı inkâr ederse, yani “Allah’a ulaşmayı dilemek yoktur.” (“Allah’a ulaşmayı dilemek yoktur.” demek, o kişinin göğsünün küfre açılması demektir), irşad makamından şüphe edip fıska düşerse; kişinin küfür talebi sebebiyle (yani “Allah’a ulaşmayı dilemek yoktur.” talebi sebebiyle), Allahû Tealâ onun göğsünü küfre açıyor.