Muhterem Hocam, nefsle cihad hakkında bilgi verir misiniz? Nefsle mücadelenin çeşitleri nelerdir?
Soru
Muhterem Hocam, nefsle cihad hakkında bilgi verir misiniz? Nefsle mücadelenin çeşitleri nelerdir?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, İslam'ın bütün teorik hükümleri, evrensel kanunları Kur’ân-ı Kerim'de yer alıyor. Ama bu Kur’ân-ı Kerim'in hayata geçirilmesi tatbikat-ı tasavvuf tamamıyla nefis tezkiyesi ve tasfiyesine dayalıdır. Nefsle cihad Kur’ân'da nefis tezkiyesi ve tasfiyesi olarak yer almış durumda. Evvela nefisin tezkiye ve tasfiyesini anlatabilmemiz için insanın yaradılışına bakmamız lazım. Allahu Teala Hicr Suresi 26. âyet-i kerimesinde bizi bir fizik bedenle yarattığını buyuruyor.
15/HICR-26 Ve kâle lehum nebiyyuhum inne âyete mulkihî en ye’tiyekumut tâbûtu fîhi sekînetun min rabbikum ve bakiyyetun mimmâ terake âlu mûsâ ve âlu hârûne tahmiluhul melâikeh(melâiketu), inne fî zâlike le âyeten lekum in kuntum mu’minîn(mu’minîne). Ve onların Peygamberi, onlara dedi ki: “Muhakkak ki onun melikliğinin âyeti (delili), içinde Rabbinizden sekînet ve Hz. Musa ailesinin ve Harun ailesinin bıraktığı şeylerden bakiye (kalıntı) bulunan, meleklerin taşıdığı bir tabutun (tahta sandığın) size gelmesidir. Muhakkak ki bunda, sizin için elbette âyet (delil) vardır, eğer siz mü’minlerseniz.”
Bu insanın kalıbı zahiri âleme ait olan vücudumuz ve hâkim hakkın kumandasında çalışan doktorların ihtisas alanı. Ama bu fizik bedenin içerisinde berzah âlemine ait olan bir nefisimiz var. Nefs. Biz insanı bir nefise dizayn ettik. Nefsimizin manevî kalbinde 19 tane hastalık var:
HERKES ANNE KARNINDAN FİZİK VÜCUT VE NEFS İLE DOĞAR NEFSİN 19 AFETİ 1. Kin ve Nefret 2. Küfür 3. Yalan 4. Zulüm 5. Haset 6. Cehalet 7. Cimrilik 8. Öfke ve Gayz 9. İsyan 10. Sabırsızlık 11. Kibir ve Gurur 12. Hırs ve Şehvet 13. Nankörlük 14. Dedikodu 15. Zan 16. İptilalar (Kötü Alışkanlıklar) 17. Vefasızlık 18. Mürailik 19. Fitne Fesat Nefs tezkiyesi nefisimizin manevî kalbindeki afetlerinin %51 kontrol altına alınması, geri kalan %49 karanlığı ihtiva ediyor. Bu bir dilektir. Ve Kur’ân-ı Kerim'de nefisimize karşı cihadı ifade ediyor. İşte sahâbesiyle birlikte dış savaşlardan dönen bir Allah Resûlü:
HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Süyûtî, II, 73; Münâvî, Feyzü’l-Kadir, III, 141/2873; Ali el-Müttaki, IV, 430/11260. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Ashabı ile Tebük Gazvesi’nden dönerlerken Sahâbeye: – Şimdi küçük cihaddan, cihâd-ı ekbere yani en büyük cihada dönüyoruz! buyuruyor. Sahâbe hayretler içinde: – Yâ Rasûlâllah! Hâlimiz meydanda! Bundan daha büyük cihad var mı? dediklerinde Peygamber Efendimiz (S.A.V): – Şimdi büyük cihada, nefis cihadına, nefisin hevâsı ile mücâhedeye dönüyoruz! buyurdular.
Nefsin hevası ile mücahede kişinin 12 tane insanla mürşidine tâbî olmasıyla gerçekleşir. Evvela dış düşmanlarla yapılan bir savaş mutlaka bir kumandanı gerektiriyor ki Allahu Teala bunu en veciz biçimde Bakara Suresi 246, 247, 248. âyet-i kerimelerinde ifade ediyor:
2/BAKARA-246 E lem tera ilel melei min benî isrâîle min ba’di mûsâ, iz kâlû li nebiyyin lehumub’as lenâ meliken nukâtil fî sebîlillâh(sebîlillâhi), kâle hel aseytum in kutibe aleykumul kıtâlu ellâ tukâtil(tukâtilû), kâlû ve mâ lenâ ellâ nukâtile fî sebîlillâhi ve kad uhricnâ min diyârinâ ve ebnâinâ fe lemmâ kutibe aleyhimul kıtâlu tevellev illâ kalîlen minhum vallâhu alîmun biz zâlimîn(zâlimîne). Hz. Musa’dan sonra, İsrailoğulları’ndan ileri gelenleri görmedin mi? Kendi peygamberlerine: “Bizim için bir melik beas et (görevlendir) de Allah’ın yolunda savaşalım.” demişlerdi. (O Peygamber de) dedi ki: “Eğer savaş sizin üzerinize yazılırsa (farz kılınırsa) sizin savaşmamanızdan korkulur." (İleri gelenler): “Biz niçin Allah’ın yolunda savaşmayalım? Yurtlarımızdan ve oğullarımız (arasından) çıkarılmıştık.” dediler. Fakat savaş onların üzerine yazılınca (farz kılınınca) onlardan pek azı hariç, hepsi yüz çevirdiler. Ve Allah zâlimleri en iyi bilendir.
2/BAKARA-247 Ve kâle lehum nebiyyuhum innallâhe kad bease lekum tâlûtemelikâ(meliken), kâlû ennâ yekûnu lehul mulku aleynâ ve nahnu ehakku bil mulki minhu ve lem yu’te seaten minel mâl(mâli), kâle innallâhestafâhu aleykum ve zâdehu bestaten fîl ilmi vel cism(cismi), vallâhu yu’tî mulkehu men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun). Onların Peygamber’i onlara dedi ki: “Muhakkak ki Allah, sizin için melik olarak Talut’u beas etmişti (görevlendirmişti).” Dediler ki: “Bizim üzerimize onun melikliği nasıl olur? Melikliğe biz ondan daha çok hak sahibiyiz (daha çok lâyıkız). Ve de ona maldan bir genişlik (servetçe bolluk) verilmedi.” (Peygamber de) “Muhakkak ki Allah, onu sizin üzerinize (melik) seçti ve onun ilmini (bilgisini) ve cismini (kuvvetini) artırdı. Ve Allah, mülkünü dilediği kimseye verir. Ve Allah, Vâsi’dir (rahmeti ve ilmi herşeyi ihata eder), Alîm’dir (en iyi bilendir).
2/BAKARA-248 Ve kâle lehum nebiyyuhum inne âyete mulkihî en ye’tiyekumut tâbûtu fîhi sekînetun min rabbikum ve bakiyyetun mimmâ terake âlu mûsâ ve âlu hârûne tahmiluhul melâikeh(melâiketu), inne fî zâlike le âyeten lekum in kuntum mu’minîn(mu’minîne). Ve onların Peygamberi, onlara dedi ki: “Muhakkak ki onun melikliğinin âyeti (delili), içinde Rabbinizden sekînet ve Hz. Musa ailesinin ve Harun ailesinin bıraktığı şeylerden bakiye (kalıntı) bulunan, meleklerin taşıdığı bir tabutun (tahta sandığın) size gelmesidir. Muhakkak ki bunda, sizin için elbette âyet (delil) vardır, eğer siz mü’minlerseniz.”
Nasıl dış düşmanlarla yapılan cihatta askerin başında bir kumandan varsa nefis tezkiyesi vesaire ve nefiste cihadın başında da mutlaka Allah'ın tayin ettiği mürşid var. Her devirde devrin imamı en üst seviyedeki mürşidi ifade ediyor. Bu hidayete erdirendir. Ama bir de hidayete vesile olanların hepsi devrin imamını temsil ediyor. Nefsle cihad yapabilmemiz mutlaka mürşide tâbî olmakla mümkündür. Allah razı olsun.