Muhterem Hocam, yabancılar Müslümanlıkta sevginin olmadığını, sevgi hakkında Kur’ân’da hiçbir şey, hiçbir âyet bulunmadığını söylüyorlar. Bu hususta bilgi verir misiniz?

Soru

Muhterem Hocam, yabancılar Müslümanlıkta sevginin olmadığını, sevgi hakkında Kur’ân’da hiçbir şey, hiçbir âyet bulunmadığını söylüyorlar. Bu hususta bilgi verir misiniz?

Cevap

"Sevgili kardeşlerim, din baştan sona sevgiden ibarettir. İnsanla Allah arasındaki ilişki, Muhterem Efendimiz’in bize söylediği; evvel Allah’tan hoşlanmak, daha sonra Allah’ı sevmek, daha sonra Allah’a âşık olmak, daha sonra Allah’a hayran olmayı muhtevasına alıyor.

Kimdir Allah’tan hoşlananlar? Seven sevdiğine koşar. İşte insanlar Allah’ı seviyorlarsa o zaman otomatikman, sevdiği Allah’ın 12 kere üzerine farz kıldığı, ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşma emrini yerine getiriyorlar. Allah’a ulaşmayı diliyorlar. Ama eğer kişi Allah’a ulaşmayı dilemiyorsa, o zaman sevdiğini iddia etse dahi o kişi diliyle söylüyor fakat kalbinde bu sevgi yok, yalan söylüyor.

Kişi mürşidine tâbî olduğu an, bütün kalbiyle Allah’ı seviyor, bütün canıyla Allah’ı seviyor, aklıyla Allah’ı seviyor ve iradesiyle Allahû Tealâ’yı seviyor, gücüyle.

İşte Âl-i İmrân Sûresi’nin 31. âyet-i kerîmesinde: “Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana tâbî olun.” Bu da mürşide tâbiîyeti gerektiriyor. Allah’a ulaşmayı kalben dilemek, Allah sevgisinin işaretidir.

3/ÂLİ İMRÂN-31 Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).

De ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve Allah ""Gafur""dur, ""Rahîm""dir.”

Mürşide tâbî olmak, “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tâbî olun.” kesinlikle bu da ispatıdır. Ve kişi bununla zikirle nefs tezkiyesini gerçekleştirir, ruhunu Allah’a ulaştırıyor, zikirle fizik vücut teslimini yapıyor, zikirle nefs teslimini yapıyor.

Şimdi diyorlar ki İslâm’da sevgi yok. Allah’ı zikretmek sevginin ispatıdır. Sevgi mutluluğun anahtarıdır ve Kur’ân-ı Kerîm’de de Allahû Tealâ zikri çok zikri ve daimî zikri farz kılmış.

İşte Allah’a ulaşmayı dileyen kişi zikretmeye başladığı an, Hadîd Sûresi’nin 16. âyet-i kerîmesi gereğince Allah’a olan sevgisinin bir işareti olan zikri, Allah ismini tekrar etmeye başlarsa, Allah’ın katından rahmet, fazl gelir. Ve yol açılmışsa göğsüne Allah’ın rahmeti kalbine ulaşır. Ve kalbine ulaşan o yüzde ikilik rahmetle Allah ona mürşid sevgisini veriyor ve hacet namazı kılarak mürşidine ulaşıyor.

57/HADÎD-16 E lem ye’ni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).

Allah’ın zikri ile ve Hakk’tan inen şeyle (Allah’ın nurları ile), âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) kalplerinin huşû duyma zamanı gelmedi mi? Kendilerine daha önce kitap verilip de böylece üzerinden uzun zaman geçince, artık (zikri unuttukları için) kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasıklardır.

Birinci safha Allah sevgisiyle, ikinci safha huşû mürşid sevgisiyle, üçüncü safhada kişi zikrini 3-4 saate kadar arttırıyor. Kalbine ulaşan yüzde 51’lik aydınlanma, ruhunu Allah’a teslim ediyor. Bütün kalbiyle Allah’ı seviyor.

Sonra zikrini artırıyor, fizik vücudunu da Allahû Tealâ’ya teslim ediyor, bütün canıyla Allah’ı seviyor. Sonra zikrini artırıyor, küllî zikre ulaşıyor, daimî zikre ulaşıyor, bütün aklıyla Allah’ı seviyor. Sonra tesbihe ulaşıyor, tüm gücüyle Allahû Tealâ’yı seviyor.

Dolayısıyla bunların hepsi Kur’ân’da yer almış durumda. Her teslim basamağı Allah’a olan sevginin işaretidir. Ve teslimler arttıkça kişinin Allah’a olan sevgisi de artar. En sonunda Allah’a hayran olur. Kimdir Allah’a hayran olanlar? İradesini de Allah’a teslim eden, tesbihe ulaşanlardır. Allah razı olsun."

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20263 dk okuma3