Kulluk ve Teslimiyet / Temel Konular

İbadetler Neden Yapılır?

Kur’ân’a göre ibadetin gerçek amacı

20 dk okuma 30 ayet atfı

Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, Kur’ân okumak, Allah’ı zikretmek… Her biri Allah’ın insan için açtığı bir güzellik kapısıdır. Fakat yalnız yapılacak işleri sıralamak yeterli değildir. İnsan bütün bunları niçin yaptığını, namazla, oruçla ve zikirle hangi hedefe yürüdüğünü de bilmelidir.

Bu sorunun cevabı İslâm’ın mânâsında saklıdır: Allah’a teslim olmak. Ruhun, fizik vücudun, nefsin ve iradenin Allah’a teslimi ibadetlerden ayrı bir konu değildir. İbadetler bu teslimlerin yaşanması içindir. Allah’a ulaşmayı dilemekle başlayan yol, ibadetlerle devam eder; nefsin afetlerinin temizlenmesiyle, Allah’ın emirlerine itaatin artmasıyla ve teslimlerin gerçekleşmesiyle ilerler.

İbadet, tamamlanıp geride bırakılacak bir görev gibi düşünülmemelidir. Namazda yöneldiğimiz, oruçta emrine uyduğumuz, infakta rızasını aradığımız ve zikirde ismini tekrar ettiğimiz Allah’tır. Yapılanların birbirinden kopmaması, aynı hedefe yönelmesi gerekir.

Allah’a kul olmakla ibadet etmek arasındaki bağ

İbadet etmek kulun yerine getirdiği vazifeleri anlatır. Allah’a kul olmak ise insanın Allah ile ilişkisinde ulaştığı durumu, teslimleriyle ilerleyen kulluğunu ifade eder. Vazife ile hedef birbirinin yerine konulduğunda yapılan ibadetler sayılır; fakat insanın Allah’a neyi teslim ettiği sorusu cevapsız kalır.

Yaratılışın hedefi Allah’a kul olmaktır. Namaz, oruç ve diğer ibadetler bu hedefin vazgeçilmez parçalarıdır. Ancak ibadet etmek ile dört teslimin tamamını gerçekleştirmek aynı şey değildir. Namazını kılan kişinin önünde de ruhunu Allah’a ulaştırmak, fizik vücudunu, nefsini ve iradesini Allah’a teslim etmek hedefleri vardır.

Buradan ibadetlerin gereksiz olduğu sonucu çıkmaz. Tam tersine, hedef bilindiğinde ibadetin kıymeti anlaşılır. Allah’ın bizim namazımıza, orucumuza veya verdiğimiz mala ihtiyacı yoktur; bizim O’na ihtiyacımız vardır. İbadetlerin kazandırdığı kulluğu, teslimi ve mutluluğu yaşayacak olan biziz.

İbadetlerin yönü: Allah’a ulaşmayı dilemek

İnsan ibadetlerine devam ederken kendisine şu soruyu sormalıdır: Ben Allah’a ulaşmayı diliyor muyum? Buradaki dilek yalnız Allah’ın varlığına inanmak veya ölümden sonra O’na dönüleceğini kabul etmek değildir. Ruhun, dünya hayatı devam ederken Allah’a ulaşmasını kalpten istemektir.

Kalbin bu talebi ibadetlere yön veren başlangıçtır. Allah’a ulaşmayı dilemek ayrı; namaz kılmayı istemek, oruç tutmak veya Kur’ân okumayı öğrenmek ayrıdır. Bunlar birbirine bağlı olabilir; fakat birinin varlığı diğerinin yerine kendiliğinden geçmez. Kulun Allah’a yönelişi kendi kalbinde taşıdığı gerçek bir istek olmalıdır.

Allah’a ulaşmayı dileyen insan, kendisini Allah’a ulaştıracak vesileyi de Allah’tan ister. Bu vesile mürşiddir. Böylece dileğin ardından mürşide tâbiiyet, ardından ruhun Allah’a doğru yolculuğu gelir. İbadetler, özellikle de zikir, bu yolculuğun içinde yerini bulur.

Ra’d Suresinin 27. âyetinde Allah’a yönelenin O’nun tarafından Kendisine ulaştırılması bildirilir. Kul dileyecek; Allah ona yardım edecek, yolunu açacak ve ibadetleri sevdirerek onu hedefine ulaştıracaktır. Allah’ın yardımı ibadetlerin yerine geçen değil, kulun onları sevgiyle yerine getirmesini sağlayan yardımdır.

Yedi safha ve dört teslimde ibadetlerin yeri

Yolun ilk safhası Allah’a ulaşmayı dilemektir. İkinci safhada mürşide tâbiiyet vardır. Üçüncü safhada ruh Allah’a ulaşır ve teslim olur. Dördüncü safhada fizik vücut, beşinci safhada nefs Allah’a teslim edilir. Altıncı safha muhlis olmaktır; yedinci safhada irade de Allah’a teslim edilir. Dört teslim bu yedi safhanın içinde gerçekleşir.

Bu safhalar ibadetlerin karşısına konulmuş başka bir görev listesi değil, ibadetlerin insanı ulaştırdığı hedeflerdir. Ruhun yolculuğu ile nefs tezkiyesi birlikte ilerler. Zikirle nefsin kalbinde nurlar birikirken ruh Allah’a doğru yükselir. Fizik vücudun tesliminde Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından sakınmak bütünlük kazanır; nefsin tesliminde kalpteki afetlerin tamamı temizlenir.

Ruhun Allah’a ulaşması ibadetlerin sona ermesi demek değildir. İlk teslim gerçekleşmiştir; daha ilerideki teslimler vardır. Namaz, oruç, infak ve zikir devam eder. Allah’a yakınlığın artması emirlerden muafiyet değil, onları daha büyük bir sevgi ve itaatle yaşamak demektir.

Namaz: Allah’ın huzurunda olmak

Namaz insanın Allah’a yönelmesidir. Yalnız ayakta durmak, rükûa varmak ve secde etmek değil; bütün bunları Allah için yapmaktır. Vücudun hareketleriyle düşüncenin yöneldiği yer birbirinden kopmamalı, kul namazında Allah’ı düşünmeye çalışmalıdır.

Namazın içindeki kıraat, dua ve yöneliş insanın Allah ile beraberliğinin parçalarıdır. Namazı yalnız üzerimizden düşürülmesi gereken bir borç gibi görmek, onun yaşanabilecek güzelliğini gözden kaçırmaktır. Namazı vaktinde kılmak da bu beraberliğin ciddiyetidir.

Fâtiha’da ne istiyoruz?

Namazda okunan Fâtiha kulun yönünü açıkça gösterir. Kulluk Allah’adır; yardım O’ndan istenir; ulaşılmak istenen yol Sıratı Mustakîm’dir.

Bu ifadeleri okumakla onların içindeki talebi yaşamak birbirini tamamlamalıdır. İnsan Allah’tan kendisini Allah’a ulaştıracak yolu ve o yola vesile olacak mürşidi ister. Hacet namazıyla yapılan istiane de bu yönelişin içindedir.

Beş vakit namaz, kuşluk ve teheccüd

Beş vakit namaz farzdır. Kuşluk ve teheccüd namazları ise bu beş vakte ilâve edilen sünnetlerdir. Yedi vakit namaz denildiğinde beş farz vaktin yanına bu iki namazın eklenmesi anlaşılmalıdır; yedi vaktin tamamını aynı şekilde farz diye anlatmak doğru değildir.

Asıl olan yalnız vakit sayısını artırmak değil, Allah ile beraberliği daha çok yaşamaktır. Namaz uzarken düşünce Allah’tan uzaklaşıyorsa insan dikkatini yeniden Rabbine yöneltmeye çalışmalıdır. İbadetin süresiyle birlikte içindeki yöneliş de önem taşır.

Namazda düşünceler dağılıyorsa

Namaza durduğu hâlde aklı işine, geçmişteki bir konuşmaya veya yapacağı işlere kayan insan, bunu fark ettiğinde yeniden Allah’ı düşünmeye çalışmalıdır. Namaz öncesinde kısa bir süre Allah’ı zikretmek de bu yönelişe yardımcı olabilir. Zikrin artmasıyla kalbin Allah ile beraberliği güçlenir.

Namazın her anında aynı dikkati koruyamamakla insanları aldatmak için namaz kılıyor görünmek birbirine karıştırılmamalıdır. Düşüncesi dağılan kişi bütün namazını değersiz sayıp namazdan vazgeçmemelidir. Huşû, başkalarına gösterilecek bir üstünlük değil, kulun Allah karşısındaki hâlidir.

Oruç: İradeyle nefse karşı durmak

Oruç yalnız aç kalmak değildir. Allah emrettiği için belirlenmiş süre içinde yeme ve içme isteğine karşı iradeyi kullanmaktır. Nefsin her istediğinin hemen yerine getirilmemesi ibadetin önemli bir yönüdür. Fakat orucun iradeyi eğitmesi ile nefsin kalbindeki afetlerin zikirle temizlenmesi aynı olay değildir.

Nefsin yapmak istemediği bir emri yerine getirmek için iradeyi kullanmak mücâhededir. Nefsin istediği yasak bir davranışa izin vermemek riyâzettir. Oruç bu bakımdan bir eğitimdir. Buna karşılık nefsin afetlerinin yerini nurların alması zikirle gerçekleşir. İradeyle bir isteği durdurmak ile kalpte o isteği doğuran afetin azalması arasındaki fark korunmalıdır.

Ramazan orucu farzdır. Ramazan dışındaki perşembe orucu sünnet hayatının bir parçasıdır. Farzla sünnetin yeri ayrı tutulmalı, biri diğerinin yerine geçirilmemelidir. Ramazanı yaşamak yılın geri kalanında Allah ile ilişkiyi bırakmak demek olmadığı gibi, ilâve ibadetler de farzların yerini tutmaz.

Oruç, başkasına sert davranmanın gerekçesi değildir

İnsanın kendi orucunu başkasını incitmenin bahanesi yapması ibadetin maksadıyla bağdaşmaz. Oruç tutmayan birine öfkeyle saldırmak, onu aşağılamak veya zorlamak nefsle mücadele etmek değildir. İbadet insana başkaları üzerinde baskı kurma hakkı vermez. Allah’ın emrini sevdirmek, o emri öfkenin konusu hâline getirmekten farklıdır.

Zekât, birr ve infak: Verirken Allah’ın rızasını aramak

Zekât yalnız veren kişinin Allah ile ilişkisini ilgilendirmez. Verilecek malda ihtiyaç sahibinin de hakkı vardır. Bu yüzden zekâtı ihmal etmek, başkasına ulaşması gereken bir hakkı alıkoymaktır. Nefs malın bütünü üzerinde yalnız kendisinin hakkı bulunduğunu düşündürür; Allah için vermek bu sahiplenmenin karşısında yer alır.

Vermek yalnız artık işimize yaramayanı elden çıkarmak değildir. Sevdiğimiz ve kendimiz için saklamak istediğimiz bir şeyi Allah için verebilmek, nefsin cimriliğine karşı bir tercihtir. Buradaki sevinç bir ihtiyacın karşılanmasına ve Allah’ın emrine uyulmasına bağlıdır.

Birr neden zekâttan ayrı ele alınır?

Bakara Suresinin 177. âyetinde sevilen maldan yakınlara, yetimlere, çalışamaz durumdaki ihtiyaç sahiplerine, yolda kalmış yolculara, muhtaçlara, köle ve esirlere vermek anlatılır; zekât ayrıca zikredilir. Birr, zekât kelimesinin tekrarı değil, zekâtın ötesindeki verme sorumluluğunu da içeren ayrı bir emirdir.

Zekât ve birr için ayrılan pay
İbadetPayMuhteva
ZekâtKırkta bir (%2,5)Farz olan malî yükümlülük
BirrAyrıca kırkta bir (%2,5)Zekâtın ötesindeki verme sorumluluğu

İhtiyacı o anda ortaya çıkmış bir insanın yardımını yalnız belirli bir tarihte vermek alışkanlığı yüzünden geciktirmemek gerekir. Yolda kalmış birinin yoluna devam edebilmesi bugün mümkün olacaksa, ona yapılacak yardım da bugünkü ihtiyacı karşılamalıdır. Malî ibadetin insanla ilgili tarafı burada görünür.

Yardımın ardından başa kakmak

Birine yardım etmek onu kendimize borçlu hissettirmek için değildir. Verdiğini tekrar tekrar hatırlatan ve yardım ettiği kişiyi küçülten insan, verdiği malın yanında bir incinmeye de sebep olur. Kur’ân verme davranışıyla sonrasındaki tavrı birlikte değerlendirir.

Bakara Suresinin 264. âyetinde de sadakaların başa kakma ve eziyetle boşa çıkarılmaması istenir. Yalnız ne kadar verdiğimiz değil, verirken ve verdikten sonra nasıl davrandığımız da önemlidir. Allah’ın rızası için yapılan yardımın hedefi övgü veya ihtiyaç sahibinin üzerinde üstünlük kurmak değildir.

Hac ve kurban: Şeklin içinde takvayı korumak

Hac Allah’ın emrettiği bir ibadettir. Kur’ân bu yükümlülüğü ona ulaşmaya gücü yetmekle birlikte bildirir. Haccın şartları ve imkânı yok sayılarak herkes hakkında aynı değerlendirme yapılmaz.

Hacca gitmek Allah için yapılan bir yolculuktur. Ancak fizik vücudun yaptığı hac yolculuğu ile ruhun hayattayken Allah’a ulaşması birbirinin yerine geçmez. Hac farizasını yerine getirmek, kişinin bütün teslimleri kendiliğinden gerçekleştirdiği anlamına gelmez.

Haccın içindeki davranışlar da ibadetin parçasıdır. Günaha sapmamak, cedelleşmemek ve takva sahibi olmak; yolculuk boyunca bulunduğumuz yerler kadar insanlara karşı nasıl davrandığımızın da önemli olduğunu gösterir.

Kurbanın maddî tarafı ile hangi niyetle ve hangi kulluk içinde yerine getirildiği birbirinden koparılamaz. Hedef yalnız bir töreni tamamlamak değil, Allah’ın emrini O’nun rızasını arayarak yaşamaktır.

Kelime-i şahadet: Söylenen hakikati yaşamak

Kelime-i şahadet Allah’ın tekliğinin ve Hz. Muhammed’in resûllüğünün kabulüdür. Fakat onu söylemek ile İslâm’ın bütün safhalarını yaşamak aynı şey değildir. Dilin söylediği hakikatin kalbin talebine ve hayatın istikametine dönüşmesi gerekir.

İslâm dairesine girmekle mürşide tâbî olup ruhun Allah’a doğru yolculuğuna başlaması ayrı durumlardır. Mürşide tâbiiyet sırasında yapılan tövbe ve şahadet, Allah’a ulaşma hedefiyle birlikte değerlendirilir. Şahadet dilde bırakılmamalı; kabul ile itaat birbirinden uzaklaşmamalıdır.

Kur’ân okumak: Âyetleri hayatın dışında bırakmamak

Kur’ân okumak bir ibadettir. Fakat Kur’ân yalnız sesi güzel duyulsun diye okunacak bir kitap değildir. İçindeki emirlerin anlaşılması ve yaşanması gerekir. Allah’a yönelmeyi okuyan insan yönelmeye, teslim olmayı okuyan insan teslimlere, zikri okuyan insan Allah’ı zikretmeye çağrılır.

Kur’ân ile bağ yalnız harfleri seslendirmekten ibaret tutulmaz. Âyetlerin ilişkisini öğrenmek, Allah’ın insandan ne istediğini anlamak ve bu isteği hayata geçirmek de önemlidir. Kur’ân okumak geniş anlamıyla zikrin içindedir; fakat Allah’ın ismini tekrar ederek yapılacak zikrin yerine geçmez. Zikir yapmak da Kur’ân’ı okuyup anlamayı gereksiz hâle getirmez.

Zikir neden ibadetlerin en büyüğüdür?

Zikrin en büyük ibadet oluşu diğer ibadetleri bırakmak için gerekçe değildir. Namaz, oruç ve zekât kendi yerinde devam eder. Ancak nefsin kalbindeki afetlerin temizlenmesi Allah’ın nurlarının kalbe gelmesiyle gerçekleşir; bu nurların gelişinde zikir temel ibadettir.

İnsan doğru olanı bildiği hâlde nefsinin başka bir şeyi istediğini görebilir. İradesiyle doğruyu seçmesi kıymetlidir; bununla birlikte kalpte bu karşı koyuşu doğuran afetlerin de temizlenmesi gerekir. Nefs tezkiyesi yalnız davranışı dışarıdan durdurmakla değil, nefsin kalbinin değişmesiyle ilgilidir.

Zikrullah, Allah’ın ismini tekrar etmektir

Zikir kelimesi anmak ve hatırlamak mânâlarında da kullanılır. İbadet olarak zikrullah ise Allah’ın ismini “Allah, Allah…” diye tekrar etmektir. Bu tekrar sesli, sessiz veya iç sesle yapılabilir. Kalp zikrinde Allah’ın ismi kalbin atışlarıyla birlikte içten tekrar edilir.

Rabbin isminin zikredilmesi ile O’na ulaşmak birlikte emredilir. Allah’a ulaşmayı dilemek, mürşide tâbiiyet, nefs tezkiyesi ve zikir birbirinden koparılmamalıdır. Vird belirli bir usulle yapılan özel bir zikir çeşididir; günlük virdin yanında yürürken, beklerken veya dinlenirken de Allah’ın ismi anılabilir.

Henüz mürşidine tâbî olmamış insan da Allah’ı zikredebilir ve derecat kazanabilir. Ancak ruhun Allah’a doğru yola çıkması ve nefsin kalbindeki fazl birikimi, Allah’a ulaşma dileğiyle birlikte mürşide tâbiiyeti gerektirir.

Zikirle kalbe gelen nurlar

Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin kalbi Allah’ın yardımlarıyla hazırlanır. Mürşide tâbiiyette kalbe îmân yazılmasıyla, zikirle gelen fazılların nefsin kalbinde birikmesi mümkün olur. Kalbin hazırlığı, tâbiiyet ve zikir birlikte ele alınmalıdır.

Nefsin kalbinde fazıllar yerleştikçe afetlerin hâkimiyeti azalır. Başlangıçtaki yüzde iki rahmete, yedi nefs kademesinde yedişer puanlık fazl birikimi eklenir. Yüzde kırk dokuz fazl ile yüzde iki rahmetin toplamı yüzde elli birdir. Ruhun Allah’a ulaşmasıyla nefs tezkiyesinin bu noktası birlikte gerçekleşir.

Bu, nefsin bütün afetlerinin bittiği anlamına gelmez. Tezkiyede nefsin kalbindeki afetlerin yarısından fazlası temizlenmiştir. Daimî zikirde ise kalpteki afetlerin tamamının temizlenmesi ve nefsin teslimi söz konusudur. İlk teslimin ardından ibadetler bu nedenle devam eder.

Zikirden çok zikre, çok zikirden daimî zikre

Çok zikirde günün zikredilerek geçen kısmı zikirsiz geçen kısmından daha fazladır. Daimî zikirde Allah’ın zikri devamlı hâle gelir.

Zikrin üç hâli içine alması Allah ile beraberliğin hayatın bir köşesinde kalmamasıdır. Zikrin çoğalması yalnız süre hesabı değil; nefsin afetlerinin azalması, Allah’ın emirlerine isteğin artması ve insanlara karşı davranışların güzelleşmesiyle birlikte düşünülmelidir.

Dua, hamd ve şükür: İbadette yardımı Allah’tan istemek

Kul ibadetlerini güzelleştirmek için de Allah’a dua eder. Allah’ı daha çok zikretmeyi, O’na şükretmeyi ve ibadetlerini güzel yapmayı istemek dua hayatının içinde olmalıdır. Yardımı istenen yalnız dünya işlerinin kolaylaşması değil, Allah ile beraberliğin kuvvetlenmesidir.

Dua etmek Allah’ın emirlerini bir kenara bırakarak yalnız kendi isteklerimizin gerçekleşmesini beklemek değildir. Allah’a yönelen insan hem ister hem O’nun davetine cevap verir. Allah’tan yardım istemekle kendisine düşeni yapmak bir aradadır.

Allah’ın verdiği maddî nimetler için şükredilir; manevî nimetler için hamdedilir. Hayat, imkânlar, Allah’a yönelme fırsatı, hidayet ve kalbe ulaşan nurlar nimetin yalnız elde tutulan şeylerden ibaret olmadığını gösterir. Namaz kılabilmenin, zikredebilmenin ve Allah’a yönelebilmenin kendisi de sevinilecek bir imkândır.

İbadetlerden zevk almak nasıl mümkün olur?

İbadet yalnız mecburiyet duygusuyla yapıldığında insan bir an önce bitmesini bekleyebilir. Allah’a sevgi arttığında aynı ibadet Allah ile beraberliğin yaşandığı bir zaman olur. Bu değişimin başlangıcında yine Allah’a yönelmek vardır. Allah’a ulaşmayı kalpten dileyen kişiye Allah yardım eder; ona namazı, orucu ve zikri sevdirir.

Namaz kılarken yalnız namazın bitişini, oruçluyken yalnız iftarı, zikir yaparken yalnız tamamlanacak sayıyı düşünmek yerine bunları Kimin için yaptığımızı hatırlamak gerekir. Sayı, vakit ve şekil korunurken içlerindeki Allah’a yöneliş de canlı tutulur.

Bir gün zorlanmak, dikkatin dağılması veya önceki gün duyulan zevkin aynı yoğunlukta hissedilmemesi ibadeti terk etmek için sebep değildir. Kul eksikliğini görür, Allah’tan yardım ister ve vazifesine döner. Başkasıyla kıyaslamak yerine kendi Allah’a yönelişini güçlendirmeye çalışır.

İbadetin güzelliği davranışlara da taşınmalıdır. Oruç tuttuğu için çevresine öfkesini haklı gören, verdiği yardımla insanları küçülten veya yaptığı zikirle kendisini başkalarından üstün sayan kişi nefsinin bu davranışlardaki payını görmelidir. İbadeti artırırken nefsin afetlerini beslemek değil, temizlenmelerini istemek gerekir.

İbadet hayatın geri kalanından ayrı değildir

Namazın vakti vardır; fakat Allah’a kulluk yalnız o vakitlere sığmaz. Oruç belli sürelerde tutulur; fakat Allah’ın emirlerine itaat orucun sona ermesiyle bitmez. Zekât verilir; fakat insanların hakkını gözetmek yalnız zekât verilen günün vazifesi değildir.

Namaz, diğer ibadetler, hayat ve ölümün Allah için olması ibadeti hayatın dışına ayırmayan bir yöneliştir. İnsan Rabbine namazında yönelirken günlük ilişkilerinde de O’nun emirlerine uymayı ister. İnsanların hakkını korumak, verdiği sözü tutmak ve yardım ettiği kişiyi incitmemek bu bütünden ayrı değildir.

Beyyine Suresinin 5. âyetinde dînde halis kullar olmak, namazı kılmak ve zekâtı vermek birlikte yer alır. Nefsin kalbinin temizlenmesi namazı ve zekâtı gereksiz kılmaz. İhlâs nefsin afetlerinin tamamının temizlenmesiyle ilişkili bir makamdır; insanın kendisini samimi bulması bütün teslimleri tamamladığı anlamına gelmez.

İbadetin hedefi Allah’a teslim olmaktır

İbadetlerin her biri kendi yerinde kıymetlidir. Namaz Allah’a yönelişi, oruç iradeyle nefsin taleplerine karşı durmayı, zekât ve birr Allah için vermeyi hayatın içine taşır. Kur’ân okumak insanı Allah’ın emirleriyle buluşturur. Zikir ise nefsin kalbinin nurlanmasında ve teslimlerin gerçekleşmesinde temel yerini alır.

Hedef yalnız yapılmış ibadetlerden oluşan bir geçmiş biriktirmek değildir. Allah’a kul olmak ruhu, fizik vücudu, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmektir. Kul bu yolda ilerlerken ibadetlerden uzaklaşmaz; onları daha çok sever, Allah’ın yardımlarını daha çok fark eder ve O’nun rızasını daha çok ister.

Yolun başlangıcı kalpten bir dilektir. O dileğin ardından namaz, zikir, oruç, infak ve diğer ibadetler aynı istikamete yönelir. Allah’a ulaşmayı dileyen insan için ibadet, kendisine uzak bir görevler toplamı olmaktan çıkar; Allah ile beraberliğin ve O’na teslim olmanın yaşandığı bir hayat olur.

Merak edilenler

Sık Sorulan Sorular

Namaz kılmak ve oruç tutmak, Allah’a ulaşmayı dilemek yerine geçer mi?

Hayır. Namaz kılmak, oruç tutmak ve diğer ibadetleri yerine getirmek gereklidir; fakat Allah’a ulaşmayı dilemek, ruhun hayattayken Allah’a ulaşmasını kalpten istemektir. Kişinin ibadet ediyor olması, bu dileği ayrıca ele almasını gereksiz kılmaz. Yapılacak olan ibadetleri bırakmak değil, Allah’a ulaşma talebiyle birlikte sürdürmektir.

Zikir en büyük ibadetse yalnız zikir yapmak yeterli olur mu?

Zikrin en büyük ibadet oluşu diğer emirleri ortadan kaldırmaz. Namazın, orucun, zekâtın ve diğer ibadetlerin yeri korunur. Zikir nefsin kalbinin temizlenmesindeki temel ibadettir; namazın veya diğer farzların terk edilmesine izin veren bir istisna değildir. Allah’ın emirlerini birbirinin karşısına koymak yerine birlikte yaşamak gerekir.

Yalnız namaz kılarak veya Kur’ân okuyarak günlük zikir vazifemi yapmış olur muyum?

Namazda Allah’ın anılması ve Kur’ân’ın okunması vardır. Fakat bunlar, Allah’ın ismini tekrar ederek yapılan zikrin yerine geçirilmez. Namaz namaz olarak, Kur’ân okumak da kendi yerinde yerine getirilir. Kişi bunların yanında zikrine de devam eder. Aynı hedefe yönelmeleri, bütün ibadetlerin aynı uygulama olması demek değildir.

Yedi vakit namazın tamamı farz mıdır?

Hayır. Beş vakit namaz farzdır. Kuşluk ve teheccüd sünnet olarak ilâve edilir. Bu sebeple yedi vakit namazdan bahsederken, beş farz vakitle ilâve sünnetleri birbirinden ayırmak gerekir. Farzın korunması ve sünnetin yaşanması kendi yerlerinde değerlendirilir.

İbadet yapıyorum ama hâlâ öfkeleniyorum. Bu neyi gösterir?

İbadet yapmakla nefsin bütün afetlerinin bir anda sona ermesi aynı şey değildir. Nefs tezkiyesi bir süreçtir; nefsin tesliminde afetlerin tamamı temizlenir. Kişi öfkesini ibadetleriyle haklı çıkarmak yerine nefsinde temizlenmesi gerekeni görmelidir. Namazına, zikrine ve Allah’ın emirlerine devam ederken yanlış davranışını da düzeltmeye çalışmalıdır.

Hacca gidemeyen kişi Allah’a ulaşma yoluna giremez mi?

Hac, gücü yetenlere farz kılınmıştır. Hacca gidebilme imkânı ile ruhun Allah’a ulaşmasını dilemek aynı şey değildir. İnsan, maddî imkânı hacca elvermediği için Allah’a yönelmeyi ertelememelidir. Allah’a ulaşmayı dilemekle başlayan yol, mal varlığına veya bir hac yolculuğunu önceden tamamlamaya bağlanmaz.

Ruh Allah’a ulaştıktan sonra namaz ve zikir bırakılır mı?

Hayır. Ruhun Allah’a ulaşması ilk teslimdir. Fizik vücudun, nefsin ve iradenin teslimleri henüz ileridedir. İbadetler devam eder; zikir artar. Allah’a yakınlık kulluğun sonu değil, daha ileri seviyede yaşanmasıdır. Hiçbir teslim Allah’ın emirlerini değersiz hâle getirmez.

İbadetlerimi güzelleştirmek için nereden başlamalıyım?

Önce hedefini açıkça ortaya koy: Ruhunun hayattayken Allah’a ulaşmasını kalpten dile. Allah’tan O’na ulaştıracak mürşidini iste. Namazını, zikrini ve diğer vazifelerini birbirinden koparmadan sürdür. Allah’ı zikretmek, O’na şükretmek ve güzel ibadet etmek için yardımını iste. Yalnız yaptığın işin sayısına değil, Allah’a yönelişine ve insanlara davranışlarına da bak.

Bu yazıda geçen ayetler
Zâriyât-56Zümer-54Mâide-35Ra’d-27Tâhâ-14Nisâ-103Fâtiha-5Fâtiha-6Bakara-45İsrâ-79Bakara-183Bakara-185Âli İmrân-92Bakara-177Bakara-263Bakara-264Âli İmrân-97Bakara-197Hacc-37Bakara-121Ankebût-45Muzzemmil-8Nûr-21Zümer-23Ahzâb-41Âli İmrân-191Bakara-186Bakara-152En’âm-162Beyyine-5
İlgili Konu Rehberleri

Namaz ile ilgili sorular

Tümünü Gör